İçinde ü olan 3 harfli 52 kelime var. İçerisinde Ü harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ü harfi olan kelimeler listesine ya da Sonu ü harfi ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ÜST

  1. [isim] Bir şeyin yukarı, göğe doğru olan yanı, fevk, alt karşıtı
    • "Köyün üst tarafında, saman, taş ve yangın arasında, üstü sazlarla örtülmüş bir kulübenin önünde ateş yanıyor." (Halide Edip Adıvar)
    • "... önlerine katıp köyün üst başındaki pınar yerine çıktılar." (Memduh Şevket Esendal)
    • "Böyle üstü başı dökülen bir adama bu kadar yakınlık göstermesi karşısında şaşırıp kaldı." (Tahsin Yücel)
    • "Bir çeşit ezbere okuyoruz, durmuyoruz metin üstünde, fikir üstünde." (Azra Erhat)
  2. Bir şeyin görülen yanı, yüzü
    • "Bu sefer taşın üstünden inip yere oturdu." (Memduh Şevket Esendal)
    • "Behiç'le Siyret benden gizlediler, kabahat bizim üstümüzde kalır." (Peyami Safa)
    • "Her biri, ayrı bir defter sayfasının gözden geçirilmesini üstüne aldı." (Peyami Safa)
    • "Üstüne basa basa olmaz, dedi."
  3. Bir şeyin dış yüzü, yüzey
    • "Ağzında lokmayı birdenbire yutmaya kıyamıyor, dilinin üstünde gezdiriyordu." (Ömer Seyfettin)
    • "Kız belli ki seni gözüne kestirmiş. Üstüne yıkılmak istiyor." (Erhan Bener)
  4. Giyecek, giysi
    • "Üstünü değiştirmek."
  5. Birine göre yüksek aşamada olan kimse, mafevk
  6. Vücut, beden
  7. Artan, geriye kalan bölüm
    • "Bir liranın üstü olarak uşağın getirdiği yetmiş beş kuruşu masanın üstünden kaldırmaz." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  8. [sıfat] Birkaç şeyden birbirine göre yukarıda olan
    • "Kadınların beni böyle göz hapsine almaları yüzünden üst düğmelerimi gevşetemiyordum." (Reşat Nuri Güntekin)
  9. [sıfat] Öte, arka
    • "Ben onu Şehzade Camisi'nin üst yanında, sokak içi, eski ahşap bir evde tanıdım." (Yusuf Ziya Ortaç)
  10. [sıfat] Sınıflamalarda temel olarak alınan bir tipe göre ileri derecede olan
    • "Üst makam. Üst rütbedekiler."

YÜN

  1. [isim] Koyun tüyü
    • "Bu şiltenin yünü az gelmiş."
  2. [sıfat] Bu tüyden yapılmış
    • "Rahat, yünden, yumuşak bir terlik giyin." (Sait Faik Abasıyanık)

ÜTÜ

  1. [isim] Genellikle giysilerin buruşukluklarını gidermek için bunların üzerinden geçirilen kızgın demir araç
  2. Bu araçla yapılan iş
    • "Garsonların yamalı bez ceketleri etüv ve ütü kokuyor." (Falih Rıfkı Atay)

TÜH

  1. [ünlem] "Vah vah" anlamında pişmanlık bildiren bir seslenme sözü, tü
  2. "Yazıklar olsun" anlamında bir seslenme sözü

EKÜ

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Avro

DÜZ

  1. [sıfat] Yatay durumda olan, eğik ve dik olmayan
    • "Düz tahta."
    • "Düğünevinin avlusuna girerken yeni düze inmiş efeler gibi nara attı." (Ömer Seyfettin)
  2. Kıvrımlı olmayan, doğru
    • "Düz çizgi."
  3. Yüzeyinde girinti çıkıntı olmayan, müstevi
  4. Kısa ökçeli, ökçesiz (ayakkabı)
  5. Yayvan, altı derin olmayan
    • "Düz kayık. Düz tabak."
  6. Kıvırcık veya dalgalı olmayan (saç)
  7. Yalın, sade, süssüz
    • "Düz bir anlatım."
  8. Çizgisiz, desensiz ve tek renkli
    • "Düz bir kumaş."
  9. [isim] Engebesiz olan yer, düzlük, ova
    • "Kardaş gitmem Diyarbakır düzüne / Kızlar peri olsa bakmam yüzüne." (Halk türküsü)

ÖCÜ

  1. [isim] Küçük çocukları korkutmak için uydurulmuş hayalî yaratık, umacı

ÖRÜ

  1. [isim] Örme işi
  2. Yama olarak yapılan örgü
  3. Tarlalarda sele karşı taştan yapılmış set

GÜN

  1. [isim] Güneş
    • "Gün biraz yükselince ıssı bir sıcak kırları kapladı." (Memduh Şevket Esendal)
    • "O geceyi çok rahatsız geçiren Rıza ertesi sabah gün ağarırken kalktı." (Haldun Taner)
    • "Doktordan gün almam gerekir."
    • "Değişiveren şartlar karşısında gün doğmadan neler doğar diye düşündüğü çok olmuştu." (Ayşe Kulin)
  2. Güneş ışığı
    • "Beş yaşından iki gün aldı."
    • "Süleyman kâhya gün atıncaya kadar çadırların arasında dolaştı." (Yahya Kemal)
    • "Benim tavukların günü daha dolmamışsa suçlu olan ben miyim?" (Zeyyat Selimoğlu)
  3. Gündüz
    • "Güneş, bütün gün enselerinde boza pişirmiş." (Haldun Taner)
  4. Yer yuvarlağının kendi ekseni etrafında bir kez dönmesiyle geçen 24 saatlik süre
    • "Kız kardeşi üç yıl, bir gün olsun canı sıkılmadan yaşadı Tatvan'da." (Necati Cumalı)
  5. İçinde bulunulan zaman
    • "Aylıkları, günün ihtiyaçları karşısında devede kulak gibi kalıyordu." (Reşat Nuri Güntekin)
  6. Zaman, sıra
    • "Biz bu ihtiyara son günlerinde hiç aklından geçirmediği bir saadet sağladık." (Haldun Taner)
  7. Çağ, devir
  8. İyi yaşanmış zaman
    • "Zavallı, gün görmedi."
  9. Bayram niteliğinde özel gün
    • "Bugün Fransızların günü imiş."
  10. Belirli günlerde ev hanımlarının konuk ağırlamak için yaptıkları toplantı
    • "Yarın Ayşe Hanım'ın günü."
  11. Tarih

TÜL

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Çok ince gözenekli pamuk, ipek veya sentetik dokuma
  2. [sıfat] Bu dokumadan yapılmış
    • "Bütün pencereler eskisi gibi çiçekli ve tül perdeliydi." (Ahmet Haşim)

HÜR

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Özgür
    • "Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bir şairim." (Tevfik Fikret)
  2. [zarf] Özgür bir biçimde
    • "Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım, / Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım." (Mehmet Akif Ersoy)

CÜZ

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri
  2. Fasikül
  3. Kur'an'ın bölünmüş olduğu otuz parçadan her biri
    • "İlk defa olarak gördüğüm bir amme cüzünden bir şeyler okudu." (Sait Faik Abasıyanık)

GÜÇ

  1. [sıfat] Ağır ve yorucu emekle yapılan, çetin, müşkül
    • "Eski yazıyı öğrenmek güç bir işti."
    • "Hemen kararını vermekten âciz olan Hasan ne kadar güç bir mevkide kalmıştı?" (Osman Cemal Kaygılı)
    • "Bugünkü hâlimizle tabiatın sırlarını kavrayamayacağımızı düşünmek bizi sinirlendiriyor, gücümüze gidiyor." (Nurullah ataç)
  2. [zarf] Zorlukla
    • "Kendini yatağa güç atmış ve sızıp kalmıştı." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

GÜL

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Gülgillerin örnek bitkisi (Rosa)
    • "Herkes evinin önünü temizlesin, şehir gül gibi olur." (Tarık Buğra)
  2. Bu bitkinin katmerli, genellikle kokulu olan çiçeği
    • "Çocuğuna gül gibi bakıyor."
    • "Allah bereket versin, gül gibi geçiniyorum." (Reşat Nuri Güntekin)

ÇÜŞ

  1. [ünlem] Yürüyen eşeği durdurmak için söylenen söz
  2. Yakışıksız bir davranış karşısında söylenen kaba bir söz

TÜM

  1. [isim] Bir şeyin bütünü, tamamı, hepsi
    • "Parasının tümünü kaybetti."
  2. [sıfat] Yarım olmayan, bütün, eksiksiz

BÜK

  1. [isim] Ovada veya dere kıyısında çalı ve diken topluluğu
  2. Böğürtlen
  3. Akarsu kıyılarındaki verimli tarlalar
  4. Dönemeç

DÜŞ

  1. [isim] Uyurken zihinde beliren olayların, düşüncelerin bütünü, rüya
    • "Dadaloğlu'm, sevdası var başımda / Gündüz hayalimde, gece düşümde." (Dadaloğlu)
    • "İnsanoğlu, yüzyıllar sonrası için de düşler kurmaktan geri durmamıştır." (Melih Cevdet Anday)
  2. Gerçek olmayan şey, imge, hayal
  3. Gerçekleşmesi istenen şey, umut

ÜRE

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Azotlu besinlerin vücutta yanmasıyla oluşan, erimiş bir durumda idrarla dışarı atılan azotlu madde
  2. Yapay reçine verniği ve tutkalı üretiminde kullanılan temel gereçlerden beyaz, billursu toz

YÜZ

  1. [isim] Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı
  2. Bu sayıyı gösteren 100, C rakamlarının adı
  3. [sıfat] On kere on, doksan dokuzdan bir artık
  4. Kere, kat vb. kelimeler ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartılı bir biçimde anlatan söz
    • "Hikmet Bey'in kurum ve edası, her zamankinden belki yüz kat üstündü." (Sermet Muhtar Alus)

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü