Sonunda k olan 7 harfli 1098 kelime var. K harfi ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde k harfi olan kelimeler listesine ya da başında k harfi olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

AKRİLİK

Kelime Kökeni : İngilizce

  1. [isim] Renksiz, keskin kokulu asitler
  2. [sıfat] Bu asitler kullanılarak yapılan

AKUTLUK
...
ALÇACIK

  1. [sıfat] Çok alçak
    • "Alçacık duvar."

İMAMLIK

  1. [isim] İmam olma durumu
  2. İmamın görevi
    • "Ne yapacağını şaşırdı. İmamlıktan atarlarsa diye korkuyor." (Reşat Nuri Güntekin)

İNFİLAK

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Güçlü bir biçimde patlama
    • "Bazen en ehemmiyetsiz bir kıvılcım en müthiş bir infilaka sebep olur." (Reşat Nuri Güntekin)

KUYUCAK
...
YONTMAK

  1. [-i] Bir şeye istenilen biçimi vermek için dış bölümünü keskin bir araçla biçmek, kesmek
    • "Boş zamanlarında tahta kaşık, kepçe yontar, geçimini bunları satarak sağlardı." (Nezihe Araz)
  2. Bir kimsenin azar azar parasını çekmek, birinden para sızdırmak
    • "Hacı beyi yontacak, ondan bir hayli fazla para sızdıracaktı." (Ercüment Ekrem Talu)
  3. Bir şeyi kendi görüşüne göre değerlendirmek

ACITMAK

  1. [-i] Acılık vermek
    • "Karabiber yemeği acıttı."
  2. Ağrı, sızı duyulmasına sebep olmak
    • "Bilmem neden, her iskarpin ayaklarımı acıtıyor." (Peyami Safa)

AĞIRLIK

  1. [isim] Ağır olma durumu
    • "Taşın ağırlığı."
    • "Yükün ağırlığı."
    • "Kimseye ağırlık olmaz, kimseyi sıkıştırmaz, iyilikten başka bir şey yapmaz." (Ömer Seyfettin)
    • "Başsavcının yargıçlar arasında belli bir ağırlığı var kuşkusuz." (Ayşe Kulin)
  2. Değerli olma durumu
    • "Hediyenin ağırlığı."
    • "Yavaş yavaş bir ağırlık çöktü. Bir sakinlik herkesi kapladı." (Memduh Şevket Esendal)
  3. Ağırbaşlılık
    • "Çocuğa yıllar geçtikçe bir ağırlık geldi."
  4. Tehlikeli olma durumu
  5. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum
    • "Havanın ağırlığı."
  6. Sıkıntı
  7. Çeyizini düzmek için güveyinin geline verdiği para, kalın
  8. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum
  9. Yük, külfet
    • "Bütün ailenin ağırlığı omuzlarındadır."
  10. Takı
    • "Kadın bütün ağırlığını takıp düğüne gitti."
  11. Sorumluluk
    • "Bu işin ağırlığını tek başıma yüklendim."
  12. Etki, baskı, güçlük
  13. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak
    • "Şimdi bütün ağırlığı reklama vermeli." (Atilla İlhan)
  14. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne
  15. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer
  16. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu
    • "Beynime bir ağırlık peyda olmuştu." (Aka Gündüz)
  17. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri
    • "Akşama doğru, ağırlığın başında bezgin neferlere iş gördürmeye uğraşıyordum." (Falih Rıfkı Atay)
  18. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke
  19. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori

AVALLIK
...
OLUNMAK

  1. [nsz] Olma işine konu olmak
    • "Bu ilaçla iyi olunmaz."

PUSULUK

  1. [isim] Pusu kurulan yer

ŞİŞELİK

  1. [isim] Şişe konulacak yer
    • "Dolabın bir kısmına da şişelik yaptırın."

UYUŞMAK

  1. [nsz] Soğuk, basınç vb. yüzünden vücudun bir yerinde, duygu ve hareket geçici olarak azalmak
    • "Öğle yemeğinden sonra sinirlerim uyuştu, ufak bir uyku kestireyim, diye kompartımanımda uzandım." (Ahmet Haşim)

AYIRMAK

  1. [-i] Bölmek
    • "Elmayı dörde ayırmak."
  2. [-e] Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak, saklamak
    • "Çocuklara pastadan biraz ayırdım."
  3. Bir yeri bir engelle bölmek
  4. [-den] Birbirinden uzaklaştırmak
  5. [-i] Nitelik değişikliğini anlamak, fark etmek
  6. [-den] Seçmek
    • "Günün fıkralarından bu kitaba ayırdıklarım pek azdır." (Falih Rıfkı Atay)
  7. [-i] İki veya daha çok kimse arasındaki anlaşmayı, uzlaşmayı bozmak
    • "Karıyı kocasından ayırmak."
  8. [-i] Farklı davranmak, fark gözetmek
    • "Çocuklarımın hepsini aynı derecede severim, onları hiç birbirinden ayırır mıyım?"
  9. Bir şey veya yeri, bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, tahsis etmek
    • "Odayı çocuklara ayırmak. Dolabı çamaşırlara ayırmak."

BANİLİK
...
CİLTLİK

  1. [isim] Cilt yapmaya yarayan malzeme
  2. [sıfat] Ciltlerden oluşan
    • "Üç ciltlik bir şiir antolojisi neşredilmişti." (Refik Halit Karay)

ILITMAK

  1. [-i] Ilık duruma getirmek

OYNAMAK

  1. [nsz] Vakit geçirme, eğlenme, oyalanma vb. amaçlarla bir şeyle uğraşmak
    • "Çimenler üzerinde çocuklar oynuyor, kuzular otluyor." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  2. Herhangi bir tutku, ilgi vb. sebeple bir şeye kendini vermek
    • "Babalar çocuklarının yanında rakı içer, kumar oynarsa çocuklar da ayyaş ... olurlar." (Burhan Felek)
  3. Kımıldamak, hareket etmek
  4. [-le] Bir şeyi sürekli evirip çevirmek veya sürekli olarak ona dokunmak
  5. Bir film, oyun vb.nde rol almak
    • "Bütün rolleri, şahısların sesleri, tavırları, mimikleriyle tek başına oynamıştı." (Yusuf Ziya Ortaç)
  6. Film gösterilmek
    • "Bu akşam televizyonda hangi film oynuyor?"
  7. Tiyatro eseri sahneye konmak
    • "Birisi dedi ki bu iki perdelik bir oyun imiş, bitince ötekini oynayacaklarmış." (Memduh Şevket Esendal)
  8. Eşyanın herhangi bir parçası kımıldamak, hareket etmek
    • "Birdenbire apartman kapısının oynadığını hissettim." (Peyami Safa)
  9. İnsan gerekli görevini yapacak hareketten yoksun olmak
    • "Hastanın bacağı oynamıyor."
  10. Sarsılmak, yeri değişmek
    • "Depremde yapı oynadı."
  11. Sporla ilgili çalışmalara katılmak
    • "Tenis oynamak."
  12. Müziğin gerektirdiği uyumlu hareketleri yapmak
    • "Ne oynadığı gazinonun ismini söyledi ne de danslarından bahsetti." (Refik Halit Karay)
  13. Büyük bir ustalık, beceri ve kolaylıkla bir işi yapmak
    • "Borsada istediği gibi oynuyordu fiyatlarla." (Necati Cumalı)
  14. Değişiklik göstermek
    • "Bunların fiyatı iki bin ile üç bin lira arasında oynar."
  15. [-le] Tehlikeye düşürmek
    • "Benim sağlığımla oynama."
  16. Oyalanmak, gereği gibi yapmamak, boşuna vakit geçirmek
  17. [-le] Rastgele yön vermek, aldatmak
    • "Talih bizimle oynuyor."
  18. [-le] Herhangi birine karşı önemsemeyici davranışlarda bulunmak
    • "Koca adamla oynamaya utanmıyor musun?"
  19. Tedirgin etmek, rahatsız edici davranışta bulunmak

UYARLIK

  1. [isim] Uygun olma durumu, uygunluk
    • "Ben o aralık -üçü yirmi geçiyor- deyivermiştim. Bu uyarlığa önce kimse şaşmadı." (Haldun Taner)

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü