İçinde zar olan 8 harfli 32 kelime var. İçerisinde ZAR bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında zar olan kelimeler listesine ya da sonu zar ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Zar Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A R Z

3 Harfli Kelimeler

ARZ, RAZ, ZAR

2 Harfli Kelimeler

AR, AZ, RA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

MAZARRAT

Kelime Kökeni: Arapça mażarrat

  1. [isim, eskimiş] Bakınız zarar
BERGÜZAR

Kelime Kökeni: Farsça berguẕār

  1. [isim, eskimiş] Bakınız hatıra
    • "Etrafına son kez baktı, değerli eşyalarına, annesi ve babasından kalma bergüzar nesnelere baktı, baktı." (Meryem Aybike Sinan)
  2. Bakınız armağan
ZARİFANE

Kelime Kökeni: Arapça ẓarįf + Farsça -āne

  1. [zarf, eskimiş] Bakınız zarifçe
    • "Müdür Efendi fazla gülenleri ‘kerpetenle dişlerinizi sökerim ha!’ diye zarifane tehdit edermiş." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. [sıfat] Zarife yakışır
    • "Şinasi, bazen istihza ile karışık zarifane istifhamlarda bulundukça paşalar verecek cevap bulamazlardı." (Ebüzziya Tevfik)
AZARLAMA

  1. [isim] Azarlamak işi; fırça, muaheze, papara, paylama, zılgıt, takaza, tekdir, tevbih, saparta
    • "Büyük abla, kapının yanındaki iskemlenin üstünden fesimi aldığımı görünce çığlık çığlığa beni azarlamaya başladı." (Reşat Nuri Güntekin)
PEMBEZAR

Kelime Kökeni: Farsça penbezār

  1. [isim] Genellikle gömlek yapımında kullanılan bir tür ince ve yumuşak bez
  2. [sıfat] Bu bezden yapılan
    • "Ya şu pembezar gömlek?" (Orhan Veli Kanık)
OTUZARLI

  1. [sıfat] Otuzar otuzar sıralanmış
  2. Her biri otuz birimden oluşan
BİZARLIK

  1. [isim] Bizar olma durumu
    • "Vakıa bu bizarlık ilk derecelerinde ve pek cüzi bir hâlde bulundukça derecesi fark olunmaz." (Ahmet Midhat Efendi)
ALİZARİN

Kelime Kökeni: Fransızca alizarine

  1. [isim, kimya] Bakınız kök boyası
İSTİHZAR

Kelime Kökeni: Arapça istiḥżār

  1. [isim, eskimiş] Bakınız hazırlama
  2. Bakınız anımsama
ZARİFLİK

  1. [isim] Zarif davranış veya zarif olma durumu; zarafet
    • "Bu kültürde zariflik, incelikle beraber Türk olan, kendilerinden olan bir şey vardı." (Asaf Halet Çelebi)
ZARFINDA

  1. [zarf] Belli bir sürede, belli bir süre içinde
    • "Bak Gökhan, demisti, üç ay zarfında terk ettiğin Son Havadis’i batıramazsan o seni batırır." (Ergun Göze)
NAZARİYE

Kelime Kökeni: Arapça naẓariyye

  1. [isim, eskimiş] Bakınız kuram
    • "Hiçbir fikir, hiçbir nazariye bu sevgiyle karşılaşamaz." (Orhan Seyfi Orhon)
SEZARYEN

Kelime Kökeni: Fransızca césarienne

  1. [isim, tıp] Karın ve döl yatağının kesilerek bebeğin alınmasına dayanan doğum yöntemi
ZARFLAMA

  1. [isim] Zarflamak işi
ZARARSIZ

  1. [sıfat] Zarar vermeyen, zararı dokunmayan; dokuncasız, ziyansız
  2. [mecaz] Oldukça iyi; ziyansız
    • "Bakkaldan turşu, portakal aldırdım. Az sonra zararsız bir masa düzülüverdi." (Necati Cumalı)
  3. [zarf] Zarar görmeden
    • "O günlerde ayakta kalabilmenin, ... günleri zararsız, ziyansız geçirebilmenin tek yolu durumu idare etme yöntemi herhâlde böyle davranmayı gerektirmekteydi." (Ahmet C. Gazioğlu)
PAZARCIK

  1. [isim] Kahramanmaraş iline bağlı ilçelerden biri
PAZARLIK

  1. [isim] Bir alışverişte tarafların kendileri için en uygun fiyatı karşısındakine kabul ettirmek amacıyla yaptıkları görüşme
  2. Özellikle pazar günleri giyilen şık, gösterişli giysi
    • "Yakından ise biraz acayip pazarlığını giymiş, fazla süslenmiş gibiydi." (Sait Faik Abasıyanık)
  3. [mecaz] Bazı kolaylıklar elde etmek veya daha iyi bir çözüme varmak amacıyla yapılan görüşme
ZARARINA

  1. [zarf] Zarar ederek
    • "Yüksek edere aldıkları petrolü, otomobil sahiplerine zararına sattılar." (Mahmut Yağmur)
NAZARLIK

  1. [isim] Nazarı etkisiz duruma getirdiğine inanılan kumaş parçası, mavi boncuk, kurşun, dua yazılı kâğıt, muska vb. şeyler
    • "Aman nazar değmesin, buna derhâl bir nazarlık astırmalı!" (Abdülhak Şinasi Hisar)
KIZARMAK

  1. [nesnesiz] Kırmızı veya ona yakın bir renk almak; alarmak
    • "Nihat, yüzü kızarmış, alçak sesle söylendi." (Peyami Safa)
  2. Bazı sebze ve meyveler olgunlaşmaya başlamak
    • "Meyveler kızarmadan dalı üstünde soldu / Irmak yatağı kumsal, kırlar dikenlik oldu" (Faruk Nafiz Çamlıbel)
  3. Utanç, öfke vb. duyguların etkisiyle, kanın yüze hücumu sonucu yüz kırmızı bir renk almak
    • "Nihat, yüzü kızarmış, alçak sesle söylendi." (Peyami Safa)
  4. Yiyecekler tavada kızgın yağ içinde veya ateşte kırmızılaşarak pişmek
    • "Sofrada tarhana çorbası, kızarmış tavuk, bulgur pilavı vardı." (Yaşar Kemal)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü