Sonunda k olan 5 harfli 631 kelime var. K harfi ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde k harfi olan kelimeler listesine ya da başında k harfi olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ÇÖREK

  1. [isim] Az yağlı, bazen şekerli ve yumurtalı, gevrekçe bir hamur işi
    • "Kahve ile çörek yiyerek çok iştahlı bir kahvaltı yapmıştır." (Salâh Birsel)
  2. Kurs (I)

OTLUK

  1. [isim] Otu bol olan yer
  2. Kış için kurutulmuş ot yığını
  3. Ot konulan yer

BUÇUK

  1. [sıfat] ... ve yarım
    • "Üç buçuk senedir ben bu sallantıya şahit oldum." (Peyami Safa)

ÇÖKÜK

  1. [sıfat] Çökmüş, çukurlaşmış, içeri çekilmiş
    • "Gençken de yanakları çökük, kuru bir adamdı." (Memduh Şevket Esendal)

KÖÇEK

  1. [isim] Kadın kılığına girip oynayan erkek
    • "Şehrin bütün köçekleri, çengileri çağrılsın!" (Turan Oflazoğlu)
  2. Ağırbaşlı davranışları olmayan kimse

OKRUK
...
SİYAK

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Sözün gelişi, anlatım biçimi

TEREK

  1. [isim] Evlerde veya dükkânlarda yüksekçe yerde yapılan raf

YANIK

  1. [sıfat] Yanmış olan
    • "Yanık soğan kokulu bir buhar odayı dolduruyordu." (Reşat Enis)
  2. Rengi koyulaşmış
    • "Kocaman hasır şapkalarının altında sarı saçları uçan, yanık iki genç kız." (Sait Faik Abasıyanık)
  3. Sıkıntı veya hastalıktan iyi gelişmemiş, kavruk
    • "Yanık bir çocuk."
  4. Verimsiz, kıraç duruma gelmiş olan
  5. [isim] Yanmış yer, yanmış olan yerde kalan iz
    • "Elimdeki yanık iyi oldu. Halıdaki yanığı ördürmeli."
  6. Bıkkın, üzüntülü, dertli
  7. Duygulu, dokunaklı, acılı, etkili
    • "Aşk söyletir en yanık türküleri / Ay buluta girdiği gecelerde." (Cahit Sıtkı Tarancı)

YÜREK

  1. [isim] Kalp
    • "Yörede, şimdi yürek burkan bir suskunluk vardı." (Tarık Buğra)
    • "Son yürek paralayıcı yalvarmama aldırış etmedi." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
    • "İkisinde de yürek Selanik." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
    • "Fakat sesi kulaklara değil, doğru yüreğe çarpar, yüreğe işlerdi." (Refik Halit Karay)
  2. Bir kimsenin ruhsal yönü, gönül
    • "Fazıla Hanım'ın elleri terliyor, yüreği sarsılıyordu." (Sait Faik Abasıyanık)
    • "Ne dersiniz kız bayağı hasta oldu, deniz tutmuş gibi yüreği kabarmaya başladı." (Reşat Nuri Güntekin)
  3. Kupa (I)
    • "Bunu düşündükçe gülümser, tatlı tatlı yüreği çarpar, ruhunda kopan bir hamleyle örsünün üzerinde milyarlarca kıvılcım tutuştururdu." (Ömer Seyfettin)
  4. Herhangi bir şeyden çekinmeme, korkmama, yüreklilik, korkusuzluk, cesaret
    • "Bu iş yürek ister."
  5. Acıma duygusu
    • "Ona merhume demek bile yürek parçalayıcı bir şeydir." (Reşat Nuri Güntekin)
  6. Mide, karın, iç
    • "Ayşe Hanım, kahveciden limon şekeri almış, yürek ferahlatır diye uzatıyor." (Sermet Muhtar Alus)

ONLUK

  1. [sıfat] On birimden, on parçadan oluşan
  2. On üzerinden tam not alan
    • "Onluk bir öğrenci."
  3. [isim] On para, on kuruş, on lira veya on bin lira değerinde olan para
    • "Bir iki mecidiyenin arasına sıkışmış bir onluğu ararken arkadan bir araba geliyordu." (Memduh Şevket Esendal)

SIVIK

  1. [sıfat] Yumuşak kıvamlı, suyu fazla
    • "Sıvık hamur."

TAKIK
...
YEMEK

  1. [isim] Yemek yeme, karın doyurma işi
    • "Yemekten sonra gocuğuna sarar yatırırdı beni." (Necati Cumalı)
    • "Yemek yerken içtiğim iki şişe su, bir ter seli hâlinde ensemden boynuma doğru akıyordu." (Erhan Bener)
  2. Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam
  3. Günün belli saatlerinde yenilen besin
    • "Yemek ya kahvaltıda ya da yemekte yenir. Arada bir şey yenmez." (Haldun Taner)
  4. Konuklara yiyecek verilerek yapılan ağırlama
    • "Pek protokolcü olduğu için yemek sessiz geçiyordu." (Falih Rıfkı Atay)

AĞLAK

  1. [sıfat] Ağlamaklı
    • "Bana ne, onun sarı parlak bir kumaşa sarınmış ağlak suratlı bodur karısından?" (Adalet Ağaoğlu)

YARIK

  1. [isim] Yarılarak açılmış yer, geniş çatlak
  2. İnce bir çizgi durumunda açılmış yara
    • "Kendini göstermek için terliklerini yarık topuklu tabanlarında şaplata şaplata geçmişti." (Haldun Taner)
  3. Anlaşmazlık, bölünme
    • "Şimdiden birtakım yarıklar açan siyasi rekabetten başka ne mana verilebilirdi?" (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  4. Küçük bir ışık demeti elde etmek için ışık kaynağının önüne konulan, saydam olmayan bir düzlem üzerine açılmış, dikdörtgen biçiminde küçük delik
  5. [sıfat] Yarılarak açılmış veya yarılarak oluşmuş

BADİK

  1. [isim] Ördek
  2. Palaz
  3. [sıfat] Kısa boylu
    • "Badik kızların yanı sıra perçemli öğrenciler geçiyordu." (Sait Faik Abasıyanık)

ÇOLAK

  1. [sıfat] Eli veya kolu sakat olan (kimse)
    • "Hırsızları yakalayan genç, mavi gözlü, çolak bir polisti." (Sait Faik Abasıyanık)

DOLAK

  1. [isim] Tozluk yerine bacaklara ayak bileğinden dize kadar dolanan ensiz ve uzun kumaş parçası
  2. Baş örtüsü, yazma
  3. Boyun atkısı

KELEK

  1. [isim] Olgunlaşmamış, ham kavun
  2. Irmaklarda işleyen ve şişirilmiş tulumlar üzerine kurulan bir çeşit sal
  3. [sıfat] Yer yer çıplaklığı veya boşluğu olan
    • "Kelek mısır."
  4. [sıfat] Kılsız
    • "Kelek tulum."
  5. [sıfat] Aptal

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü