Sonunda ret olan 6 harfli 26 kelime var. RET ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ret olan kelimeler listesine ya da başında ret olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ret Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
RET, TER
2 Harfli Kelimeler
ER, ET, RE, TE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- EMARET
-
Kelime Kökeni: Arapça emāret
-
[isim]
Bakınız beylik
-
[isim]
Bakınız beylik
- KESRET
-
Kelime Kökeni: Arapça kes̱ret
-
[isim, eskimiş]
Bakınız çokluk
-
[isim, eskimiş]
Bakınız çokluk
- HİCRET
-
Kelime Kökeni: Arapça hicret
-
[isim]
Bakınız göç
- "Hicret tabiri bana öyle tesir eder ki derinliğine inemeyeceğim bu mana karşısında dalar dalar giderim."
-
[tarih, din bilimi]
İslam takviminde tarih başı sayılan Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç etmesi
-
[isim]
Bakınız göç
- MÜFRET
-
Kelime Kökeni: Arapça mufred
-
[isim, eskimiş, dil bilgisi]
Bakınız teklik
-
[isim, eskimiş, dil bilgisi]
Bakınız teklik
- AKARET
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿaḳārāt sözünden
-
[isim, eskimiş]
Bakınız akar (I)
- "Başladı her ay akaretlerinden kira toplar gibi tıkır tıkır faizleri toplamaya."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız akar (I)
- NEFRET
-
Kelime Kökeni: Arapça nefret
-
[isim]
Bir kimsenin kötülüğünü, mutsuzluğunu istemeye yönelik duygu
-
Bakınız tiksinme
- "Şimdi bu satırlarımı hiddetle, nefretle, iç bulantısı ile yazıyorum."
-
[isim]
Bir kimsenin kötülüğünü, mutsuzluğunu istemeye yönelik duygu
- HAYRET
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥayret
-
[isim]
Beklenmedik, garip bir şeyin sebep olduğu şaşkınlık, şaşırma
- "Konducu kadınların hayret içinde bakıştıklarını görüp zamanı unuttu."
-
[ünlem]
Şaşılan bir şey karşısında söylenen söz
- "Hayret! Bu tür yakıştırmalardan tüylerimin diken diken olduğunu sanırdım."
-
[isim]
Beklenmedik, garip bir şeyin sebep olduğu şaşkınlık, şaşırma
- AŞİRET
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿaşīret
-
[isim]
Dil ve kültür yönünden büyük bir türdeşlik gösteren, birçok boydan oluşan, yapısındaki aileler arasında toplum, ekonomi, din, kan veya evlilik bağları bulunan göçebe veya yerleşik nitelikteki topluluk; oymak (II)
- "Bunlar aşiret reislerine hulus çakmışlar, hep alttan almışlar belki rüşvetlerini de yemişler ve onları şımartmışlardı."
-
[isim]
Dil ve kültür yönünden büyük bir türdeşlik gösteren, birçok boydan oluşan, yapısındaki aileler arasında toplum, ekonomi, din, kan veya evlilik bağları bulunan göçebe veya yerleşik nitelikteki topluluk; oymak (II)
- ŞİRRET
-
Kelime Kökeni: Arapça şirret
-
[sıfat]
Kavga çıkarmaktan hoşlanan, çok konuşarak üste çıkan, karşısındakini bastıran, edepsiz (kimse)
- "Melek kadar masum / Yok canım şeytan kadar şirret"
-
[sıfat]
Kavga çıkarmaktan hoşlanan, çok konuşarak üste çıkan, karşısındakini bastıran, edepsiz (kimse)
- KUDRET
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳudret
-
[isim]
Bir işi yapabilme, bir direnmeyi yenme gücü; çıdam
- "Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur."
-
İstediğini yaptırabilme gücü
- "Din adamları halk üzerinde büyük bir telkin kudretine sahiptirler."
-
Maddi bakımdan zenginlik
-
[din bilimi]
Bakınız Allah yapısı
-
[din bilimi]
Allah’ın bütün varlığı kapsayan gücü
- "Balınan yoğrulmuş o sırma saçlar / Kudretten çekilmiş karadır kaşlar"
-
[din bilimi]
Allah’ın her şeye kadir olması, dilediği her şeyi yapması şeklinde tecelli eden sıfatı
-
[isim]
Bir işi yapabilme, bir direnmeyi yenme gücü; çıdam
- ESARET
-
Kelime Kökeni: Arapça esāret
-
[isim]
Bakınız tutsaklık
- "Esaretimin geri kalan müddetini bu ümitle geçirmeye başladım."
-
Bakınız boyunduruk
- "İlim ve teknik bugün insanı tabiatın esaretinden kurtaran çeşitli vasıtalar icat etmiştir."
-
[mecaz]
Hâkimiyet altında bulunma
-
[isim]
Bakınız tutsaklık
- HAZRET
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥażret
-
[isim]
Yüce kabul edilen kimselerin adlarının başına saygı, övme, yüceltme amacıyla getirilen ünvan
- "Hazreti Ali. Hazreti Fatma."
-
[mecaz]
Adı söylenmeyen bir kimseden söz edilirken kullanılan bir söz
- "Bilen bilir, kolay okunan yazar değildir hazret."
-
[mecaz]
Kullanıldığında bir kişinin küçümsendiğini anlatan bir söz
-
[ünlem]
Genellikle erkekler arasında senli benli konuşmada kullanılan bir seslenme sözü
- "Hazret! Şu kitabı uzatır mısın?"
-
[isim]
Yüce kabul edilen kimselerin adlarının başına saygı, övme, yüceltme amacıyla getirilen ünvan
- AHİRET
-
Kelime Kökeni: Arapça āḫiret
-
[isim, din bilimi]
Dinî inanışa göre, insanın öldükten sonra dirilip sonsuza dek kalacağı ve Tanrı'ya hesap vereceği yer; öbür dünya, öteki dünya, ahret
- "Dünyada olmasa bile ahirette mükâfatını görürsün!"
-
[isim, din bilimi]
Dinî inanışa göre, insanın öldükten sonra dirilip sonsuza dek kalacağı ve Tanrı'ya hesap vereceği yer; öbür dünya, öteki dünya, ahret
- FETRET
-
Kelime Kökeni: Arapça fetret
-
[isim]
İki peygamber arasında peygambersiz geçen süre
-
İki padişah arasında padişahsız geçen süre
-
İki olay arasındaki süre
-
Hükûmet gücünün gevşediği bir yerde düzenin yeniden kurulmasına kadar geçen süre
-
[din bilimi]
İslam dinine göre Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasında geçen süre
-
[isim]
İki peygamber arasında peygambersiz geçen süre
- SEYRET
-
-
beklenmedik bir şey olacağını anlatan bir söz
- "Sen şimdi curcunayı seyret!"
-
beklenmedik bir şey olacağını anlatan bir söz
- SUBRET
-
Kelime Kökeni: Fransızca soubrette
-
[isim, tiyatro]
Komedilerde hafifmeşrep genç kadın veya işveli hizmetçi rollerine çıkan kadın oyuncu
- "Eşarp yüzünün sevimliliğini artırmış, kızı bir operet subreti kadar çekici yapmıştı."
-
[isim, tiyatro]
Komedilerde hafifmeşrep genç kadın veya işveli hizmetçi rollerine çıkan kadın oyuncu
- GOFRET
-
Kelime Kökeni: Fransızca gaufrette
-
[isim]
Üzeri petek biçiminde, yassı ve kıtır kıtır, arasında krema bulunan bisküviye benzer, tatlı bir yiyecek
-
[isim]
Üzeri petek biçiminde, yassı ve kıtır kıtır, arasında krema bulunan bisküviye benzer, tatlı bir yiyecek
- NEDRET
-
Kelime Kökeni: Arapça nedret
-
[isim, eskimiş]
Nicelik bakımından alışılanın, umulanın veya gerekenin altında olma durumu; azlık, seyreklik
-
[isim, eskimiş]
Nicelik bakımından alışılanın, umulanın veya gerekenin altında olma durumu; azlık, seyreklik
- ŞÖHRET
-
Kelime Kökeni: Arapça şuhret
-
[isim]
Bakınız ün
- "Kıran Bey, çetesinin şöhretini her tarafa yaydı."
-
Tanınmış, ünlü kimse
- "Bu salonda hepsini ilk defa gördüğüm altı şöhret var."
-
Bir kimsenin herkesçe bilinen, onunla meşhur olduğu adı veya lakabı
-
[isim]
Bakınız ün
- HASRET
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥasret
-
[isim]
Bakınız özlem
- "Hasretimden deli olacak hâle geldim."
-
[isim]
Bakınız özlem