İçinde çıkma olan 7 kelime var. İçerisinde ÇIKMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında çıkma olan kelimeler listesine ya da sonu çıkma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

11 Harfli Kelimeler

ÇIKMAMAZLIK

9 Harfli Kelimeler

ÇIKMAKLIK, ÇIKMAZLIK

7 Harfli Kelimeler

ÇIKMALI

6 Harfli Kelimeler

ÇIKMAK, ÇIKMAZ

5 Harfli Kelimeler

ÇIKMA

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Çıkma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A I K M Ç

5 Harfli Kelimeler

ÇAKIM, ÇIKMA, KAMÇI

4 Harfli Kelimeler

AÇIK, AÇIM, AÇKI, AKIM, ÇAKI, ÇIMA, KAÇI

3 Harfli Kelimeler

AÇI, AKI, ÇAK, ÇAM, KAÇ, KAM, KIÇ, MAÇ

2 Harfli Kelimeler

AÇ, AK, AM, MA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ÇIKMAMAZLIK

  1. [isim] Bakınız çıkmazlık
ÇIKMAZLIK

  1. [isim] Bakınız ikilem
  2. Çıkmaz olma durumu
    • "Geceleri uyuyamıyor, hayatında duyduğu tuhaf bir noksanlığın ve çıkmazlık hissinin tesiriyle kıvranıyordu." (Okay Tiryakioğlu)
ÇIKMAKLIK

  1. [isim] Çıkma durumunda olma
    • "Hâlbuki ayrılık acısına ve ayrılık seslerine, bildik çıkmaklığım gerekti." (Refik Halit Karay)
ÇIKMALI

  1. [sıfat] Çıkma durumunda olan
ÇIKMAK

  1. [-den] İçeriden dışarıya varmak, gitmek
    • "Ortalık ağarırken bir arkadaşımla yorgun adımlarla konaktan çıktık." (Falih Rıfkı Atay)
  2. [nesnesiz] Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek
    • "Bu mülakatımızdan esaslı bir netice çıkmadı." (Atatürk)
  3. [nesnesiz] Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak
    • "Çiçeği burnunda subay çıkar çıkmaz, ben size bir emir eri bulurum." (Haldun Taner)
  4. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek
    • "Yeni evimizden çıkıp eski evimize taşındık." (Yusuf Ziya Ortaç)
  5. Süresi dolduğunda ayrılmak
    • "Hastaneden çıkıp yollarda yürüyen kadın, annemin ölümüne ağlayan ben miydim..." (Erendiz Atasü)
  6. [nesnesiz] Yapılmak, yürümek
    • "Bu dairede işler kolay çıkmaz."
  7. Yetişecek ölçüde olmak
    • "Bundan kendime manto yaparım, oğlana da bir palto çıkar... dedi." (Aziz Nesin)
  8. Bir şeyden bir şey eksilmek
    • "Dörtten iki çıkarsa iki kalır."
  9. Meydana gelmek
    • "Uygunsuz dediğim vakalardan biri bir salon oyunu yüzünden çıkmıştır." (Reşat Nuri Güntekin)
  10. [nesnesiz] Sıyrılmak, ayrılmak
    • "Parkın merdivenini inerken, çıplak ayağına giydiği eski mest lastiğinin teki, fırladı, ayağından çıktı." (Samim Kocagöz)
  11. [nesnesiz] Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak
    • "Osman Seden beni komedi filminde deneyip büyük bir başarı kazanınca bundan hepimiz kârlı çıktık." (Öztürk Serengil)
  12. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek
    • "Çok sonra öğrenecek bunu. Çok sonra, çocukluktan çıkıp kocaman adam olduktan sonra." (Tarık Dursun K)
  13. [-i] Bir şeyin yukarısına doğru yürümek
    • "Uzun, dik merdivenli bir yokuşu çıktık." (Refik Halit Karay)
  14. [nesnesiz, -de] Bir inceleme, bir araştırma sonucu ... bulunmak
    • "Sularda bakteri çıktı."
  15. [-e] Yetkili birinin makamına iş için gitmek
    • "Hazırladığı raporları yırtmış ve Ali Rıza Paşa’nın makamına çıkarak duyduklarını şifahen nakletmişti." (Ayşe Kulin)
  16. [-e] Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak
    • "Kendine on altı bin lira piyango çıkmış bir kimsenin birkaç yüz kuruşu ödeyememesi dosta düşmana garip görünecekti." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  17. [nesnesiz] Bir konu yetkililerce karara bağlanmak
  18. [-e] Mal olmak
    • "Bu ev dört milyara çıktı."
  19. [-e] Oyunda herhangi bir rolü oynamak
    • "Arsız ve aptal mahalle çocuğu rolüne çıkmıştı." (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
  20. [-e] Bir yere ulaşmak, varmak
    • "Karşı kaldırıma geçtiler, sağa sola saptılar, demir yoluna çıktılar." (Memduh Şevket Esendal)
  21. [-e] Karaya ayak basmak
    • "1919 senesi Mayıs'ının on dokuzuncu günü Samsun'a çıktım." (Atatürk)
  22. [nesnesiz] Yayılmak, duyulmak
    • "Başından beri gazetelerde enstitü hakkında havadisler çıkıyordu." (Ahmet Hamdi Tanpınar)
  23. [nesnesiz] Olmak, bulunmak, var olmak
    • "Bayramın son günü her iki kadının da işleri çıkmıştı." (Osman Cemal Kaygılı)
  24. [-e] Bir iddia ile ortalıkta görünmek
    • "Sen onun karşısına çapkın bir adam gibi çıktın." (Peyami Safa)
  25. [nesnesiz, -den] Koku, ses vb. yayılmak
    • "Lağımdan pis kokular çıkıyor."
  26. [-e] Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek
    • "Güreşte ona çıkacak kimse yok."
  27. [-e] Bir şey bulaşmak
    • "Uçmadan önce yaldızlı tozdan pulları elime çıktı." (Füruzan)
  28. [-i] Binaya kat eklemek
    • "Göl kıyısındaki evlerinin üzerine yeni bir kat çıkmışlar, verandanın önüne üzüm asması sardırmışlar..." (Salim Nizam)
  29. [-e] Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak
    • "Bu kahveden sıkıldın, ötekine çıkarsın, anladın mı?" (Memduh Şevket Esendal)
  30. [nesnesiz] Niteliği sonradan anlaşılmak
    • "Eyvah, bu da ötekiler gibi soysuz çıktı." (Reşat Nuri Güntekin)
  31. [nesnesiz] Belirmek, tanınmak
    • "Bir ilçe belediye başkanı hepsinden açıkgöz çıktı." (Muzaffer İzgü)
  32. [nesnesiz] Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak
    • "Oğlan akıllı çıktı, kimleri bulacağını, kimlerle çalışacağını bildi." (Oya Baydar)
  33. [nesnesiz] Yerinden oynamak
    • "Fukaranın hem sağ bileği çıkmış hem davulu patlamıştı." (Reşat Nuri Güntekin)
  34. [nesnesiz] Görünür veya belli bir durumda bulunmak
    • "Yüzünün derisi buruşmuş, elmacık kemikleri çıkmıştı." (Cahit Uçuk)
  35. [nesnesiz] Oluşmak, olmak
    • "Birdenbire öyle soğuk çıktı ki pirinç tanelerini tutamaz oldum, parmaklarım şakır şakır titriyor!" (Mahmut Yesari)
  36. [nesnesiz] Piyasaya sürülmek
  37. [nesnesiz] Bitmek, büyümek, sürmek
    • "Mayısın ortası olmadan ekinler çıktı." (Ümit Kaftancıoğlu)
  38. [nesnesiz] Emir, talimat vb. verilmek
    • "Dört gün, dört gece yanına kimse varmayacak diye emir çıktı." (İlhan Tarus)
  39. [nesnesiz] Ay veya mevsim geçmek
    • "Kış çıktı, bahar geldi, uzun tatil ayları geldi, Cevdet Bey’in yeri dolmadı." (Fakir Baykurt)
  40. [nesnesiz] Yeni yetişip satışa sunulmak
    • "Önce badem ağacı çiçek açtı, sonra çağlalar ağaçları süsledi. Ardından erikler çıktı." (Vivet Çavlı)
  41. [nesnesiz] Bakınız yükselmek
    • "Fiyatlar çıktı."
  42. [nesnesiz] Sesini yükseltmek
  43. [nesnesiz, -den] Giderilmek, yok olmak
    • "Gerçekten adamın kolundaki leke çıktı. Çıktı ama, üzerindeki kumaş da eriyip gitti..." (Muzaffer İzgü)
  44. [-den] Bir şeyi unutmak
    • "İlk girdiğim zaman belki caddeden geçer, görürüm falan derken lafa dalmışım, hatırımdan çıktı." (Refik Halit Karay)
  45. [nesnesiz] Ay, Güneş görünmek
    • "Hava açılmış, ay çıkmıştı." (Refik Halit Karay)
    • "Güneş seni ısıtmak için çıkıyordu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  46. [nesnesiz] Kitap, dergi vb. yayımlanmak
    • "Yeni çıkmış Fransızca bir iki kitap bulunurdu." (Yusuf Ziya Ortaç)
  47. [nesnesiz] Aktarılmış olmak
    • "Çok geçmeden haber çıkacağını kadınlık insiyakıyla derhâl sezmişti." (Refik Halit Karay)
  48. [nesnesiz] Gerçek hâle gelmek
    • "İnsanın her gördüğü rüya çıkmaz ya!" (Memduh Şevket Esendal)
  49. [nesnesiz] Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak
    • "Arabanın direksiyonu çıkmak."
  50. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek
    • "Artık yaşanılır olmaktan çıktı İstanbul. Yaşanılır gibi değil. Daha doğrusu, İstanbul, İstanbul olmaktan çıktı." (Demirtaş Ceyhun)
  51. [-le] Flört etmek
    • "Sevim, senden başka bir kızla çıkmadım." (Attilâ İlhan)
  52. [-e] Erişmek, görmek
    • "Aklı başında ama sabaha çıkamayacağına kalıbımı basarım." (Sait Faik Abasıyanık)
  53. [mecaz] Harcamak zorunda kalmak
    • "Geçen hafta düğünümüz oldu. Çok paradan çıktım." (Aziz Nesin)
  54. [-i, argo] Vermeye katlanmak
    • "Çık bakalım paraları. Şıkır, şıkır... Bir, iki, üç... On, yirmi, otuz..." (Sadri Etem Ertem)
ÇIKMAZ

  1. [isim] Sonu kapalı, çıkış yeri olmayan, hiçbir yere ulaşamayan yol, sokak
    • "Bu apartmanın olduğu çıkmazda bir garaj, bir eski ahır, üç esrarlı ve daima kapalı depodan başka bir şey yoktur." (Halide Edip Adıvar)
  2. [sıfat, mecaz] Çözüme ulaşmayan, çözüm yolu olmayan
ÇIKMA

  1. [isim] Çıkmak işi
    • "Bu evden çıkmam, mağlubiyeti kabul ederek mücadeleden kaçmam demekti." (Kemal Bilbaşar)
  2. Bakınız cumba
    • "Balkonlar, kapalı açık çıkmalar, o zaman yasak edilmiş, hâlâ yasak, hâlâ yapılmıyor." (Aydın Boysan)
  3. Hamamdan çıkarken kullanılan havlu ve kurulanma takımı; çıkacak
  4. Bir yazı sayfasının kenarına metinle ilgili olarak yazılan ek; çıkıntı, derkenar, hamiş
    • "Bu dünya, aslında o dünya metnine bir çıkma, bir dipnotudur." (Sezai Karakoç)
  5. Desteklemek amacıyla verilen para
  6. [sıfat] Çıkmış
    • "Saraydan çıkma İstanbul eşyalarını görünce bunların hakikatine inanmak lazım geldiğini anlamış." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  7. [sıfat] Eski, kullanılmış olan
    • "Çıkma jant."
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü