İçinde ır olan 4 harfli 22 kelime var. İçerisinde IR bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ır olan kelimeler listesine ya da sonu ır ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

AHIR

Kelime Kökeni: Farsça āḫūr

  1. [isim] Evcil büyükbaş hayvanların barındığı kapalı yer; dam (I), hayvan damı
    • "Sağda, duvar kıyısında ahır, arabacı, uşak odaları var." (Yusuf Atılgan)
TIRT

  1. [sıfat, argo] İşe yaramayan (kimse)
ÇIRA

Kelime Kökeni: Farsça çerāġ

  1. [isim] Çam vb. reçineli ağaçların yağlı ve çabuk yanmaya elverişli bölümü
  2. Bu bölümden küçük küçük kesilerek hazırlanmış, tutuşturma ve aydınlatma işlerinde kullanılan parça
    • "Elinde güçlü bir çıra vardı, onu yüksekte tutarak yolculara yol gösteriyordu." (Nezihe Araz)
CIRT

  1. [isim] Kâğıt, kumaş vb. yırtılırken çıkan ses
    • "Kolluğu cırt diye söktü kolumdan, katlayarak çantaya yerleştirdi." (Sibel K. Türker)
IRIP

  1. [isim] Bakınız ığrıp
    • "Gideceksin ırıpların çalkantısında / Balıklar çıkacak yoluna karşıcı / Sevineceksin" (Orhan Veli Kanık)
KIRÇ

  1. [isim] Kışın, sisli havalarda, ağaç dallarını, toprak çıkıntılarını vb. yerleri kaplayan buz tabakası
IRKİ

Kelime Kökeni: Arapça ʿirḳī

  1. [sıfat, eskimiş] Irkla ilgili; ırksal
SIRF

Kelime Kökeni: Arapça ṣirf

  1. [zarf] Bakınız yalnızca
  2. Tümüyle, tamamen
    • "Bir zaman gelir ki sırf kendi icadımız olan bir his elinde zebun kalırız." (Hüseyin Cahit Yalçın)
SIRA

  1. [isim] Yan yana, art arda olan şey, olay veya canlıların tümü; dizi, kol (I), saf (I)
    • "Dalış sırası gene gelinceye dek o koca süngerden başka bir konudan söz etmedi." (Halikarnas Balıkçısı)
    • "Şehir esnafı şekercisinden tutum da berberine kadar iki sıra durup kendisini alkışladılar." (Sait Faik Abasıyanık)
  2. Bu biçimdeki şey, olay veya canlıların durumu
    • "Sırayı bozmayın."
  3. Belirli bir düzene ve niteliğe göre dizilme durumu
    • "Boy sırası. Yaş sırası."
    • "Sıraya girmek. Sıraya dizilmek."
  4. Bir şeye ayrılan, uygun görülen veya rastlayan zaman
    • "Bu sırada yan odadan sesler gelmeye başlamıştı." (İhsan Oktay Anar)
  5. Tahtadan oturak
    • "Oturacak yerler tahta sıralardan olur." (Salâh Birsel)
  6. Dershane, meclis vb. yerlerde kullanılan ve oturup yazı yazacak biçimde yapılan mobilya
  7. Ardı, arkası, önü, peşi ve yanı kelimelerinden sonra gelerek tamlamalar kuran ve "ardından, arkasından, önünden, yanından, beraberinde" anlamlarında kullanılan bir söz
    • "Ardı sıra gelmek. Arkası sıra koşmak. Önü sıra gitmek. Yanı sıra yürümek."
HIRT

  1. [sıfat, argo] Görgüsüz tavırlı, incelikten uzak olan (kimse)
HIRS

Kelime Kökeni: Arapça ḥirṣ

  1. [isim] Bir şeyi elde etmek için duyulan, önüne geçilmez derecede kuvvetli istek, aşırı tutku
    • "O hâlde cesaretin içinde akıl varsa, cüretin içinde de akıl değil, hırs, ihtiras vardır." (Hasan Pulur)
  2. Bakınız öfke
    • "Hırsımdan bazılarına tablomu bedava verdim, alın, götürün diye bağırdım." (Hüseyin Cahit Yalçın)
SIRT

  1. [isim, anatomi] Omurgalı veya omurgasız hayvanlarda boyundan kuyruk sokumuna kadar uzanan üst bölüm
    • "Arabacı katırın sırtına binmiş." (Falih Rıfkı Atay)
  2. [anatomi] İnsanlarda boyundan bele kadar uzanan üst bölüm
  3. Kesici araçların kesmeyen kenarı
    • "Bıçağın sırtı."
  4. Dağların veya tepelerin üst bölümü
    • "Beşiktaş sırtları pırıl pırıl, aradaki boğaz parçası masmaviydi." (Orhan Veli Kanık)
  5. İnsanın üstü
    • "Sırtında hep aynı kahverengi elbise bulunduğuna göre fazla bir kazanç da sağlamıyordu." (Cahit Külebi)
  6. Bir şeyin üstü, üst bölümü
  7. Dikilmiş veya ciltlenmiş kitaplarda dikişin bulunduğu bölüm
SIRP

  1. [isim] Sırbistan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
AĞIR

  1. [sıfat] Tartıda çok çeken; kilolu, sakil, hafif karşıtı
  2. Çapı, boyutu büyük
    • "Ağır top."
  3. Bakınız yavaş
    • "Adam ağır adımlarla gelip masanın başına geçiyor." (Esat Mahmut Karakurt)
  4. Bakınız yoğun
    • "Evin sofasına girer girmez kendisini ağır bir duman karşıladı." (Abbas Sayar)
  5. Çok az işiten (kulak)
  6. [mecaz] Gösterişi fazla olmayan, ciddi olan
    • "Ağır kıyafeti ile muhite uymayan Canan'ın yanında, ne kadar rahat ve sadeydi." (Mithat Cemal Kuntay)
  7. Bakınız değerli
    • "Hiçbir yerden bir ses çıkmamış, kimse bir söz söylememişti. Yalnız Yumru kendi kendine taş yerinde ağırdır dedi." (Hüseyin Nihal Atsız)
  8. [mecaz] Bakınız çetin
    • "Denizcilik tarihinin en ağır sorumluluklarından birini üzerine alıyordu." (Feridun Fazıl Tülbentçi)
  9. [mecaz] Sıkıntı veren, bunaltan; sakil
    • "Sanki ağır bir yükün altından kurtuldum." (Ömer Seyfettin)
  10. [mecaz] Dokunaklı, kırıcı, insanın gücüne giden
    • "Kızmıştım, Keziban'a söylenecek şöyle ağır bir söz arıyordum." (Nurullah Ataç)
  11. [mecaz] Bakınız ağırbaşlı
    • "Bu, on dokuz yaşında ufak tefek bir kızdı fakat otuz yaşındaki bir insandan daha ağırdı." (Halide Edip Adıvar)
  12. [mecaz] Keskin, boğucu (koku)
    • "Bu koku, en hafif rüzgârla burnu kuvvetli bir adama uzaktan kendini hissettirecek kadar ağırdır." (Falih Rıfkı Atay)
  13. Bakınız kısık
    • "Ağaya pek duyurmak istemeyen ağır bir sesle kulağıma eğildi." (Osman Cemal Kaygılı)
  14. [mecaz] Davranışları yavaş olan
  15. [mecaz] Sindirimi güç (yiyecek)
    • "Ağır bir yemek."
  16. [isim, spor] Bakınız ağır sıklet
    • "Yıllarca ağırda güreşti."
  17. [zarf] Yavaş bir biçimde
    • "Cüneyt Bey sözlerini tartıyormuş gibi ağır söylüyordu." (Etem İzzet Benice)
ZIRH

Kelime Kökeni: Farsça zirih

  1. [isim] Savaşlarda ok, kılıç, süngü vb. silahlardan korunmak için giyilen, demir ve tel levhalardan yapılmış giysi; cebe
    • "Demir halkalardan örülmüş zırh, o soğukta Bünyamin'in yüzüne yapışıverdi." (İhsan Oktay Anar)
  2. Savaş gemilerinin veya bazı araçların dışına kaplanılan çelik levha
  3. Herhangi bir yeri, aracı vb.ni kuvvetlendiren, zararlı etkilerden koruyan özel madde
ASIR

Kelime Kökeni: Arapça ʿaṣr

  1. [isim] Bakınız yüzyıl
    • "Bu cümlelerin manaları yarım, bir asır sonra anlaşılacaktır." (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)
  2. Bakınız çağ
KIRK

  1. [isim] Otuz dokuzdan sonra gelen sayının adı
  2. Bu sayıyı gösteren 40 ve XL rakamlarının adı
  3. [sıfat, matematik] Dört kere on, otuz dokuzdan bir artık
ITIR

Kelime Kökeni: Arapça ʿiṭr

  1. [isim] Güzel koku
  2. [bitki bilimi] Bakınız ıtır çiçeği
FIRT

  1. [isim] Baskı sonucu birdenbire yerinden çıkan bir şeyin çıkardığı sesin adı
  2. Bir solukta veya bir yudumda içilebilecek miktar
    • "Çek bir fırt."
ŞIRA

Kelime Kökeni: Farsça şīre

  1. [isim] Henüz mayalanmamış üzüm suyu; şire
  2. Bazı meyve ve sebzelerin özü; şire
    • "Elma şırası."
  3. [argo] Süzülmüş afyon
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü