İçinde üst olan 8 harfli 45 kelime var. İçerisinde ÜST bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında üst olan kelimeler listesine ya da sonu üst ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Üst Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

S T Ü

3 Harfli Kelimeler

SÜT, ÜST

2 Harfli Kelimeler

SÜ, ÜS

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

MÜSTESNA

Kelime Kökeni: Arapça mustes̱nā

  1. [sıfat] Bir bütünün veya kuralın dışında olan
  2. Benzerlerinden üstün olan, benzerleri az bulunan
    • "Kendisi bu resimlerin hepsinden daha sevimli, daha canlı, daha müstesna bir simaydı." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  3. Bakınız kural dışı
  4. [zarf] Dışında, ayrı, hariç tutularak
    • "Şehrinde yerleşen ve alışan halk müstesna, şiirin burada fazla beğeneceği bir yer de kalmamıştı." (Asaf Halet Çelebi)
BÜSTİYER

Kelime Kökeni: Fransızca bustier

  1. [isim] Kadınların kullandığı, koltuk altından başlayıp basene kadar uzanabilen, çoğunlukla ceket vb. kıyafetlerin altına giyilen askısız bluz
    • "Kat kat dantel jüpon, ipek çoraplar, bir çift eldiven, fistolu büstiyer, bir jartiyer…" (Adalet Ağaoğlu)
MÜSTAĞNİ

Kelime Kökeni: Arapça mustaġnī

  1. [sıfat, eskimiş] Bakınız doygun
  2. [mecaz] Nazlı davranan
MÜSTEHZİ

Kelime Kökeni: Arapça mustehzī

  1. [sıfat] Bakınız alaycı
    • "Dans edenlerin dansını beğenmiyormuş gibi müstehzi bir ağız çarpıklığıyla dudaklarını kıvırıyordu." (Çetin Altan)
  2. [zarf] Alaycı bir biçimde
    • "Ne gayritabii, garip, manalı, müstehzi gülüyordu?" (Peyami Safa)
MÜSTEVLİ

Kelime Kökeni: Arapça mustevlī

  1. [sıfat, eskimiş] Bir yeri istila eden, yönetimi altına alan (kimse, devlet, ordu vb.)
    • "Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler." (Atatürk)
  2. Bakınız salgın
MÜSTEŞAR

Kelime Kökeni: Arapça musteşār

  1. [isim] Kendisinden bilgi alınan, kendisine danışılan kimse
  2. Bakan veya büyükelçilerin yardımcısı durumunda olan üst düzey yönetici
    • "Güzel çehreli müsteşar bey, nazır beyin kapıcısından daha alçak gönüllü idi." (Ömer Seyfettin)
ÜSTÜVANE

Kelime Kökeni: Farsça ustuvāne

  1. [isim, eskimiş, matematik] Bakınız silindir
    • "Heybeden yapılmış partal yelekli, şahmerdan makinesinin üstüvanesine sarılmış demir telin ucuna geçti." (Sait Faik Abasıyanık)
  2. Bakınız sütun
ÜSTSUBAY

  1. [isim, askerlik] Binbaşı, yarbay ve albay rütbesindeki subaylara verilen genel ad
    • "Savaş sona ermeden önce bu kentte emekliye sevk edilmiş, ordudan atılmış birçok üstsubay ve subay muvazzaf yapılmıştı." (Betül Uncular)
ÖĞLEÜSTÜ

  1. [zarf] Bakınız öğleye doğru
    • "Öğleüstü güreş başladı." (Memduh Şevket Esendal)
    • "Ben Ayşe’ye söz verdim, öğleüstü dönmeliyim, çabuk ol, anladın mı?" (Cengiz Dağcı)
MASAÜSTÜ

  1. [isim, bilişim] Bilgisayarda dizin, program vb.ne ait simgelerin yer aldığı ekran görüntüsü
  2. Bakınız masaüstü bilgisayar
KÜSTAHÇA

  1. [zarf] Küstah, saygısız bir biçimde
    • "Bunu böylece, belki de bir telakkiye göre küstahça yazmamı açık sözlülüğüme bağışlayın." (Nâzım Hikmet)
MÜSTACEL

Kelime Kökeni: Arapça mustaʿcel

  1. [sıfat, eskimiş] Bakınız acele
ÜSTÜNLÜK

  1. [isim] Üstün olma durumu; faiklik, faikiyet, galebe, rüçhan, avantaj
    • "Bunlar kendilerini kıskançlık gibi, üstünlük gibi gençlik hislerine kaptıran hanımlardı." (Abdülhak Şinasi Hisar)
ÜSTLENİŞ

  1. [isim] Üstlenmek işi
ÜSTENMEK

  1. [-i] Bir iş yapmayı üstüne almak; taahhüt etmek
ÜSTÇAVUŞ

  1. [isim, askerlik] Orduda astsubaylığın ikinci aşaması olan, çavuşla başçavuş arasındaki görevli
ÜSTLENİM

  1. [isim] Üstlenmek işi
MÜSTERİH

Kelime Kökeni: Arapça musterīḥ

  1. [sıfat] Bütün kaygılardan kurtulup gönlü rahata kavuşan, içi rahat olan
AYAKÜSTÜ

  1. [zarf] Oturmadan, ayakta durarak
    • "Makasçı, ayaküstü bana gayet basit kelimelerle bir dram anlattı." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. Kısa sürede, acele olarak; ayaküzeri
    • "Nihayet idare, ayaküstü çıkarılan emirlerle mahpusun yaşayışına bir düzen verilemeyeceğini anladı." (Kerim Korcan)
SIRTÜSTÜ

  1. [zarf] Sırtı yerde olmak üzere
    • "İkide bir kendini sırtüstü saman dalgalarının içine atarak yüzme taklidi yapıyordu." (Reşat Nuri Güntekin)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü