İçinde y olan 5 harfli 665 kelime var. İçerisinde Y harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında y harfi olan kelimeler listesine ya da sonu y harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

KAYRA

  1. [isim] Bakınız lütuf
MİYAR

Kelime Kökeni: Arapça miʿyār

  1. [isim, eskimiş] Değerli madenlerde yasanın istediği ağırlık, saflık ve değer derecesini gösteren ölçü
  2. [mecaz] Bakınız ölçüt
    • "Pakize bu son fikri fazla beğenmişti ve itiraf edeyim ki Pakize'nin zevki benim için bir çeşit miyar olmuştu." (Ahmet Hamdi Tanpınar)
  3. [kimya] Bakınız ayıraç
YEĞİN

  1. [sıfat, ağızlardan] Bakınız şiddetli
  2. [mecaz] Bakınız üstün (I)
UYGUN

  1. [sıfat] Yakışır, yaraşır; mutabık, muvafık, reva
    • "Ne var ki bunları şimdiye kadar kimseye anlatmadığım için uygun ifadeyi bulmakta zorlanıyorum." (İhsan Oktay Anar)
  2. Elverişli olan; ideal
    • "Yemeği götürmek için o an en uygun kişiydim." (Ayla Kutlu)
  3. [mecaz] Orantılı olan
YILGI

  1. [isim, ruh bilimi] Bakınız fobi
    • "Ayakta kalabilmenin, yılgılardan kurtulmanın son imkânı buradan geçiyordu." (Selim İleri)
YEĞEN

  1. [isim] Birine göre kardeş çocuğu
    • "Ama yeğeninin ona çeken tek yanı yoktur." (Tarık Buğra)
  2. [mecaz] Büyüklere göre tanıdık çocuk veya genç
  3. [ünlem] Yaşlı kimselerin yaşı küçük olanlar için kullandığı seslenme sözü
    • "Postacı Bekir Efendi, yok demekten bezmiş de Lâlezar abla, bize bir şey var mı yeğen? diye sıkıştırmaktan usanmamıştı." (Mustafa Balel)
PAYEN

Kelime Kökeni: Fransızca païen

  1. [sıfat, din bilimi] Bakınız çok tanrıcı
    • "Avrupa kıtasında yaşayan milletlerden payen kalmış olanlar arasında Hristiyanlık IX. asır ile XI. asır arasında teessüs etti." (Falih Rıfkı Atay)
LAYIK

Kelime Kökeni: Arapça lāyiḳ

  1. [sıfat] Nitelikleri, özü, hareketleri, davranışlarıyla bir şeyi elde etmeye hak kazanmış olan; müstahak
    • "Sevilmeye o herkesten fazla layıktır." (Peyami Safa)
  2. Bir kimseye uygun olan, yaraşan
  3. Yaraşır olan, münasip görülen
YÜREK

  1. [isim, anatomi] Bakınız kalp (I)
  2. Bakınız gönül
    • "Fazıla Hanım'ın elleri terliyor, yüreği sarsılıyordu." (Sait Faik Abasıyanık)
  3. Bakınız kupa (I)
  4. [mecaz] Herhangi bir şeyden çekinmeme, korkmama, yüreklilik, korkusuzluk durumu
    • "Bu iş yürek ister."
  5. [mecaz] Bakınız sine
  6. [ağızlardan] Bakınız iç
    • "Ayşe Hanım, kahveciden limon şekeri almış, yürek ferahlatır diye uzatıyor." (Sermet Muhtar Alus)
KUYUM

  1. [isim] Değerli metal ve taşlardan yapılmış süs eşyası
    • "Altın yüzük yaptırdım, kuyum ustalarına" (Halk türküsü)
BEYZİ

Kelime Kökeni: Arapça beyżī

  1. [sıfat, eskimiş] Bakınız oval
    • "Beyzi gözlüklerinin ardında çipil gözleri, rahatsız edici bir çabuklukla açılır kapanır." (Attilâ İlhan)
AYEVİ

  1. [isim] Bakınız hale
AYNEN

Kelime Kökeni: Arapça ʿaynen

  1. [zarf] Hiçbir değişiklik olmadan, olduğu gibi; aynıyla
    • "Annemin sözlerini sana aynen yazdım." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. Nakit para dışında belirlenmiş bir mal veya eşya olarak
DALYA

Kelime Kökeni: İtalyanca taglia

  1. [ünlem] Bir şey sayılırken birim olarak alınan sayıya gelindiğinde söylenen uyarma sözü
    • "Dalya yüz! Dalya iki yüz!"
  2. Çocuk oyunlarında önceden belirlenen bir aşamaya gelme anında söylenen söz
MİYAV

  1. [isim] Kedinin çıkardığı ses, kedi sesi
YEKÜN

Kelime Kökeni: Arapça yekūn

  1. [isim, matematik] Bakınız toplam
    • "Etraftaki hurmalıkta oturan taşralı halkın yekûnu da dört, beş bin kişiyi bulur." (Falih Rıfkı Atay)
YUMRU

  1. [isim] Yuvarlak, şişkin şey
    • "Alnında bir yumru var."
  2. Sap, kök veya dallarda bulunan, yedek besin taşıyan şişkin madde
    • "Patates nişastalı bir yumrudur."
  3. [tıp] Genellikle derinin içine gömülü, yuvarlak ve sert oluşum; nod
  4. [sıfat] Şişkin, kabarık, yuvarlak biçimli
    • "Yumru yanaklı bir çocuk."
KÖYCÜ

  1. [isim] Köy sorunlarını kendine iş edinen, köylerin ve köylülerin kalkınması yolunda çalışan kimse
YANSI

  1. [isim] Isı ve ışık dalgalarının yansıtıcı bir yüzeye çarparak geri dönmesi; akis
    • "Yüzümün durgun sudaki yansısına eğildim." (İnci Aral)
  2. [fizik] Işığın parlak bir yere çarpıp geriye doğru yön değiştirerek kaynağını göstermesi; inikâs
  3. [biyoloji] Bakınız refleks
AYVAZ

Kelime Kökeni: Arapça ʿivaż

  1. [isim, ağızlardan] Bir kadının eşi, kocası
  2. [eskimiş] Büyük konaklarda mutfak ve yemek hizmetlerinde çalıştırılan uşak
    • "Eski evlerimizde, haremde sütnineler, bacılar, dadılar, eski kalfalar ve selamlıkta eski lalalar, ayvazlar, uşaklar gibi emektarların haklarını koruyan ve mevkilerini sağlayan ananelere müstenit birtakım haklar vardı." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  3. [tarih] Savaş gemilerinde çalışan cerrah yardımcısı
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü