İçinde ır olan 4 harfli 22 kelime var. İçerisinde IR bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ır olan kelimeler listesine ya da sonu ır ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- AHIR
-
Kelime Kökeni: Farsça āḫūr
-
[isim]
Evcil büyükbaş hayvanların barındığı kapalı yer; dam (I), hayvan damı
- "Sağda, duvar kıyısında ahır, arabacı, uşak odaları var."
-
[isim]
Evcil büyükbaş hayvanların barındığı kapalı yer; dam (I), hayvan damı
- TIRT
-
-
[sıfat, argo]
İşe yaramayan (kimse)
-
[sıfat, argo]
İşe yaramayan (kimse)
- ÇIRA
-
Kelime Kökeni: Farsça çerāġ
-
[isim]
Çam vb. reçineli ağaçların yağlı ve çabuk yanmaya elverişli bölümü
-
Bu bölümden küçük küçük kesilerek hazırlanmış, tutuşturma ve aydınlatma işlerinde kullanılan parça
- "Elinde güçlü bir çıra vardı, onu yüksekte tutarak yolculara yol gösteriyordu."
-
[isim]
Çam vb. reçineli ağaçların yağlı ve çabuk yanmaya elverişli bölümü
- CIRT
-
-
[isim]
Kâğıt, kumaş vb. yırtılırken çıkan ses
- "Kolluğu cırt diye söktü kolumdan, katlayarak çantaya yerleştirdi."
-
[isim]
Kâğıt, kumaş vb. yırtılırken çıkan ses
- IRIP
-
-
[isim]
Bakınız ığrıp
- "Gideceksin ırıpların çalkantısında / Balıklar çıkacak yoluna karşıcı / Sevineceksin"
-
[isim]
Bakınız ığrıp
- KIRÇ
-
-
[isim]
Kışın, sisli havalarda, ağaç dallarını, toprak çıkıntılarını vb. yerleri kaplayan buz tabakası
-
[isim]
Kışın, sisli havalarda, ağaç dallarını, toprak çıkıntılarını vb. yerleri kaplayan buz tabakası
- IRKİ
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿirḳī
-
[sıfat, eskimiş]
Irkla ilgili; ırksal
-
[sıfat, eskimiş]
Irkla ilgili; ırksal
- SIRF
-
Kelime Kökeni: Arapça ṣirf
-
[zarf]
Bakınız yalnızca
-
Tümüyle, tamamen
- "Bir zaman gelir ki sırf kendi icadımız olan bir his elinde zebun kalırız."
-
[zarf]
Bakınız yalnızca
- SIRA
-
-
[isim]
Yan yana, art arda olan şey, olay veya canlıların tümü; dizi, kol (I), saf (I)
- "Dalış sırası gene gelinceye dek o koca süngerden başka bir konudan söz etmedi."
- "Şehir esnafı şekercisinden tutum da berberine kadar iki sıra durup kendisini alkışladılar."
-
Bu biçimdeki şey, olay veya canlıların durumu
- "Sırayı bozmayın."
-
Belirli bir düzene ve niteliğe göre dizilme durumu
- "Boy sırası. Yaş sırası."
- "Sıraya girmek. Sıraya dizilmek."
-
Bir şeye ayrılan, uygun görülen veya rastlayan zaman
- "Bu sırada yan odadan sesler gelmeye başlamıştı."
-
Tahtadan oturak
- "Oturacak yerler tahta sıralardan olur."
-
Dershane, meclis vb. yerlerde kullanılan ve oturup yazı yazacak biçimde yapılan mobilya
-
Ardı, arkası, önü, peşi ve yanı kelimelerinden sonra gelerek tamlamalar kuran ve "ardından, arkasından, önünden, yanından, beraberinde" anlamlarında kullanılan bir söz
- "Ardı sıra gelmek. Arkası sıra koşmak. Önü sıra gitmek. Yanı sıra yürümek."
-
[isim]
Yan yana, art arda olan şey, olay veya canlıların tümü; dizi, kol (I), saf (I)
- HIRT
-
-
[sıfat, argo]
Görgüsüz tavırlı, incelikten uzak olan (kimse)
-
[sıfat, argo]
Görgüsüz tavırlı, incelikten uzak olan (kimse)
- HIRS
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥirṣ
-
[isim]
Bir şeyi elde etmek için duyulan, önüne geçilmez derecede kuvvetli istek, aşırı tutku
- "O hâlde cesaretin içinde akıl varsa, cüretin içinde de akıl değil, hırs, ihtiras vardır."
-
Bakınız öfke
- "Hırsımdan bazılarına tablomu bedava verdim, alın, götürün diye bağırdım."
-
[isim]
Bir şeyi elde etmek için duyulan, önüne geçilmez derecede kuvvetli istek, aşırı tutku
- SIRT
-
-
[isim, anatomi]
Omurgalı veya omurgasız hayvanlarda boyundan kuyruk sokumuna kadar uzanan üst bölüm
- "Arabacı katırın sırtına binmiş."
-
[anatomi]
İnsanlarda boyundan bele kadar uzanan üst bölüm
-
Kesici araçların kesmeyen kenarı
- "Bıçağın sırtı."
-
Dağların veya tepelerin üst bölümü
- "Beşiktaş sırtları pırıl pırıl, aradaki boğaz parçası masmaviydi."
-
İnsanın üstü
- "Sırtında hep aynı kahverengi elbise bulunduğuna göre fazla bir kazanç da sağlamıyordu."
-
Bir şeyin üstü, üst bölümü
-
Dikilmiş veya ciltlenmiş kitaplarda dikişin bulunduğu bölüm
-
[isim, anatomi]
Omurgalı veya omurgasız hayvanlarda boyundan kuyruk sokumuna kadar uzanan üst bölüm
- SIRP
-
-
[isim]
Sırbistan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
-
[isim]
Sırbistan’da yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- AĞIR
-
-
[sıfat]
Tartıda çok çeken; kilolu, sakil, hafif karşıtı
-
Çapı, boyutu büyük
- "Ağır top."
-
Bakınız yavaş
- "Adam ağır adımlarla gelip masanın başına geçiyor."
-
Bakınız yoğun
- "Evin sofasına girer girmez kendisini ağır bir duman karşıladı."
-
Çok az işiten (kulak)
-
[mecaz]
Gösterişi fazla olmayan, ciddi olan
- "Ağır kıyafeti ile muhite uymayan Canan'ın yanında, ne kadar rahat ve sadeydi."
-
Bakınız değerli
- "Hiçbir yerden bir ses çıkmamış, kimse bir söz söylememişti. Yalnız Yumru kendi kendine taş yerinde ağırdır dedi."
-
[mecaz]
Bakınız çetin
- "Denizcilik tarihinin en ağır sorumluluklarından birini üzerine alıyordu."
-
[mecaz]
Sıkıntı veren, bunaltan; sakil
- "Sanki ağır bir yükün altından kurtuldum."
-
[mecaz]
Dokunaklı, kırıcı, insanın gücüne giden
- "Kızmıştım, Keziban'a söylenecek şöyle ağır bir söz arıyordum."
-
[mecaz]
Bakınız ağırbaşlı
- "Bu, on dokuz yaşında ufak tefek bir kızdı fakat otuz yaşındaki bir insandan daha ağırdı."
-
[mecaz]
Keskin, boğucu (koku)
- "Bu koku, en hafif rüzgârla burnu kuvvetli bir adama uzaktan kendini hissettirecek kadar ağırdır."
-
Bakınız kısık
- "Ağaya pek duyurmak istemeyen ağır bir sesle kulağıma eğildi."
-
[mecaz]
Davranışları yavaş olan
-
[mecaz]
Sindirimi güç (yiyecek)
- "Ağır bir yemek."
-
[isim, spor]
Bakınız ağır sıklet
- "Yıllarca ağırda güreşti."
-
[zarf]
Yavaş bir biçimde
- "Cüneyt Bey sözlerini tartıyormuş gibi ağır söylüyordu."
-
[sıfat]
Tartıda çok çeken; kilolu, sakil, hafif karşıtı
- ZIRH
-
Kelime Kökeni: Farsça zirih
-
[isim]
Savaşlarda ok, kılıç, süngü vb. silahlardan korunmak için giyilen, demir ve tel levhalardan yapılmış giysi; cebe
- "Demir halkalardan örülmüş zırh, o soğukta Bünyamin'in yüzüne yapışıverdi."
-
Savaş gemilerinin veya bazı araçların dışına kaplanılan çelik levha
-
Herhangi bir yeri, aracı vb.ni kuvvetlendiren, zararlı etkilerden koruyan özel madde
-
[isim]
Savaşlarda ok, kılıç, süngü vb. silahlardan korunmak için giyilen, demir ve tel levhalardan yapılmış giysi; cebe
- ASIR
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿaṣr
- KIRK
-
-
[isim]
Otuz dokuzdan sonra gelen sayının adı
-
Bu sayıyı gösteren 40 ve XL rakamlarının adı
-
[sıfat, matematik]
Dört kere on, otuz dokuzdan bir artık
-
[isim]
Otuz dokuzdan sonra gelen sayının adı
- ITIR
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿiṭr
-
[isim]
Güzel koku
-
[bitki bilimi]
Bakınız ıtır çiçeği
-
[isim]
Güzel koku
- FIRT
-
-
[isim]
Baskı sonucu birdenbire yerinden çıkan bir şeyin çıkardığı sesin adı
-
Bir solukta veya bir yudumda içilebilecek miktar
- "Çek bir fırt."
-
[isim]
Baskı sonucu birdenbire yerinden çıkan bir şeyin çıkardığı sesin adı
- ŞIRA
-
Kelime Kökeni: Farsça şīre
-
[isim]
Henüz mayalanmamış üzüm suyu; şire
-
Bazı meyve ve sebzelerin özü; şire
- "Elma şırası."
-
[argo]
Süzülmüş afyon
-
[isim]
Henüz mayalanmamış üzüm suyu; şire