İçinde önce olan 19 kelime var. İçerisinde ÖNCE bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında önce olan kelimeler listesine ya da sonu önce ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
ÖNCELİKLİLİK
ÖNCELLEMEK, ÖNCESİZLİK
BÖNCESİNE, ÖNCECİLİK, ÖNCELEMEK, ÖNCELİKLE, ÖNCELİKLİ, ÖNCELLEME
ÖNCELEME, ÖNCELERİ
ÖNCEDEN, ÖNCELİK, ÖNCESİZ
ÖNCECİ, ÖNCEKİ
BÖNCE, ÖNCEL
ÖNCE
Önce Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
4 Harfli Kelimeler
ÖNCE
2 Harfli Kelimeler
CE, EN, NE, ÖN
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ÖNCELİKLİLİK
-
-
[isim]
Öncelikli olma durumu
-
[isim]
Öncelikli olma durumu
- ÖNCELLEMEK
-
-
[-i]
Öncelikli duruma getirmek
- "Cabbar ve arkadaşının yaptığı iş birliği, yaşadıkları yozlaşmayı ve çürümeyi gözler önüne sermektedir. Bu karakterler, maddi değerleri öncelleyerek kişiliklerini hiçe saymaktadırlar."
-
Ayrıcalıklı duruma getirmek
-
Öne çıkarmak, önceliğini vurgulamak
- "O tümce bir de şunu belirtiyor ya da öncelliyor: Yaşadığın bir şeyin anlamını, o sırada, yaşarken bilemezsin çoğunlukla ancak senin anlamanın zamanı gelince anlarsın, o yaşadığının anlamını, bu da yıllar sonra gerçekleşebilir."
-
[spor]
Diğer oyuncuya veya topa göre konum belirleyerek hareket etmek
-
[edebiyat]
Yazar edebî eserde olacakları önceden sezdirmek.
-
[-i]
Öncelikli duruma getirmek
- ÖNCESİZLİK
-
-
[isim]
Öncesi olmama durumu
-
Bakınız ezel
- "Dolayısıyla şair, bu durumu kuvvetle vurgulayarak mübalağa sanatıyla zamanda öncesizlik demek olan ezelden bu yana hür yaşamış, sömürge olmamış bir millet olduğumuzu ifade eder."
-
[isim]
Öncesi olmama durumu
- ÖNCELİKLİ
-
-
[sıfat]
Önceliği olan, öncelik tanınan, önce yapılması gereken
-
[sıfat]
Önceliği olan, öncelik tanınan, önce yapılması gereken
- ÖNCELLEME
-
-
[isim]
Öncellemek işi
-
[isim]
Öncellemek işi
- BÖNCESİNE
-
-
[zarf]
Bakınız safça
-
[zarf]
Bakınız safça
- ÖNCECİLİK
-
-
[isim]
Bir şeyi başkalarından önce yapma işi; inisiyatif
-
Önde gelme işi
-
[isim]
Bir şeyi başkalarından önce yapma işi; inisiyatif
- ÖNCELİKLE
-
-
[zarf]
Öne alınarak, diğerlerine göre daha önce olarak
- "Bu tasarı, Mecliste öncelikle görüşülecek."
-
Her şeyden önce
- "Öncelikle size hayran olduğumu söylemeliyim."
-
[zarf]
Öne alınarak, diğerlerine göre daha önce olarak
- ÖNCELEMEK
-
-
[-i]
Bir şeyi önceden yapmak, geri bırakmamak, öne almak; takdim etmek
- "Bireylerin dili kullanma becerilerini geliştirmelerini esas alan dil eğitimi; okuma, dinleme, konuşma, yazma ve görsel okuma gibi öğrenme alanlarına yönelik gelişimi önceler."
-
Tanıtmak, yönlendirmek amacıyla överek öne çıkarmak; lanse etmek
-
[-i]
Bir şeyi önceden yapmak, geri bırakmamak, öne almak; takdim etmek
- ÖNCELEME
-
-
[isim]
Öncelemek işi; lanse
-
Önceden yapma, öne alma, öncelik tanıma
- "Toplumsal refahı önceleme yolunda, kendi ülkelerinde, Batı dünyasında bir fırsat olarak görülebilir diye umuyordum."
-
[isim]
Öncelemek işi; lanse
- ÖNCELERİ
-
-
[zarf]
İlk zamanlarda, başlangıç zamanlarında; evvelleri, iptidaları
- "Önceleri kapıldığım münasebetsiz düşünce, kafamdan defolup gitmişti."
-
[zarf]
İlk zamanlarda, başlangıç zamanlarında; evvelleri, iptidaları
- ÖNCESİZ
-
-
[sıfat]
Zamanda başlangıcı olmayan; ezelî
- "Var olma nedeni Tanrı’ya dayanan insan, bu öncesiz varlığa seviyle bağlanmıştı."
-
[sıfat]
Zamanda başlangıcı olmayan; ezelî
- ÖNCELİK
-
-
[isim]
Bir şeyin başka bir şeyden veya şeylerden daha önce olması veya yapılması durumu; evvellik, rüçhan, takaddüm
-
Bir şeyin diğerlerinden daha önemli sayılması durumu
- "Bu olayda dikkate değer olan, neye öncelik verildiğinin anlaşılmasıdır."
-
[isim]
Bir şeyin başka bir şeyden veya şeylerden daha önce olması veya yapılması durumu; evvellik, rüçhan, takaddüm
- ÖNCEDEN
-
-
[zarf]
Başlarken, başlangıçta, daha önce; evvelce, evvelden, peşinen
- "Bunlar çok önceden suç işlemişler, hapse girmemek için dağa çıkmışlardı."
-
[zarf]
Başlarken, başlangıçta, daha önce; evvelce, evvelden, peşinen
- ÖNCECİ
-
-
[isim]
Bir şeyi ilk olarak ve başkalarından önce yapma veya ortaya atma; inisiyatif
- "Öğrencinin okuldan aldığı kültürün ileride edineceği meslek kişiliğinin başlıca göstergesi olacağı düşüncesine göre düzenlenmesi ve bu konuda öğrencilere geniş öncecilik tanınması."
-
Önde gelen kimse
-
[isim]
Bir şeyi ilk olarak ve başkalarından önce yapma veya ortaya atma; inisiyatif
- ÖNCEKİ
-
-
[sıfat]
Önce olan; evvelki, evveli
- "İzmir’e gitmeden önceki düşünceleri bugünkünden farklıydı."
-
İki önceki (gün, hafta, ay, yıl)
- "Bana bunu önceki gün söylemişti."
-
Bir yerde, bir görevde daha önce çalışmış olan; eski, mukaddem, sabık
- "Önceki başkan."
-
[sıfat]
Önce olan; evvelki, evveli
- BÖNCE
-
-
[sıfat, zarf]
Bakınız safça
- "Biraz bönce bir adamdı."
-
[sıfat, zarf]
Bakınız safça
- ÖNCEL
-
-
[sıfat]
Bakınız ilk
- "Öncel masallar üzre bir eğri masal / Mamutların sevgisinden kıpkırmızı"
-
Öncelikli olan
- "Fen ve edebiyat dallarında bilim üretmek kuşkusuz üniversitenin öncel görevidir."
-
Ayrıcalıklı olan
- "Bu olay II. Murad devrinde başkent müftüsü olan Molla Fenari’ye hiyerarşide öncelik verilmesi ile başlamıştı. Anadolu Selçuklularında hiçbir müftünün böyle bir öncel durumu yoktu."
-
[isim]
Bakınız önder
- "Kendi geçmişimizden önceller, başlatıcılar arayan Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu Ahmet Midhat Efendi ile Halit Ziya’yı hümanizmin Türkiye’deki kurucuları olarak belirler."
-
[isim]
Bakınız selef, ardıl karşıtı
- "Bütün bu çabalarımızda, Cumhuriyet Dönemi’nde yayımlanmış olan eserleri tarayacağız ve sonuç olarak Yesevi’den önce Türk dünyasında gönül erlerinin öncellerini ortaya koymuş olacağız."
-
[isim, mantık]
Sonucun çıkarıldığı önerme veya önermeler
-
[matematik]
Bir sıra bağıntısında bir başkasından hemen önce gelen
-
[sıfat]
Bakınız ilk
- ÖNCE
-
-
[zarf]
İlk olarak, başlangıçta; evvel, sonra karşıtı
- "Önce hep birlikte basın suçunu tarif edelim."
-
İçinde bulunulan veya söz edilen anın gerisinde kalan bir zamanda; evvel
- "Okula başlamadan önce sokakta oynardım."
-
Zaman bildiren kelimelerden veya zaman zarflarından sonra kullanıldığında belirtilen kadar zamanın geçmiş olduğunu gösteren bir söz; evvel
- "Beş gün önce İzmir’deydim."
-
İçinde bulunulan veya söz edilen yerden daha önde; evvel
- "Yokuş yukarı giderken solda önce camiyi sonra okulu göreceksin."
-
[isim]
Bir şeyin geçmişteki bölümü, başlangıçta yer alan kısmı; evvel
- "Bu işin öncesini bilmiyorum."
-
[sıfat]
Makam, değer, derece, önem vb. için sözü edilenden daha önde olan; evvel
- "O, kıdem bakımından daire başkanından öncedir."
-
[zarf]
İlk olarak, başlangıçta; evvel, sonra karşıtı