İçinde şmak olan 8 harfli 78 kelime var. İçerisinde ŞMAK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında şmak olan kelimeler listesine ya da sonu şmak ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Şmak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A K M Ş
3 Harfli Kelimeler
AŞK, KAM, KAŞ, MAŞ, ŞAK, ŞAM
2 Harfli Kelimeler
AK, AM, AŞ, MA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- AYRIŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Birbirinden ayrılmak, birliği bozulmak
- "Örneğin, herkes güçlü bir ekonomi ister ama liberaller ve muhafazakârlar genellikle buna ulaşmanın en iyi yolu noktasında ayrışırlar."
-
[kimya]
Moleküller, türlü etkenler sebebiyle geçici olarak daha yalın atom veya moleküllere bölünmek
-
[nesnesiz]
Birbirinden ayrılmak, birliği bozulmak
- KAÇIŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Hep birden kaçıp çeşitli yönlere dağılmak
-
[nesnesiz]
Hep birden kaçıp çeşitli yönlere dağılmak
- SOĞUŞMAK
-
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Toprak suyu içine çekip kabarmak, şişmek
-
Meyvenin suyu çekilmek
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Toprak suyu içine çekip kabarmak, şişmek
- KAKIŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le]
Şaka yapmak amacıyla birbirine vurmak
-
[nesnesiz, -le]
Şaka yapmak amacıyla birbirine vurmak
- TANIŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le]
Daha önce birbirini tanımayan kimseler birbirini tanır duruma gelmek
- "Çağır hele arkadaşını, onunla da tanışalım, dedi."
-
[nesnesiz, -le]
Daha önce birbirini tanımayan kimseler birbirini tanır duruma gelmek
- KUÇUŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le, ağızlardan]
Bakınız kucaklaşmak
-
[nesnesiz, -le, ağızlardan]
Bakınız kucaklaşmak
- MAYIŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Çok yemekten, sıcaktan veya zevkten gevşemek, üzerine rehavet çökmek
-
[nesnesiz]
Çok yemekten, sıcaktan veya zevkten gevşemek, üzerine rehavet çökmek
- YAKIŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Güzel durmak, iyi gitmek, yaraşmak, uygun gelmek
- "Önden yandan nasıl durduğunu, yakışıp yakışmadığını gözden geçirecek."
-
[-e]
Uygun olmak, iyi karşılanmak, münasip olmak
- "Öyle şey küçüklerin ağzına yakışmaz."
-
[nesnesiz]
Güzel durmak, iyi gitmek, yaraşmak, uygun gelmek
- YOĞUŞMAK
-
-
[nesnesiz, fizik]
Gaz hâlindeki bir madde ısı kaybederek sıvı hâle gelmek
-
[nesnesiz, fizik]
Gaz hâlindeki bir madde ısı kaybederek sıvı hâle gelmek
- OYDAŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Düşünce birliği içerisinde olmak
-
[nesnesiz]
Düşünce birliği içerisinde olmak
- SAVAŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le, askerlik]
İki ve daha çok devlet silahlı mücadele etmek; cenkleşmek, muharebe etmek
- "Bu acımasız dünyada artık acımasızca savaşacaklardı."
-
[mecaz]
Bir şeyi ortadan kaldırmak, yok etmek amacıyla mücadeleye girişmek
- "İkiyüzlülere, suretihaktan görünen sahte dindarlara karşı bütün gücümle savaşacağım."
-
[mecaz]
Bir şeyi elde etmek için çaba sarf etmek
-
[mecaz]
Bir güçlüğü yenmek için direnmek
-
[mecaz]
Bir davayı savunmak ve yaymak için gayret göstermek
-
[mecaz]
Bir düşünce veya görüşe şiddetle karşı koymak
-
[nesnesiz, -le, askerlik]
İki ve daha çok devlet silahlı mücadele etmek; cenkleşmek, muharebe etmek
- ÇATIŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le]
Birbirine çatmak veya çatılmak
- "Ulu denizin üstünü çatışan, şimşeklenen kara bulutlar sardı."
-
Karşılıklı vuruşmak
-
Kavga etmek
- "Fena hâlde sinirliyim, bugün muavin hanımla behemehâl çatışacağım."
-
Söz, iddia veya davranış birbirini tutmamak, birbirini çelmek, mütenakız olmak
-
Deve ve köpek çiftleşmek
-
[nesnesiz, -le]
Birbirine çatmak veya çatılmak
- UYLAŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le, ağızlardan]
Bakınız uzlaşmak
-
[nesnesiz, -le, ağızlardan]
Bakınız uzlaşmak
- AĞLAŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le]
Birlikte ağlamak
- "İhtiyarlar, analar, çocuklar ağlaşıyor / Gökten geniş bir yürek matemimi taşıyor"
-
[nesnesiz, -le]
Birlikte ağlamak
- ÇALIŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Bir şeyi oluşturmak veya ortaya çıkarmak için emek harcamak
- "Aldırma sen hemen çalış ki biraz / Çalışan ilerler, yerinde kalmaz"
-
Herhangi bir iş üzerinde olmak
-
[-de]
İşi veya görevi olmak, bulunmak
- "İnşaatlarda çalışan işçiler birer ikişer inşaatların kapılarından geri dönüp geldiler."
-
İşler duruma gelmek
- "... ben hep okurun görsel hayal gücüne seslenen bir yazar oldum ve roman sanatının … görsellikle çalıştığına inandım."
-
[-e]
Bir şeyi yapmak için gereken çarelere başvurmak, o şeyi gerçekleştirmek için kendini zorlamak, çaba harcamak
- "Olduğundan fazla yaşlı görünmeye çalıştığını sezdim."
-
[-e]
Bir şeyi öğrenmek veya yapmak için emek vermek
-
[nesnesiz]
Bir şeyi oluşturmak veya ortaya çıkarmak için emek harcamak
- KAPIŞMAK
-
-
[-i]
Birlikte bir şeyin üzerine üşüşüp aceleyle almak, kapmak
-
[-le]
Kavgaya tutuşmak
- "En yakın arkadaşı bir romancımızla bu konuda kapıştığı geceyi unutamam."
-
[nesnesiz]
Kavgaya girmek
- "Her seferinde kıyasıya kapıştıklarını, nahak yere kalp kıracaklarını sanıyor."
-
[-le]
Hırsla güreşe başlamak
-
[-i]
Birlikte bir şeyin üzerine üşüşüp aceleyle almak, kapmak
- KIYIŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le]
Karşılıklı sözleşmek, anlaşıp karar vermek
-
Biriyle yarışmaya kalkmak
- "Sen onunla kıyışamazsın."
-
[ağızlardan]
Yüreklilik göstermek, cesaret etmek
-
[nesnesiz, -le]
Karşılıklı sözleşmek, anlaşıp karar vermek
- TIKIŞMAK
-
-
[-e]
Birlikte bir yere tıkılmak
- "Altı kişi bir arabaya tıkıştılar."
-
[-e]
Birlikte bir yere tıkılmak
- TUTUŞMAK
-
-
[-e]
Birbirini tutmak, birbirine ilişip dokunmak
- "İşlerini bitirdikten sonra kerevette oturur, el ele tutuşur, göz göze dalar, Tanrının verdiklerine, kendilerini birleştirmiş olmasına şükrediyorlardı."
-
Bir işe başlamak, girişmek
- "İki ordu bir harbe daha tutuştular."
-
[nesnesiz]
Yanmaya başlamak, ateş almak
- "Bu fenerleri birbirine bağlayan çiçekli askılardaki küçük lambalar tutuştu."
-
[nesnesiz]
Kızarmak, kızıllaşmak
- "Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri / Koyu bir kırmızılık gökten ayırmada yeri"
-
[nesnesiz, mecaz]
Bakınız telaşlanmak
-
[mecaz]
Alev almış olmak, yanmaya başlamak; alışmak
-
[-e]
Birbirini tutmak, birbirine ilişip dokunmak
- KONUŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Bir dilin kelimeleriyle düşüncesini sözlü olarak anlatmak
- "Çocuk daha konuşamıyor."
-
[-i, -den]
Belli bir konudan söz etmek
- "Mehmet yedi yaşındayken anasıyla konuştuklarından fazla bir şey konuşmazdı."
-
[nesnesiz, -le]
Bir konuda karşılıklı söz etmek, sohbet etmek
- "İşten sonra Nuruosmaniye'deki İkbal Kahvesinde arkadaşlarla şiir ve edebiyat konuşuyoruz."
-
Söylev vermek, konuşma yapmak
-
Konuşma dili olarak kullanmak
- "Türkçeyi çok iyi konuşuyor."
-
Düşüncesini herhangi bir araç kullanarak anlatmak
-
[-le]
İlişki kurmak veya ilişkiyi sürdürmek
- "Üst kattakilerle konuşuyoruz."
-
Birisiyle flört etmek
-
Dargın bulunmamak
-
Oyuncak, hayvan vb. konuşmaya benzeyen birtakım sesler çıkarmak
-
Gizli bir şeyi açığa vurmak, ele vermek
-
[mecaz]
Becermek, uzman gibi yapabilmek
- "Fokstrotta uzun boylu konuşamam."
-
[mecaz]
Geçerli olmak, etkin olmak
- "Yasaların yerine yumruklar konuştu."
-
[teklifsiz konuşmada]
Şık ve zarif görünmek
- "Gömleğin konuşuyor."
-
[nesnesiz]
Bir dilin kelimeleriyle düşüncesini sözlü olarak anlatmak