Başında sü olan 6 harfli 44 kelime var. Sü ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde sü olan kelimeler listesine ya da sonu sü ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında sü bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Sü Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
SÜ, ÜS
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- SÜNEPE
-
-
[sıfat]
Kılıksız ve uyuşuk, sümsük (kimse)
- "Kızın adı Handan'dı çünkü o sünepe herif vagona koşarken Handan diye bağırmıştı."
-
[sıfat]
Kılıksız ve uyuşuk, sümsük (kimse)
- SÜLFÜR
-
Kelime Kökeni: Fransızca sulfure
-
[isim, kimya]
Kükürdün başka bir elementle yaptığı bileşik
-
[isim, kimya]
Kükürdün başka bir elementle yaptığı bileşik
- SÜLFAT
-
Kelime Kökeni: Fransızca sulfate
-
[isim, kimya]
Sülfürik asidin tuzu veya esteri
-
[isim, kimya]
Sülfürik asidin tuzu veya esteri
- SÜLFİT
-
Kelime Kökeni: Fransızca sulfite
-
[isim, kimya]
Sülfürlü asit tuzu
-
[isim, kimya]
Sülfürlü asit tuzu
- SÜMTER
-
-
[isim, bitki bilimi]
Kırmızımtırak, küçük taneli sert buğday
-
[isim, bitki bilimi]
Kırmızımtırak, küçük taneli sert buğday
- SÜTSÜZ
-
-
[sıfat]
İçinde süt bulunmayan, süt katılmadan yapılan
- "Sütsüz irmik helvası."
-
Az süt veren
- "İşe yaramaz, cansız bir merkebimiz vardı. Sütsüz ve kavruk bir de dişi devemiz."
-
Körpe olmayan; kart (I)
- "Sütsüz mısır."
-
[mecaz]
Kötü soydan gelen, sütü bozuk (kimse)
- "Fakat karıncayı incitmekten korkan, rikkatli, merhametli bir kadın için böyle sütsüz mahluklarla uğraşmak ne zor!"
-
[sıfat]
İçinde süt bulunmayan, süt katılmadan yapılan
- SÜTLAÇ
-
-
[isim]
Süt, şeker ve pirinçten yapılan bir tatlı türü; sütlü
- "Eline sağlık, ağacığım, sütlaç enfesti."
-
[isim]
Süt, şeker ve pirinçten yapılan bir tatlı türü; sütlü
- SÜRÜCÜ
-
-
[isim]
Karada kullanılan motorlu araçları sürüp yöneten kimse; şoför, taşıtçı
- "Hangi dolmuşa binersen bin, uzat parayı sürücüye, sürücü hemen elinin tersiyle iter."
-
[isim]
Karada kullanılan motorlu araçları sürüp yöneten kimse; şoför, taşıtçı
- SÜTANA
-
-
[isim]
Bakınız sütanne
-
[isim]
Bakınız sütanne
- SÜRGÜN
-
-
[isim]
Ceza olarak belli bir yerin dışında veya belli bir yerde oturtulan kimse; menfa
- "Sürgünü yalnız memleket hasreti yıkmaz, yıkması için bu hasrete utandırıcı bir gönül yarası karışmalıdır."
-
Sürülme işi; nefiy
- "Sürgün benim için ölüm gibi bir şey olmuştu."
-
Bir kimsenin sürüldüğü yer
- "Sürgünlerde çile dolduruyordu en güzel yaşında."
-
Bakınız filiz (I)
-
Bakınız ishal
-
[isim]
Ceza olarak belli bir yerin dışında veya belli bir yerde oturtulan kimse; menfa
- SÜRGİT
-
-
[zarf]
Bakınız ilelebet
- "Buna hiçbir zaman içtenlikle karar veremedim doğrusu, kesinlikten sürgit kaçındım."
-
[zarf]
Bakınız ilelebet
- SÜZÜCÜ
-
-
[sıfat]
Süzme özelliği olan
-
Süzen
- "Tereddütlü, tevekkül içerisinde, fıldır fıldır gözleriyle süzücü bakışlarını etrafta gezdiriyor."
-
Süzme işini yapan (kimse)
-
[sıfat]
Süzme özelliği olan
- SÜRMEK
-
-
[-e, -i]
At, araba vb. için yönetip yürütmek, sevk etmek
- "Azapların güneş görmeyen, erkeklerden saklanan güzel kızları şimdi üstlerine eski elbiselerini giymişler, başlarına yırtık şallarını örtmüşler, kimisi araba sürüyor, kimisi yerde yürüyor."
-
Başlamış bir iş veya durum devam etmek
-
Önüne katıp götürmek
- "Koyunları sürmek."
-
Uzatmak, ileri doğru itmek
- "Kahveyi ısıtıyor, suyu dolduruyor, cezveyi sürüyor, fincanı boşaltıyor."
-
Dokundurmak, değdirmek
- "Yüzümü saçlarına sürmek için başımı eğdim."
-
Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek; nefyetmek
- "Mütarekede İngilizler onu Malta'ya sürdüler."
-
Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek
- "Avucuna doldurup kokluyor; ensesine, şakaklarına, boynuna sürüyor."
-
[ticaret]
Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak
- "Satılamayan ne kadar bayat, bozuk mal varsa pansiyonerlere sürerler."
-
Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak
-
[-i]
Herhangi bir durum içinde bulunmak
- "Dört duvar arasında bir memur hayatı sürüyordu."
-
[-i]
Pulluk veya sabanla toprağı işlemek
- "Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi."
-
[nesnesiz]
Olmaya devam etmek
- "Baygınlığım ne kadar sürdü bilmiyorum."
-
[nesnesiz]
Zaman geçmek
- "Çok sürmez, her şey düzelir."
-
[nesnesiz]
Zaman almak
- "Her odanın ziyareti bir saat sürmüştü."
-
[bitki bilimi]
Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek
- "Bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, rutubetli toprakta bir bir arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı."
-
[nesnesiz]
Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak
-
[-i, -den]
Kovmak, kovalamak, uzaklaştırmak
-
Pencere, kafes kanatları bir tarafa iterek açmak veya kapamak
-
[-e, -i]
At, araba vb. için yönetip yürütmek, sevk etmek
- SÜSMEK
-
-
[-i]
Bakınız boynuzlamak
- "Koç çocuğu süsmüş."
-
[-i]
Bakınız boynuzlamak
- SÜZENİ
-
Kelime Kökeni: Farsça sūzen + Arapça -ī
-
[isim]
Kasnağa gerilmiş kumaşa iğne veya tığla yapılan bir nakış türü
- "Tülbent üzerine suzeni işinde büyük bir ustalıkla muvaffakiyetler gösterdiğinden bahsedenler vardı."
-
[isim]
Kasnağa gerilmiş kumaşa iğne veya tığla yapılan bir nakış türü
- SÜNNET
-
Kelime Kökeni: Arapça sunnet
-
[isim, din bilimi]
Hz. Muhammed'in Müslümanlarca uyulması gerekli sayılan davranışları, onayları ve herhangi bir konuda söylemiş olduğu sözleri
-
Erkek çocukta, erkeklik organının ucundaki derinin çepeçevre kesilmesi
-
Bakınız sünnet düğünü
-
[isim, din bilimi]
Hz. Muhammed'in Müslümanlarca uyulması gerekli sayılan davranışları, onayları ve herhangi bir konuda söylemiş olduğu sözleri
- SÜVARİ
-
Kelime Kökeni: Farsça sevārī
-
[sıfat, askerlik]
Bakınız atlı
-
[isim, denizcilik]
Ticaret gemilerinde kaptanlık yapan kimse
- "Gemi istim üstünde, kalkması yakın. Demir almak için süvari bekleniyordu."
-
[sıfat, askerlik]
Bakınız atlı
- SÜRTÜŞ
-
-
[isim]
Sürtmek işi
-
[isim]
Sürtmek işi
- SÜZGÜN
-
-
[sıfat]
Biraz zayıflamış, güçsüzleşmiş; süzük
- "Dikkat ettim, süzgün bir yüzü, güzel kirpikleri, nemli, şeffaf dudakları vardı."
-
[sıfat]
Biraz zayıflamış, güçsüzleşmiş; süzük
- SÜĞMEK
-
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek; süvmek
-
Dal üstünde sürgün vermek; süvmek
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek; süvmek