Başında sü olan 6 harfli 44 kelime var. Sü ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde sü olan kelimeler listesine ya da sonu sü ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında sü bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Sü Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

S Ü

2 Harfli Kelimeler

SÜ, ÜS

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

SÜNEPE

  1. [sıfat] Kılıksız ve uyuşuk, sümsük (kimse)
    • "Kızın adı Handan'dı çünkü o sünepe herif vagona koşarken Handan diye bağırmıştı." (Tarık Buğra)
SÜLFÜR

Kelime Kökeni: Fransızca sulfure

  1. [isim, kimya] Kükürdün başka bir elementle yaptığı bileşik
SÜLFAT

Kelime Kökeni: Fransızca sulfate

  1. [isim, kimya] Sülfürik asidin tuzu veya esteri
SÜLFİT

Kelime Kökeni: Fransızca sulfite

  1. [isim, kimya] Sülfürlü asit tuzu
SÜMTER

  1. [isim, bitki bilimi] Kırmızımtırak, küçük taneli sert buğday
SÜTSÜZ

  1. [sıfat] İçinde süt bulunmayan, süt katılmadan yapılan
    • "Sütsüz irmik helvası."
  2. Az süt veren
    • "İşe yaramaz, cansız bir merkebimiz vardı. Sütsüz ve kavruk bir de dişi devemiz." (Necip Fazıl Kısakürek)
  3. Körpe olmayan; kart (I)
    • "Sütsüz mısır."
  4. [mecaz] Kötü soydan gelen, sütü bozuk (kimse)
    • "Fakat karıncayı incitmekten korkan, rikkatli, merhametli bir kadın için böyle sütsüz mahluklarla uğraşmak ne zor!" (Haldun Taner)
SÜTLAÇ

  1. [isim] Süt, şeker ve pirinçten yapılan bir tatlı türü; sütlü
    • "Eline sağlık, ağacığım, sütlaç enfesti." (Yusuf Ziya Ortaç)
SÜRÜCÜ

  1. [isim] Karada kullanılan motorlu araçları sürüp yöneten kimse; şoför, taşıtçı
    • "Hangi dolmuşa binersen bin, uzat parayı sürücüye, sürücü hemen elinin tersiyle iter." (Muzaffer İzgü)
SÜTANA

  1. [isim] Bakınız sütanne
SÜRGÜN

  1. [isim] Ceza olarak belli bir yerin dışında veya belli bir yerde oturtulan kimse; menfa
    • "Sürgünü yalnız memleket hasreti yıkmaz, yıkması için bu hasrete utandırıcı bir gönül yarası karışmalıdır." (Refik Halit Karay)
  2. Sürülme işi; nefiy
    • "Sürgün benim için ölüm gibi bir şey olmuştu." (Reşat Nuri Güntekin)
  3. Bir kimsenin sürüldüğü yer
    • "Sürgünlerde çile dolduruyordu en güzel yaşında." (Yusuf Ziya Ortaç)
  4. Bakınız filiz (I)
  5. Bakınız ishal
SÜRGİT

  1. [zarf] Bakınız ilelebet
    • "Buna hiçbir zaman içtenlikle karar veremedim doğrusu, kesinlikten sürgit kaçındım." (Füruzan)
SÜZÜCÜ

  1. [sıfat] Süzme özelliği olan
  2. Süzen
    • "Tereddütlü, tevekkül içerisinde, fıldır fıldır gözleriyle süzücü bakışlarını etrafta gezdiriyor." (Faik Tarımcıoğlu)
  3. Süzme işini yapan (kimse)
SÜRMEK

  1. [-e, -i] At, araba vb. için yönetip yürütmek, sevk etmek
    • "Azapların güneş görmeyen, erkeklerden saklanan güzel kızları şimdi üstlerine eski elbiselerini giymişler, başlarına yırtık şallarını örtmüşler, kimisi araba sürüyor, kimisi yerde yürüyor." (Müstecib Ülküsal)
  2. Başlamış bir iş veya durum devam etmek
  3. Önüne katıp götürmek
    • "Koyunları sürmek."
  4. Uzatmak, ileri doğru itmek
    • "Kahveyi ısıtıyor, suyu dolduruyor, cezveyi sürüyor, fincanı boşaltıyor." (Memduh Şevket Esendal)
  5. Dokundurmak, değdirmek
    • "Yüzümü saçlarına sürmek için başımı eğdim." (Hüseyin Cahit Yalçın)
  6. Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek; nefyetmek
    • "Mütarekede İngilizler onu Malta'ya sürdüler." (Yusuf Ziya Ortaç)
  7. Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek
    • "Avucuna doldurup kokluyor; ensesine, şakaklarına, boynuna sürüyor." (Refik Halit Karay)
  8. [ticaret] Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak
    • "Satılamayan ne kadar bayat, bozuk mal varsa pansiyonerlere sürerler." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  9. Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak
  10. [-i] Herhangi bir durum içinde bulunmak
    • "Dört duvar arasında bir memur hayatı sürüyordu." (Yusuf Ziya Ortaç)
  11. [-i] Pulluk veya sabanla toprağı işlemek
    • "Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi." (Ömer Seyfettin)
  12. [nesnesiz] Olmaya devam etmek
    • "Baygınlığım ne kadar sürdü bilmiyorum." (Aka Gündüz)
  13. [nesnesiz] Zaman geçmek
    • "Çok sürmez, her şey düzelir."
  14. [nesnesiz] Zaman almak
    • "Her odanın ziyareti bir saat sürmüştü." (Ahmet Haşim)
  15. [bitki bilimi] Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek
    • "Bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, rutubetli toprakta bir bir arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı." (Refik Halit Karay)
  16. [nesnesiz] Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak
  17. [-i, -den] Kovmak, kovalamak, uzaklaştırmak
  18. Pencere, kafes kanatları bir tarafa iterek açmak veya kapamak
SÜSMEK

  1. [-i] Bakınız boynuzlamak
    • "Koç çocuğu süsmüş."
SÜZENİ

Kelime Kökeni: Farsça sūzen + Arapça -ī

  1. [isim] Kasnağa gerilmiş kumaşa iğne veya tığla yapılan bir nakış türü
    • "Tülbent üzerine suzeni işinde büyük bir ustalıkla muvaffakiyetler gösterdiğinden bahsedenler vardı." (Halit Ziya Uşaklıgil)
SÜNNET

Kelime Kökeni: Arapça sunnet

  1. [isim, din bilimi] Hz. Muhammed'in Müslümanlarca uyulması gerekli sayılan davranışları, onayları ve herhangi bir konuda söylemiş olduğu sözleri
  2. Erkek çocukta, erkeklik organının ucundaki derinin çepeçevre kesilmesi
  3. Bakınız sünnet düğünü
SÜVARİ

Kelime Kökeni: Farsça sevārī

  1. [sıfat, askerlik] Bakınız atlı
  2. [isim, denizcilik] Ticaret gemilerinde kaptanlık yapan kimse
    • "Gemi istim üstünde, kalkması yakın. Demir almak için süvari bekleniyordu." (Zeyyat Selimoğlu)
SÜRTÜŞ

  1. [isim] Sürtmek işi
SÜZGÜN

  1. [sıfat] Biraz zayıflamış, güçsüzleşmiş; süzük
    • "Dikkat ettim, süzgün bir yüzü, güzel kirpikleri, nemli, şeffaf dudakları vardı." (Orhan Veli Kanık)
SÜĞMEK

  1. [nesnesiz, ağızlardan] Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek; süvmek
  2. Dal üstünde sürgün vermek; süvmek
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü