İçinde vurma olan 14 kelime var. İçerisinde VURMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında vurma olan kelimeler listesine ya da sonu vurma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

12 Harfli Kelimeler

KAVURMACILIK

10 Harfli Kelimeler

KAVURMALIK

9 Harfli Kelimeler

BAŞVURMAK, KAVURMACI, KAVURMALI

8 Harfli Kelimeler

BAŞVURMA, KAVURMAÇ, KAVURMAK, SAVURMAK

7 Harfli Kelimeler

KAVURMA, SAVURMA, VURMALI

6 Harfli Kelimeler

VURMAK

5 Harfli Kelimeler

VURMA

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Vurma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A M R U V

5 Harfli Kelimeler

VURMA

4 Harfli Kelimeler

RUAM, UMAR

3 Harfli Kelimeler

RAM, RUA, RUM, VAR

2 Harfli Kelimeler

AM, AR, AV, MA, RA, UR

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

KAVURMACILIK

  1. [isim] Kavurmacının yaptığı iş
KAVURMALIK

  1. [sıfat] Kavurma yapmaya elverişli (yiyecek)
  2. Kavurma için ayrılmış
BAŞVURMAK

  1. [-e] Bir işin yapılması için bir kimsenin aracılığını istemek
    • "Fakat ben ona başvurmadan belki Hatice bana müracaat eder." (Necip Fazıl Kısakürek)
  2. Bir şeye yararlanmak amacıyla el atmak
    • "Yalnızca duygulara, sezgilere başvurmak yanıltıcı olabilir." (Nermi Uygur)
  3. Bilgi sahibi olmak için bir kaynağı kullanmak; müracaat etmek
    • "Kabaca söylersek özel diller bunlar, özel durumlarda başvurduğumuz diller." (Nermi Uygur)
  4. Bir işe girmek, bir sınava katılmak vb. konularda müracaatta bulunmak; gitmek
    • "Günlük gazetelerde her gün başvuran öğrencilerin adları yayımlanıyordu." (Metin And)
  5. İsteği, dileği belirtmek için herhangi bir işlem başlatmak
    • "Aralarında saatlerce müzakereler oldu, günlerce öteye beriye başvurdu, para bulmanın imkânı yok gibiydi; Naim Efendi neredeyse maaş senetlerini yüzde otuz faizle sarrafa kırdıracaktı." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
KAVURMACI

  1. [isim] Kavurma yapan veya satan kimse
KAVURMALI

  1. [sıfat] İçinde kavurma bulunan
SAVURMAK

  1. [-i] Havaya atıp dağıtmak
    • "İşçiler buğdayı savurmakta ve taneyi samandan ayırmaktadır." (Necip Fazıl Kısakürek)
  2. Rüzgâr, şiddetle eserek bir yeri, bir şeyi altüst etmek, havaya kaldırmak
  3. Kaldırıp atmak; fırlatmak
    • "Adam birden silkinip beni yavaşça yana savurdu." (Nazlı Eray)
  4. [nesnesiz] Şiddetle döndürerek sallamak, kaldırarak vurmak
    • "Kılıç savurmak. Değnek savurmak."
  5. Bir sıvının havalanmasını sağlamak, kaynayan sıvının taşmasını önlemek veya sıvıyı soğutmak amacıyla bir kaptan veya yerden alıp yine kendi kabına veya yerine dökmek
    • "Sarnıcın suyunu savurmak."
  6. Sallamak, uçurmak, dalgalandırmak
    • "Ayaklarını boşluğa savururken küçük dolap gürültüyle yıkıldı." (Peyami Safa)
  7. [nesnesiz] Yalan, küfür vb. söylemek
    • "Onun bütün çapkınlığı Solmaz'a yoldan geçerken savurduğu birkaç kelimeden ibaretti." (Haldun Taner)
  8. [mecaz] Boşuna ve çok miktarda harcamak; israf etmek
    • "Paraları savurmak."
KAVURMAÇ

  1. [isim, ağızlardan] Kavrulmuş buğday
BAŞVURMA

  1. [isim] Başvurmak işi
    • "Sana işin kolayına başvurmayı yaraştıramıyorum doğrusu." (Nâzım Hikmet)
KAVURMAK

  1. [-i] Bir şeyi bir kabın içinde kendisinden başka bir malzeme koymadan karıştıra karıştıra pişirmek
    • "Madenden bir kap içine bunları koyup kavuracağız." (Salâh Birsel)
  2. Rüzgâr, soğuk, sıcak vb. kurutmak, yakmak
    • "Rüzgâr ekinleri kavurdu."
  3. [mecaz] Çok üzmek, yakmak, mahvetmek
    • "Memleketi kavuran kıtlık buranın semtine uğramamıştır." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
VURMALI

  1. [sıfat] Vurularak çalınan (çalgı)
SAVURMA

  1. [isim] Savurmak işi
    • "Adam ise eldivenli eliyle zırhın öbür ucuna yapışmış, delikanlıyı sağa sola savurmaya başlamıştı." (İhsan Oktay Anar)
  2. [spor] Kol, bacak vb. vücut bölümlerinin ağırlıklarından yararlanarak omuz ve uyluk eklemleri çevresinde türlü yönlere doğru hızla çevirme
KAVURMA

  1. [isim] Kavurmak işi
  2. Kendi yağıyla pişirilip kavrulduktan sonra yenen veya dondurulup saklanan et; sızgıt
    • "Sinide haşlanmış ve ikiye kesilmiş yumurtalar, yeşil soğanlar, tulum peynirleri, kavurmalar vardı." (Tarık Buğra)
  3. [sıfat] Kavrulmuş olan
VURMAK

  1. [-e] Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere veya bir kimseye hızla çarpmak; çakmak, geçirmek, inmek
    • "Masaya vurmak. Birinin başına vurmak."
  2. [-i] Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak
    • "Kapılarını vurmadan, kartını göstermeden, kademeye aldırmadan odalara giriyor." (Refik Halit Karay)
  3. Etkisi bir yere kadar ulaşmak
    • "Su dışarı vurdu."
  4. Duyulmak, hissedilmek
  5. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek
    • "Yıkık damından içeriye parça parça güneş vurur." (Refik Halit Karay)
  6. Olumsuz yönde etkilemek
    • "Kriz kitap dünyasını da vurdu."
  7. [-e, -i] Hızla değmek, çarpmak
    • "Arabalar aniden birbirine vurdu. Ayağını güm güm yere vurarak..."
  8. Bir yere bir şey sürmek
    • "Duvara boya, tahtaya cila vurmak istedi."
  9. Takmak, koymak, bağlamak
    • "Seni buradan ellerine kelepçe, ayaklarına zincir vurup öyle götürecekler!" (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  10. Bağlamak, ilişkilendirmek
    • "Bohçacı ve yazmacı kadınların tuhaflığına vurarak etrafını alırlar." (Refik Halit Karay)
  11. Olduğundan başka biçimde görünmek
    • "Deliliğe vurmak."
  12. [nesnesiz] Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak
    • "Bıçak vurmak."
  13. [nesnesiz] Uygulamak, basmak, koymak
    • "Damga vurmak."
  14. Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak
  15. [-i] Amaçladığı şeye rast getirmek
  16. [-i] Silahla yaralamak, öldürmek
    • "Bir gün kızı kurtarmışlar, ayıyı vurmuşlar." (Halide Edip Adıvar)
  17. Dokunmak, hasta etmek
    • "Bizim evin bacası çekmiyor. Bütün kış, maaile kömür vuruyor bizi bu yüzden." (Nâzım Hikmet)
  18. [nesnesiz] Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek
    • "Dolu, bu yıl ekinlerin çoğunu vurmuş." (Fikret Otyam)
  19. [nesnesiz] Kalp atmak, çarpmak
    • "Kalbi öylesine kopacakmış gibi vuruyordu."
  20. Piyango vb. çıkmak, isabet etmek
  21. [-i] Desteklemek, dayamak
    • "Akşam olunca kapının desteğini vurduk."
  22. Koymak, yerleştirmek
    • "Hamalın biri sırtına koca bir ayna vurmuş götürüyordu." (Haldun Taner)
  23. Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak
  24. Tavla oyununda pulu kırmak
  25. [mecaz] Manevi olarak yaralamak
  26. [argo] İçki içmek
  27. [argo] Kadeh tokuşturmak
  28. [-i, argo] Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak
    • "Birinin on milyon lirasını vurmak."
  29. [-e, -i, matematik] Çarpma işlemini yapmak
    • "İkiyi dörde vurursak sekiz eder."
VURMA

  1. [isim] Vurmak işi; darp
    • "O adi herife vurmana içerlemiş de değilim." (Ahmet Ümit)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü