Sonunda ret olan 7 harfli 19 kelime var. RET ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ret olan kelimeler listesine ya da başında ret olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Ret Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

E R T

3 Harfli Kelimeler

RET, TER

2 Harfli Kelimeler

ER, ET, RE, TE

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

SADARET

Kelime Kökeni: Arapça ṣadāret

  1. [isim, tarih] Bakınız sadrazamlık
ZİYARET

Kelime Kökeni: Arapça ziyāret

  1. [isim] Birini görmeye, biriyle görüşmeye gitme, görüşme
    • "Haftada iki gece ziyaretine giderdik." (Halit Fahri Ozansoy)
  2. Bir yeri görmeye gitme
  3. Bakınız ziyaret yeri
    • "Kör olası Suzan Suzi / Ziyaret çarptı bizi" (Halk türküsü)
KEFARET

Kelime Kökeni: Arapça keffāret

  1. [isim, din bilimi] İşlenmiş bir günah, suç veya kabahatin bağışlanması için dinî bakımdan verilmesi veya yapılması gereken şey
  2. Bakınız diyet (I)
    • "Onu sevmek bile hayatımın kefareti oluyor." (Aka Gündüz)
MAZERET

Kelime Kökeni: Arapça maʿẕeret

  1. [isim] Bakınız özür
  2. Bakınız bahane
    • "Kabahatime mazeret, haklı sebep aramıyorum." (Aka Gündüz)
TİCARET

Kelime Kökeni: Arapça ticāret

  1. [isim] Ürün, mal vb. alım satımı; tecim
    • "Ne ziraat ne ticaret için kâfi nüfus kaldı." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Kazanç amacıyla yürütülen alım satım etkinliği; tecim
    • "Yolcuların çoğu çıkmış, artık ticareti dönüşe bıraktım." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  3. Bu etkinlikle ilgili bilim
  4. Bakınız kâr
ZARURET

Kelime Kökeni: Arapça żarūret

  1. [isim] Bakınız zorunluluk
    • "Kültür hâkim olduktan sonra sanat ve hayat, mazi ve yeni zaruretler ne güzel uyuşuyor." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Sıkıntı, yoksulluk içinde olma
    • "Kıyafetinden dışarlıklı ve zarurette olduğu anlaşılan bir kadın kahvelerden birine girdi."
HARARET

Kelime Kökeni: Arapça ḥarāret

  1. [isim] Bakınız sıcaklık
    • "İspirto tatlı bir hararetle midesini alazladı." (Refik Halit Karay)
  2. Susama, susuzluk
    • "Çay, harareti giderir."
  3. [mecaz] Coşkunluk, ateşlilik
    • "Onu bileğinden tutup çekerek hararetle kucaklamak ister gibi yaptı," (Peyami Safa)
NEZARET

Kelime Kökeni: Arapça neẓāret

  1. [isim] Bakma, gözetme, gözetim
  2. [hukuk] Bakınız gözaltı
  3. Bakınız nezarethane
    • "Zaptiye nezaretinde temiz bir dayaktan sonra hepimizi bir yere sürdüler." (Reşat Nuri Güntekin)
  4. [eskimiş] Bakınız bakanlık
  5. [eskimiş] Bakınız görü
TAHARET

Kelime Kökeni: Arapça ṭahāret

  1. [isim] Temizlik, temiz olma
  2. Sidik ve dışkı yapıldıktan sonra suyla temizlenme
  3. [din bilimi] İslam dinine göre ibadetten önce vücudu ve giyecekleri namaza engel olan kirlerden ve pisliklerden arındırmak şeklindeki temizlik
ŞETARET

Kelime Kökeni: Arapça şeṭāret

  1. [isim, eskimiş] Bakınız şenlik
    • "Davudi sesi, şetareti, terbiyesi kendisini hem kadınlara hem erkeklere sevdirmişti." (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)
MERARET

Kelime Kökeni: Arapça merāret

  1. [isim, eskimiş] Bakınız acılık
    • "Aşklarının düşüncesi artık lerze değil yeis ve meraret veriyordu." (Halide Edip Adıvar)
CESARET

Kelime Kökeni: Arapça cesāret

  1. [isim] Güç veya tehlikeli bir işe girişirken kişinin kendinde bulduğu güven; cüret
    • "Bütün halk türküleri gibi ölenin örnek cesaretini öven türkülerdi bunlar." (Necati Cumalı)
HAKARET

Kelime Kökeni: Arapça ḥaḳāret

  1. [isim] Onur kırma, onura dokunma; tahkir
  2. Küçültücü söz veya davranış; tahkir
    • "Hakaretlerle bağırarak haşlıyor ve onlara ambarda ve güvertedeki yerlerini gösteriyordu." (Yahya Kemal Beyatlı)
BEŞARET

Kelime Kökeni: Arapça beşāret

  1. [isim, eskimiş] Bakınız muştu
VEZARET

Kelime Kökeni: Arapça vezāret

  1. [isim, eskimiş] Bakınız vezirlik
SEFARET

Kelime Kökeni: Arapça sefāret

  1. [isim] Bakınız elçilik
    • "Memlekete hareketten önce resmen sefarete müracaat ettim." (Nâzım Hikmet)
BEKARET

Kelime Kökeni: Arapça bekāret

  1. [isim] Bakınız kızlık
    • "Hangi erkek aşk yapmadan evlendiği kızdan tam bir bekâret beklemez?" (Etem İzzet Benice)
  2. [eskimiş] Saf, temiz olma durumu
    • "Ruhumun bekâretini sana verdim." (Hüseyin Cahit Yalçın)
  3. [eskimiş] Sanat ve düşüncede özgünlük, yenilik
  4. [eskimiş] Taze ve doğal olma durumu
BASİRET

Kelime Kökeni: Arapça baṣīret

  1. [isim] Gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği, uzağı görüş; sağgörü, vizyon
    • "Kanal'ı müdafaa edenler, yüz millik cephe üzerinde çok basiretle vazife görmeye mecbur idiler." (Falih Rıfkı Atay)
MAHARET

Kelime Kökeni: Arapça mahāret

  1. [isim] Bakınız beceri
    • "Daha önce kazanılmış bir maharet, yeni bir maharet kazanmayı güçleştirir." (Cemil Meriç)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü