İçinde üze olan 9 harfli 21 kelime var. İçerisinde ÜZE bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında üze olan kelimeler listesine ya da sonu üze ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Üze Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
E Z Ü
2 Harfli Kelimeler
ZE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- CAMGÜZELİ
-
-
[isim, bitki bilimi]
Evlerde süs olarak yetiştirilen, pembe, kırmızı çiçekler açan bir tür kına çiçeği (Impatiens sultanı)
- "Fatma evi terk etmeden önce teneke kutuya dikerek pencere önüne koyduğu camgüzelinin bir sabah sessizce açtığını gördü."
-
[isim, bitki bilimi]
Evlerde süs olarak yetiştirilen, pembe, kırmızı çiçekler açan bir tür kına çiçeği (Impatiens sultanı)
- GÜZELYURT
-
-
[isim]
Aksaray iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Aksaray iline bağlı ilçelerden biri
- YÜZEBİLME
-
-
[isim]
Yüzebilmek işi
-
[isim]
Yüzebilmek işi
- AYAKÜZERİ
-
-
[zarf]
Bakınız ayaküstü
- "Girişte resmî giyimli üç polis ayaküzeri sohbet ediyorlar."
-
[zarf]
Bakınız ayaküstü
- MÜZEKKERE
-
Kelime Kökeni: Arapça muẕekkere
-
[isim]
Bir iş için herhangi bir üst makama yazılan yazı
- "Yarın kaymakama müzekkere verecekti."
-
[hukuk]
Yargılama makamının, bir kararın yerine getirilmesi konusunda belli bir makama yazdığı yazı
-
[isim]
Bir iş için herhangi bir üst makama yazılan yazı
- BÜZEBİLME
-
-
[isim]
Büzebilmek işi
-
[isim]
Büzebilmek işi
- ÇEKİDÜZEN
-
-
[isim]
Düzenli olma durumu
-
Toplumca kabul gören ölçü
- "Onun her yazdığı iyi olmayabilir, kendini bırakıp çekidüzen gözetmeden karmakarışık yazdığı da oluyor."
-
[isim]
Düzenli olma durumu
- DÜZEÇLEME
-
-
[isim]
Aynı düzeye getirme, yüzey ayrımlarını ölçme; tesviye
-
[jeoloji]
Bir yerin değişik noktalardaki yükseltisini, deniz yüzeyi göre belirlemek için yapılan işlemlerin bütünü
-
[isim]
Aynı düzeye getirme, yüzey ayrımlarını ölçme; tesviye
- ÖĞLEÜZERİ
-
-
[zarf]
Bakınız öğleye doğru
- "Öğleüzeri odamdaki telefon çalıyor."
- "Yine istasyonlarda çaylar içildi, simitler yendi, öğleüzeri Ankara’da olacaklardı."
-
[zarf]
Bakınız öğleye doğru
- DÜZEBİLME
-
-
[isim]
Düzebilmek işi
-
[isim]
Düzebilmek işi
- GÜZELLEME
-
-
[isim, edebiyat]
Halk edebiyatında sevgiliyi, güzel şeyleri, doğa güzellikleri vb.ni övmek için yazılan, lirik bir şiir türü
-
[müzik]
Şen, sevinçli duyguları anlatan türkülerde özel bir ezgi
-
[isim, edebiyat]
Halk edebiyatında sevgiliyi, güzel şeyleri, doğa güzellikleri vb.ni övmek için yazılan, lirik bir şiir türü
- MÜZECİLİK
-
-
[isim]
Müze kurma veya işletme işi
-
[isim]
Müze kurma veya işletme işi
- ÜZENGİSİZ
-
-
[sıfat]
Üzengisi bulunmayan
-
[zarf]
Üzengi olmaksızın
-
[sıfat]
Üzengisi bulunmayan
- DÜZENLEME
-
-
[isim]
Düzenlemek işi; tertip, organizasyon
- "En saçma görünen batıl inançlar dahi insanın bir duygusunu, bir davranışını düzenleme gayesini güder."
-
Belirli bir düzene göre bir araya getirilmiş olan nesne; aranjman
- "Çiçek aranjmanı."
-
Düzene koyma; yapılanma, kodifikasyon, regülasyon
-
[hukuk]
Yayımlanan mevzuatın derlenip toplanması ve mevzuatta yapılan değişikliklerin ilgili ana mevzuata işlenmesi; kodifikasyon
-
[müzik]
Belirli sesler, çalgılar veya topluluklar için yazılmış bir eserin, başka sesler, çalgılar veya topluluklar tarafından söylenip çalınabilmesi için o eserde yapılan değişiklik; aranjman
-
[isim]
Düzenlemek işi; tertip, organizasyon
- SERGÜZEŞT
-
Kelime Kökeni: Farsça ser + guẕeşt
-
[isim, eskimiş]
Bakınız macera
- "İnsan kendi memleketinden uzaklaşıp birtakım sergüzeştler geçirmek ister."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız macera
- FÜZESAVAR
-
Kelime Kökeni: Fransızca fusée + Türkçe savar
-
[isim, askerlik]
Saldırı nitelikli füzeleri etkisiz duruma getirmek amacıyla üretilen savunma sistemi
-
[isim, askerlik]
Saldırı nitelikli füzeleri etkisiz duruma getirmek amacıyla üretilen savunma sistemi
- DÜZELTMEN
-
-
[isim]
Basılmak üzere dizilmekte olan bir eserin provalarını düzeltme ile görevli kimse; düzeltici, musahhih
- "Bölüm düzeltmenler -eskiler musahhih derdi- ve yazarlar tarafından düzeltilip bana döndüğünde bu atasözünün düzeltilmediğini görünce iyi niyetle çalışma odasına gidip yazar ekibini sözlü olarak ikna etmeye çalıştım."
-
[isim]
Basılmak üzere dizilmekte olan bir eserin provalarını düzeltme ile görevli kimse; düzeltici, musahhih
- DÜZELTMEK
-
-
[-i]
Düzgün duruma getirmek
- "Kirli eşyalarımı paketlere sardım, bavulumu düzelttim."
-
Bozukluğunu gidermek, onarmak
-
Yanlıştan kurtarmak
- "Öğleden sonra nüfus kâğıdını getir, kaydını düzeltelim."
-
[-i]
Düzgün duruma getirmek
- TÜZECİLİK
-
-
[isim]
Bakınız hukukçuluk
-
[isim]
Bakınız hukukçuluk
- SÜZEBİLME
-
-
[isim]
Süzebilmek işi
-
[isim]
Süzebilmek işi