İçinde çıkma olan 7 kelime var. İçerisinde ÇIKMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında çıkma olan kelimeler listesine ya da sonu çıkma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
ÇIKMAMAZLIK
ÇIKMAKLIK, ÇIKMAZLIK
ÇIKMALI
ÇIKMAK, ÇIKMAZ
ÇIKMA
Çıkma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
5 Harfli Kelimeler
ÇAKIM, ÇIKMA, KAMÇI
4 Harfli Kelimeler
AÇIK, AÇIM, AÇKI, AKIM, ÇAKI, ÇIMA, KAÇI
3 Harfli Kelimeler
AÇI, AKI, ÇAK, ÇAM, KAÇ, KAM, KIÇ, MAÇ
2 Harfli Kelimeler
AÇ, AK, AM, MA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ÇIKMAMAZLIK
-
-
[isim]
Bakınız çıkmazlık
-
[isim]
Bakınız çıkmazlık
- ÇIKMAZLIK
-
-
[isim]
Bakınız ikilem
-
Çıkmaz olma durumu
- "Geceleri uyuyamıyor, hayatında duyduğu tuhaf bir noksanlığın ve çıkmazlık hissinin tesiriyle kıvranıyordu."
-
[isim]
Bakınız ikilem
- ÇIKMAKLIK
-
-
[isim]
Çıkma durumunda olma
- "Hâlbuki ayrılık acısına ve ayrılık seslerine, bildik çıkmaklığım gerekti."
-
[isim]
Çıkma durumunda olma
- ÇIKMALI
-
-
[sıfat]
Çıkma durumunda olan
-
[sıfat]
Çıkma durumunda olan
- ÇIKMAK
-
-
[-den]
İçeriden dışarıya varmak, gitmek
- "Ortalık ağarırken bir arkadaşımla yorgun adımlarla konaktan çıktık."
-
[nesnesiz]
Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek
- "Bu mülakatımızdan esaslı bir netice çıkmadı."
-
[nesnesiz]
Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak
- "Çiçeği burnunda subay çıkar çıkmaz, ben size bir emir eri bulurum."
-
Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek
- "Yeni evimizden çıkıp eski evimize taşındık."
-
Süresi dolduğunda ayrılmak
- "Hastaneden çıkıp yollarda yürüyen kadın, annemin ölümüne ağlayan ben miydim..."
-
[nesnesiz]
Yapılmak, yürümek
- "Bu dairede işler kolay çıkmaz."
-
Yetişecek ölçüde olmak
- "Bundan kendime manto yaparım, oğlana da bir palto çıkar... dedi."
-
Bir şeyden bir şey eksilmek
- "Dörtten iki çıkarsa iki kalır."
-
Meydana gelmek
- "Uygunsuz dediğim vakalardan biri bir salon oyunu yüzünden çıkmıştır."
-
[nesnesiz]
Sıyrılmak, ayrılmak
- "Parkın merdivenini inerken, çıplak ayağına giydiği eski mest lastiğinin teki, fırladı, ayağından çıktı."
-
[nesnesiz]
Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak
- "Osman Seden beni komedi filminde deneyip büyük bir başarı kazanınca bundan hepimiz kârlı çıktık."
-
Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek
- "Çok sonra öğrenecek bunu. Çok sonra, çocukluktan çıkıp kocaman adam olduktan sonra."
-
[-i]
Bir şeyin yukarısına doğru yürümek
- "Uzun, dik merdivenli bir yokuşu çıktık."
-
[nesnesiz, -de]
Bir inceleme, bir araştırma sonucu ... bulunmak
- "Sularda bakteri çıktı."
-
[-e]
Yetkili birinin makamına iş için gitmek
- "Hazırladığı raporları yırtmış ve Ali Rıza Paşa’nın makamına çıkarak duyduklarını şifahen nakletmişti."
-
[-e]
Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak
- "Kendine on altı bin lira piyango çıkmış bir kimsenin birkaç yüz kuruşu ödeyememesi dosta düşmana garip görünecekti."
-
[nesnesiz]
Bir konu yetkililerce karara bağlanmak
-
[-e]
Mal olmak
- "Bu ev dört milyara çıktı."
-
[-e]
Oyunda herhangi bir rolü oynamak
- "Arsız ve aptal mahalle çocuğu rolüne çıkmıştı."
-
[-e]
Bir yere ulaşmak, varmak
- "Karşı kaldırıma geçtiler, sağa sola saptılar, demir yoluna çıktılar."
-
[-e]
Karaya ayak basmak
- "1919 senesi Mayıs'ının on dokuzuncu günü Samsun'a çıktım."
-
[nesnesiz]
Yayılmak, duyulmak
- "Başından beri gazetelerde enstitü hakkında havadisler çıkıyordu."
-
[nesnesiz]
Olmak, bulunmak, var olmak
- "Bayramın son günü her iki kadının da işleri çıkmıştı."
-
[-e]
Bir iddia ile ortalıkta görünmek
- "Sen onun karşısına çapkın bir adam gibi çıktın."
-
[nesnesiz, -den]
Koku, ses vb. yayılmak
- "Lağımdan pis kokular çıkıyor."
-
[-e]
Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek
- "Güreşte ona çıkacak kimse yok."
-
[-e]
Bir şey bulaşmak
- "Uçmadan önce yaldızlı tozdan pulları elime çıktı."
-
[-i]
Binaya kat eklemek
- "Göl kıyısındaki evlerinin üzerine yeni bir kat çıkmışlar, verandanın önüne üzüm asması sardırmışlar..."
-
[-e]
Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak
- "Bu kahveden sıkıldın, ötekine çıkarsın, anladın mı?"
-
[nesnesiz]
Niteliği sonradan anlaşılmak
- "Eyvah, bu da ötekiler gibi soysuz çıktı."
-
[nesnesiz]
Belirmek, tanınmak
- "Bir ilçe belediye başkanı hepsinden açıkgöz çıktı."
-
[nesnesiz]
Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak
- "Oğlan akıllı çıktı, kimleri bulacağını, kimlerle çalışacağını bildi."
-
[nesnesiz]
Yerinden oynamak
- "Fukaranın hem sağ bileği çıkmış hem davulu patlamıştı."
-
[nesnesiz]
Görünür veya belli bir durumda bulunmak
- "Yüzünün derisi buruşmuş, elmacık kemikleri çıkmıştı."
-
[nesnesiz]
Oluşmak, olmak
- "Birdenbire öyle soğuk çıktı ki pirinç tanelerini tutamaz oldum, parmaklarım şakır şakır titriyor!"
-
[nesnesiz]
Piyasaya sürülmek
-
[nesnesiz]
Bitmek, büyümek, sürmek
- "Mayısın ortası olmadan ekinler çıktı."
-
[nesnesiz]
Emir, talimat vb. verilmek
- "Dört gün, dört gece yanına kimse varmayacak diye emir çıktı."
-
[nesnesiz]
Ay veya mevsim geçmek
- "Kış çıktı, bahar geldi, uzun tatil ayları geldi, Cevdet Bey’in yeri dolmadı."
-
[nesnesiz]
Yeni yetişip satışa sunulmak
- "Önce badem ağacı çiçek açtı, sonra çağlalar ağaçları süsledi. Ardından erikler çıktı."
-
[nesnesiz]
Bakınız yükselmek
- "Fiyatlar çıktı."
-
[nesnesiz]
Sesini yükseltmek
-
[nesnesiz, -den]
Giderilmek, yok olmak
- "Gerçekten adamın kolundaki leke çıktı. Çıktı ama, üzerindeki kumaş da eriyip gitti..."
-
[-den]
Bir şeyi unutmak
- "İlk girdiğim zaman belki caddeden geçer, görürüm falan derken lafa dalmışım, hatırımdan çıktı."
-
[nesnesiz]
Ay, Güneş görünmek
- "Hava açılmış, ay çıkmıştı."
- "Güneş seni ısıtmak için çıkıyordu."
-
[nesnesiz]
Kitap, dergi vb. yayımlanmak
- "Yeni çıkmış Fransızca bir iki kitap bulunurdu."
-
[nesnesiz]
Aktarılmış olmak
- "Çok geçmeden haber çıkacağını kadınlık insiyakıyla derhâl sezmişti."
-
[nesnesiz]
Gerçek hâle gelmek
- "İnsanın her gördüğü rüya çıkmaz ya!"
-
[nesnesiz]
Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak
- "Arabanın direksiyonu çıkmak."
-
Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek
- "Artık yaşanılır olmaktan çıktı İstanbul. Yaşanılır gibi değil. Daha doğrusu, İstanbul, İstanbul olmaktan çıktı."
-
[-le]
Flört etmek
- "Sevim, senden başka bir kızla çıkmadım."
-
[-e]
Erişmek, görmek
- "Aklı başında ama sabaha çıkamayacağına kalıbımı basarım."
-
[mecaz]
Harcamak zorunda kalmak
- "Geçen hafta düğünümüz oldu. Çok paradan çıktım."
-
[-i, argo]
Vermeye katlanmak
- "Çık bakalım paraları. Şıkır, şıkır... Bir, iki, üç... On, yirmi, otuz..."
-
[-den]
İçeriden dışarıya varmak, gitmek
- ÇIKMAZ
-
-
[isim]
Sonu kapalı, çıkış yeri olmayan, hiçbir yere ulaşamayan yol, sokak
- "Bu apartmanın olduğu çıkmazda bir garaj, bir eski ahır, üç esrarlı ve daima kapalı depodan başka bir şey yoktur."
-
[sıfat, mecaz]
Çözüme ulaşmayan, çözüm yolu olmayan
-
[isim]
Sonu kapalı, çıkış yeri olmayan, hiçbir yere ulaşamayan yol, sokak
- ÇIKMA
-
-
[isim]
Çıkmak işi
- "Bu evden çıkmam, mağlubiyeti kabul ederek mücadeleden kaçmam demekti."
-
Bakınız cumba
- "Balkonlar, kapalı açık çıkmalar, o zaman yasak edilmiş, hâlâ yasak, hâlâ yapılmıyor."
-
Hamamdan çıkarken kullanılan havlu ve kurulanma takımı; çıkacak
-
Bir yazı sayfasının kenarına metinle ilgili olarak yazılan ek; çıkıntı, derkenar, hamiş
- "Bu dünya, aslında o dünya metnine bir çıkma, bir dipnotudur."
-
Desteklemek amacıyla verilen para
-
[sıfat]
Çıkmış
- "Saraydan çıkma İstanbul eşyalarını görünce bunların hakikatine inanmak lazım geldiğini anlamış."
-
[sıfat]
Eski, kullanılmış olan
- "Çıkma jant."
-
[isim]
Çıkmak işi