Sonunda inti olan 29 kelime var. İNTİ ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde inti olan kelimeler listesine ya da başında inti olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
BİRİKİNTİ
ÇEVRİNTİ, SERPİNTİ, SİLKİNTİ, TİKSİNTİ
ÇEKİNTİ, ÇİZİNTİ, DEĞİNTİ, DERİNTİ, DİDİNTİ, GEZİNTİ, GİRİNTİ, İRKİNTİ, KESİNTİ, SELİNTİ, SEZİNTİ, SİLİNTİ, VERİNTİ, YİYİNTİ
EDİNTİ, EĞİNTİ, EKİNTİ, ESİNTİ, EZİNTİ, İLİNTİ, İRİNTİ, İVİNTİ
PİNTİ
İNTİ
İnti Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
4 Harfli Kelimeler
İNTİ
3 Harfli Kelimeler
İNİ, İTİ, TİN
2 Harfli Kelimeler
İN, İT, Tİ
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BİRİKİNTİ
-
-
[isim]
Bir yerde kendi kendine birikmiş olan şey
- "Komşunun kazları birikintilerde kanat çırpıp bağırıyordu."
-
[isim]
Bir yerde kendi kendine birikmiş olan şey
- ÇEVRİNTİ
-
-
[isim]
Bir şeyin kendi ekseni çevresinde sürekli dönmesi
-
Bakınız girdap
- "Kıyıya yüzmeye çalışıyor fakat tam yaklaştığı anda bir akıntı, bir çevrinti kendisini alıp içeriye çekiyordu yeniden; batıp çıkıyordu."
-
Çeşitli tahıl karışığı
-
[isim]
Bir şeyin kendi ekseni çevresinde sürekli dönmesi
- SERPİNTİ
-
-
[isim]
Dökülen veya akan bir şeyden sıçrayıp serpilen bölüm
- "Ali Rıza'nın ayaklarına kadar denizin serpintileri geliyordu."
-
Damlacıklar, tanecikler durumunda, azar azar yağan yağmur veya kar; çilenti
-
[mecaz]
Bir şeyin etkisi azalarak kalan veya gelen kısmı
- "Radyasyon serpintisi."
-
[isim]
Dökülen veya akan bir şeyden sıçrayıp serpilen bölüm
- SİLKİNTİ
-
-
[isim]
Ürkerek sıçramak
-
Bitkilerde çiçek düşürme durumu
-
[isim]
Ürkerek sıçramak
- TİKSİNTİ
-
-
[isim]
Tiksinme işi, tiksinme; ikrahlık
- "Halktan insanlara duyduğu tiksintiyi bu hastalığına bağlamak gerekir."
-
[isim]
Tiksinme işi, tiksinme; ikrahlık
- SELİNTİ
-
-
[isim, coğrafya]
Yağış sebebiyle oluşan ufak sel
-
[ağızlardan]
Selin bıraktığı çer çöp
-
[isim, coğrafya]
Yağış sebebiyle oluşan ufak sel
- SİLİNTİ
-
-
[isim]
Bir yazının silinmiş olduğunu gösteren iz
- "Bu sayfada silintiler var."
-
[isim]
Bir yazının silinmiş olduğunu gösteren iz
- VERİNTİ
-
-
[isim]
Bir dilden başka bir dile verilen söz
-
[isim]
Bir dilden başka bir dile verilen söz
- GİRİNTİ
-
-
[isim]
Düz bir yüzeyde bulunan içeri girmiş bölüm
- "İki toprak duvarın birleştiği bir girintide diz üstü büzülmüş görünüyor."
-
[isim]
Düz bir yüzeyde bulunan içeri girmiş bölüm
- DİDİNTİ
-
-
[isim]
Bakınız didişme
- "Rusya, Fransa, İngiltere ve Avusturya ile o didintiler olmasaydı eserini daha az bir zamanda tarsin ederek halk karşısında da muvaffak olacaktı."
-
[isim]
Bakınız didişme
- KESİNTİ
-
-
[isim]
Kesilen parça
- "Gerçi çeviri kitaplarda, çevirilerin özensizliği, kesintiler hoş görülecek gibi değil."
-
Bir işin bir süre için durması; fasıla, inkıta
- "İşimiz hiçbir kesintiye uğramadan yürüyor."
-
[ekonomi]
Ödenen bir paradan herhangi bir sebeple kesilen bölüm
- "Bu ücretin hiçbir kesintisi yoktur."
-
[isim]
Kesilen parça
- GEZİNTİ
-
-
[isim]
Uzak olmayan bir yere yapılan gezi; teferrüç, tenezzüh
- "O civarın bütün ahalisi oralara yayılarak akşamları gezinti yapmaktadırlar."
-
Kale duvarlarının iç tarafında kuleleri birbirine bağlayan dar yol
-
[müzik]
Bir çalgıyla belli bir parça çalmaksızın ezgiler çıkarma işi
-
[isim]
Uzak olmayan bir yere yapılan gezi; teferrüç, tenezzüh
- İRKİNTİ
-
-
[isim]
Bakınız irkilti
- "Acaba, başımızdan geçen belalar, çektiğimiz mihnetler ve nihayet rahat, zengin bir memleketin batışını görmüş olmamız bizde, artık dünya hazlarına karşı bir nevi irkinti mi hasıl etmişti?"
- "Yarın en büyük kuvvetlerin karşısında en ufak bir irkinti bile bana yaklaşamayacaktır."
-
[isim]
Bakınız irkilti
- ÇİZİNTİ
-
-
[isim]
Ufak sıyrık
-
Bir yazıda üzeri çizilen yer
-
[isim]
Ufak sıyrık
- YİYİNTİ
-
-
[isim]
Yeme içme
- "Esnaf ve tecimenlerin konak ve yalılarında da yiyinti işleri her türlü sınırı aşar."
-
Yiyecek, yenilecek, atıştırılacak şey
- "Kalktı, yiyinti torbaları arasından un torbasını buldu."
-
[isim]
Yeme içme
- DEĞİNTİ
-
-
[isim]
Bakınız dokunma (I)
-
[isim]
Bakınız dokunma (I)
- ÇEKİNTİ
-
-
[isim]
Duraksama, kararsızlık, tereddüt
- "Korkuya, hiç değilse çekintiye benzeyen bir şey de getiriyordu."
-
[isim]
Duraksama, kararsızlık, tereddüt
- DERİNTİ
-
- SEZİNTİ
-
-
[isim]
Sezmek işi
- "Buna rağmen bakılanın ben olduğumu ve şimdi yüzlerini tekrar öte tarafa çevirdikleri hâlde benden bahsettiklerini garip bir sezinti ile hissediyordum."
-
[isim]
Sezmek işi
- EKİNTİ
-
-
[isim, ağızlardan]
Ekilen şey
-
[isim, ağızlardan]
Ekilen şey