Sonunda k olan 5 harfli 631 kelime var. K harfi ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde k harfi olan kelimeler listesine ya da başında k harfi olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ÇÖREK
-
-
[isim]
Az yağlı, bazen şekerli ve yumurtalı, gevrekçe bir hamur işi
- "Kahve ile çörek yiyerek çok iştahlı bir kahvaltı yapmıştır." (Salâh Birsel)
-
Kurs (I)
-
[isim]
Az yağlı, bazen şekerli ve yumurtalı, gevrekçe bir hamur işi
- OTLUK
-
-
[isim]
Otu bol olan yer
-
Kış için kurutulmuş ot yığını
-
Ot konulan yer
-
[isim]
Otu bol olan yer
- BUÇUK
-
-
[sıfat]
... ve yarım
- "Üç buçuk senedir ben bu sallantıya şahit oldum." (Peyami Safa)
-
[sıfat]
... ve yarım
- ÇÖKÜK
-
-
[sıfat]
Çökmüş, çukurlaşmış, içeri çekilmiş
- "Gençken de yanakları çökük, kuru bir adamdı." (Memduh Şevket Esendal)
-
[sıfat]
Çökmüş, çukurlaşmış, içeri çekilmiş
- KÖÇEK
-
-
[isim]
Kadın kılığına girip oynayan erkek
- "Şehrin bütün köçekleri, çengileri çağrılsın!" (Turan Oflazoğlu)
-
Ağırbaşlı davranışları olmayan kimse
-
[isim]
Kadın kılığına girip oynayan erkek
- OKRUK
- ...
- SİYAK
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Sözün gelişi, anlatım biçimi
-
[isim]
Sözün gelişi, anlatım biçimi
- TEREK
-
-
[isim]
Evlerde veya dükkânlarda yüksekçe yerde yapılan raf
-
[isim]
Evlerde veya dükkânlarda yüksekçe yerde yapılan raf
- YANIK
-
-
[sıfat]
Yanmış olan
- "Yanık soğan kokulu bir buhar odayı dolduruyordu." (Reşat Enis)
-
Rengi koyulaşmış
- "Kocaman hasır şapkalarının altında sarı saçları uçan, yanık iki genç kız." (Sait Faik Abasıyanık)
-
Sıkıntı veya hastalıktan iyi gelişmemiş, kavruk
- "Yanık bir çocuk."
-
Verimsiz, kıraç duruma gelmiş olan
-
[isim]
Yanmış yer, yanmış olan yerde kalan iz
- "Elimdeki yanık iyi oldu. Halıdaki yanığı ördürmeli."
-
Bıkkın, üzüntülü, dertli
-
Duygulu, dokunaklı, acılı, etkili
- "Aşk söyletir en yanık türküleri / Ay buluta girdiği gecelerde." (Cahit Sıtkı Tarancı)
-
[sıfat]
Yanmış olan
- YÜREK
-
-
[isim]
Kalp
- "Yörede, şimdi yürek burkan bir suskunluk vardı." (Tarık Buğra)
- "Son yürek paralayıcı yalvarmama aldırış etmedi." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
- "İkisinde de yürek Selanik." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
- "Fakat sesi kulaklara değil, doğru yüreğe çarpar, yüreğe işlerdi." (Refik Halit Karay)
-
Bir kimsenin ruhsal yönü, gönül
- "Fazıla Hanım'ın elleri terliyor, yüreği sarsılıyordu." (Sait Faik Abasıyanık)
- "Ne dersiniz kız bayağı hasta oldu, deniz tutmuş gibi yüreği kabarmaya başladı." (Reşat Nuri Güntekin)
-
Kupa (I)
- "Bunu düşündükçe gülümser, tatlı tatlı yüreği çarpar, ruhunda kopan bir hamleyle örsünün üzerinde milyarlarca kıvılcım tutuştururdu." (Ömer Seyfettin)
-
Herhangi bir şeyden çekinmeme, korkmama, yüreklilik, korkusuzluk, cesaret
- "Bu iş yürek ister."
-
Acıma duygusu
- "Ona merhume demek bile yürek parçalayıcı bir şeydir." (Reşat Nuri Güntekin)
-
Mide, karın, iç
- "Ayşe Hanım, kahveciden limon şekeri almış, yürek ferahlatır diye uzatıyor." (Sermet Muhtar Alus)
-
[isim]
Kalp
- ONLUK
-
-
[sıfat]
On birimden, on parçadan oluşan
-
On üzerinden tam not alan
- "Onluk bir öğrenci."
-
[isim]
On para, on kuruş, on lira veya on bin lira değerinde olan para
- "Bir iki mecidiyenin arasına sıkışmış bir onluğu ararken arkadan bir araba geliyordu." (Memduh Şevket Esendal)
-
[sıfat]
On birimden, on parçadan oluşan
- SIVIK
-
-
[sıfat]
Yumuşak kıvamlı, suyu fazla
- "Sıvık hamur."
-
[sıfat]
Yumuşak kıvamlı, suyu fazla
- TAKIK
- ...
- YEMEK
-
-
[isim]
Yemek yeme, karın doyurma işi
- "Yemekten sonra gocuğuna sarar yatırırdı beni." (Necati Cumalı)
- "Yemek yerken içtiğim iki şişe su, bir ter seli hâlinde ensemden boynuma doğru akıyordu." (Erhan Bener)
-
Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam
-
Günün belli saatlerinde yenilen besin
- "Yemek ya kahvaltıda ya da yemekte yenir. Arada bir şey yenmez." (Haldun Taner)
-
Konuklara yiyecek verilerek yapılan ağırlama
- "Pek protokolcü olduğu için yemek sessiz geçiyordu." (Falih Rıfkı Atay)
-
[isim]
Yemek yeme, karın doyurma işi
- AĞLAK
-
-
[sıfat]
Ağlamaklı
- "Bana ne, onun sarı parlak bir kumaşa sarınmış ağlak suratlı bodur karısından?" (Adalet Ağaoğlu)
-
[sıfat]
Ağlamaklı
- YARIK
-
-
[isim]
Yarılarak açılmış yer, geniş çatlak
-
İnce bir çizgi durumunda açılmış yara
- "Kendini göstermek için terliklerini yarık topuklu tabanlarında şaplata şaplata geçmişti." (Haldun Taner)
-
Anlaşmazlık, bölünme
- "Şimdiden birtakım yarıklar açan siyasi rekabetten başka ne mana verilebilirdi?" (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
-
Küçük bir ışık demeti elde etmek için ışık kaynağının önüne konulan, saydam olmayan bir düzlem üzerine açılmış, dikdörtgen biçiminde küçük delik
-
[sıfat]
Yarılarak açılmış veya yarılarak oluşmuş
-
[isim]
Yarılarak açılmış yer, geniş çatlak
- BADİK
-
-
[isim]
Ördek
-
Palaz
-
[sıfat]
Kısa boylu
- "Badik kızların yanı sıra perçemli öğrenciler geçiyordu." (Sait Faik Abasıyanık)
-
[isim]
Ördek
- ÇOLAK
-
-
[sıfat]
Eli veya kolu sakat olan (kimse)
- "Hırsızları yakalayan genç, mavi gözlü, çolak bir polisti." (Sait Faik Abasıyanık)
-
[sıfat]
Eli veya kolu sakat olan (kimse)
- DOLAK
-
-
[isim]
Tozluk yerine bacaklara ayak bileğinden dize kadar dolanan ensiz ve uzun kumaş parçası
-
Baş örtüsü, yazma
-
Boyun atkısı
-
[isim]
Tozluk yerine bacaklara ayak bileğinden dize kadar dolanan ensiz ve uzun kumaş parçası
- KELEK
-
-
[isim]
Olgunlaşmamış, ham kavun
-
Irmaklarda işleyen ve şişirilmiş tulumlar üzerine kurulan bir çeşit sal
-
[sıfat]
Yer yer çıplaklığı veya boşluğu olan
- "Kelek mısır."
-
[sıfat]
Kılsız
- "Kelek tulum."
-
[sıfat]
Aptal
-
[isim]
Olgunlaşmamış, ham kavun