İçinde zar olan 8 harfli 32 kelime var. İçerisinde ZAR bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında zar olan kelimeler listesine ya da sonu zar ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Zar Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
ARZ, RAZ, ZAR
2 Harfli Kelimeler
AR, AZ, RA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- MAZARRAT
-
Kelime Kökeni: Arapça mażarrat
-
[isim, eskimiş]
Bakınız zarar
-
[isim, eskimiş]
Bakınız zarar
- BERGÜZAR
-
Kelime Kökeni: Farsça berguẕār
- ZARİFANE
-
Kelime Kökeni: Arapça ẓarįf + Farsça -āne
-
[zarf, eskimiş]
Bakınız zarifçe
- "Müdür Efendi fazla gülenleri ‘kerpetenle dişlerinizi sökerim ha!’ diye zarifane tehdit edermiş."
-
[sıfat]
Zarife yakışır
- "Şinasi, bazen istihza ile karışık zarifane istifhamlarda bulundukça paşalar verecek cevap bulamazlardı."
-
[zarf, eskimiş]
Bakınız zarifçe
- AZARLAMA
-
-
[isim]
Azarlamak işi; fırça, muaheze, papara, paylama, zılgıt, takaza, tekdir, tevbih, saparta
- "Büyük abla, kapının yanındaki iskemlenin üstünden fesimi aldığımı görünce çığlık çığlığa beni azarlamaya başladı."
-
[isim]
Azarlamak işi; fırça, muaheze, papara, paylama, zılgıt, takaza, tekdir, tevbih, saparta
- PEMBEZAR
-
Kelime Kökeni: Farsça penbezār
-
[isim]
Genellikle gömlek yapımında kullanılan bir tür ince ve yumuşak bez
-
[sıfat]
Bu bezden yapılan
- "Ya şu pembezar gömlek?"
-
[isim]
Genellikle gömlek yapımında kullanılan bir tür ince ve yumuşak bez
- OTUZARLI
-
-
[sıfat]
Otuzar otuzar sıralanmış
-
Her biri otuz birimden oluşan
-
[sıfat]
Otuzar otuzar sıralanmış
- BİZARLIK
-
-
[isim]
Bizar olma durumu
- "Vakıa bu bizarlık ilk derecelerinde ve pek cüzi bir hâlde bulundukça derecesi fark olunmaz."
-
[isim]
Bizar olma durumu
- ALİZARİN
-
Kelime Kökeni: Fransızca alizarine
-
[isim, kimya]
Bakınız kök boyası
-
[isim, kimya]
Bakınız kök boyası
- İSTİHZAR
-
Kelime Kökeni: Arapça istiḥżār
- ZARİFLİK
-
-
[isim]
Zarif davranış veya zarif olma durumu; zarafet
- "Bu kültürde zariflik, incelikle beraber Türk olan, kendilerinden olan bir şey vardı."
-
[isim]
Zarif davranış veya zarif olma durumu; zarafet
- ZARFINDA
-
-
[zarf]
Belli bir sürede, belli bir süre içinde
- "Bak Gökhan, demisti, üç ay zarfında terk ettiğin Son Havadis’i batıramazsan o seni batırır."
-
[zarf]
Belli bir sürede, belli bir süre içinde
- NAZARİYE
-
Kelime Kökeni: Arapça naẓariyye
-
[isim, eskimiş]
Bakınız kuram
- "Hiçbir fikir, hiçbir nazariye bu sevgiyle karşılaşamaz."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız kuram
- SEZARYEN
-
Kelime Kökeni: Fransızca césarienne
-
[isim, tıp]
Karın ve döl yatağının kesilerek bebeğin alınmasına dayanan doğum yöntemi
-
[isim, tıp]
Karın ve döl yatağının kesilerek bebeğin alınmasına dayanan doğum yöntemi
- ZARFLAMA
-
-
[isim]
Zarflamak işi
-
[isim]
Zarflamak işi
- ZARARSIZ
-
-
[sıfat]
Zarar vermeyen, zararı dokunmayan; dokuncasız, ziyansız
-
[mecaz]
Oldukça iyi; ziyansız
- "Bakkaldan turşu, portakal aldırdım. Az sonra zararsız bir masa düzülüverdi."
-
[zarf]
Zarar görmeden
- "O günlerde ayakta kalabilmenin, ... günleri zararsız, ziyansız geçirebilmenin tek yolu durumu idare etme yöntemi herhâlde böyle davranmayı gerektirmekteydi."
-
[sıfat]
Zarar vermeyen, zararı dokunmayan; dokuncasız, ziyansız
- PAZARCIK
-
-
[isim]
Kahramanmaraş iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Kahramanmaraş iline bağlı ilçelerden biri
- PAZARLIK
-
-
[isim]
Bir alışverişte tarafların kendileri için en uygun fiyatı karşısındakine kabul ettirmek amacıyla yaptıkları görüşme
-
Özellikle pazar günleri giyilen şık, gösterişli giysi
- "Yakından ise biraz acayip pazarlığını giymiş, fazla süslenmiş gibiydi."
-
[mecaz]
Bazı kolaylıklar elde etmek veya daha iyi bir çözüme varmak amacıyla yapılan görüşme
-
[isim]
Bir alışverişte tarafların kendileri için en uygun fiyatı karşısındakine kabul ettirmek amacıyla yaptıkları görüşme
- ZARARINA
-
-
[zarf]
Zarar ederek
- "Yüksek edere aldıkları petrolü, otomobil sahiplerine zararına sattılar."
-
[zarf]
Zarar ederek
- NAZARLIK
-
-
[isim]
Nazarı etkisiz duruma getirdiğine inanılan kumaş parçası, mavi boncuk, kurşun, dua yazılı kâğıt, muska vb. şeyler
- "Aman nazar değmesin, buna derhâl bir nazarlık astırmalı!"
-
[isim]
Nazarı etkisiz duruma getirdiğine inanılan kumaş parçası, mavi boncuk, kurşun, dua yazılı kâğıt, muska vb. şeyler
- KIZARMAK
-
-
[nesnesiz]
Kırmızı veya ona yakın bir renk almak; alarmak
- "Nihat, yüzü kızarmış, alçak sesle söylendi."
-
Bazı sebze ve meyveler olgunlaşmaya başlamak
- "Meyveler kızarmadan dalı üstünde soldu / Irmak yatağı kumsal, kırlar dikenlik oldu"
-
Utanç, öfke vb. duyguların etkisiyle, kanın yüze hücumu sonucu yüz kırmızı bir renk almak
- "Nihat, yüzü kızarmış, alçak sesle söylendi."
-
Yiyecekler tavada kızgın yağ içinde veya ateşte kırmızılaşarak pişmek
- "Sofrada tarhana çorbası, kızarmış tavuk, bulgur pilavı vardı."
-
[nesnesiz]
Kırmızı veya ona yakın bir renk almak; alarmak