İçinde var olan 6 harfli 17 kelime var. İçerisinde VAR bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında var olan kelimeler listesine ya da sonu var ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Var Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
VAR
2 Harfli Kelimeler
AR, AV, RA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- AVARYA
-
Kelime Kökeni: İtalyanca avaria
-
[isim, ticaret]
Bir deniz yolculuğunda geminin veya yükünün gördüğü zarar
- "Sebep de bu limanda inhisar kurulduktan sonra çok avarya olduğuydu."
-
Bu zarardan gemi ve yük sahiplerine veya onların sigortacılarına düşen pay
-
[isim, ticaret]
Bir deniz yolculuğunda geminin veya yükünün gördüğü zarar
- VARYOS
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim]
Bakınız balyoz
-
[isim]
Bakınız balyoz
- VARGEL
-
-
[isim]
Herhangi bir makinenin bir doğrultuda gidip gelerek iş gören parçası
-
[isim]
Herhangi bir makinenin bir doğrultuda gidip gelerek iş gören parçası
- AVARIZ
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿavāriż
-
[isim, eskimiş]
Deprem, sel, yangın vb. doğal afetler
-
[coğrafya]
Bakınız engebe
-
[tarih]
Osmanlılarda önceleri yalnız olağanüstü durumlarda, sonraları ise sürekli olarak halktan toplanan vergi
- "Odun hizmetinde bulunan reaya yeniden yazılmış ve avarız mukabili mükellefiyetleri belirlenmiştir."
-
[isim, eskimiş]
Deprem, sel, yangın vb. doğal afetler
- KAVARA
-
-
[isim, ağızlardan]
Balı alınmış petek
-
Kovanda özellikle kış aylarında arıların yemesi için bırakılan bal
-
[isim, ağızlardan]
Balı alınmış petek
- AVARCA
-
-
[isim]
Avarlar tarafından kullanılan dil
-
[sıfat]
Bu dille yazılmış olan
-
[isim]
Avarlar tarafından kullanılan dil
- VARSIL
-
-
[sıfat]
Parası, malı çok olan, zengin, yoksul karşıtı
- "Ben de sevdim bu atı ama daha yararlı bir şey lazım insanlara hem de çocuğundan yaşlısına, varsılından yoksuluna."
-
[sıfat]
Parası, malı çok olan, zengin, yoksul karşıtı
- KUVARS
-
Kelime Kökeni: Almanca Quarz
-
[isim, jeoloji]
Billurlaşmış silisin doğada çok yaygın bir türü
-
[isim, jeoloji]
Billurlaşmış silisin doğada çok yaygın bir türü
- BULVAR
-
Kelime Kökeni: Fransızca boulevard
-
[isim]
Şehir içinde, birkaç şerit yoldan ve yaya kaldırımından oluşan, yeşillendirilmiş geniş cadde
- "İki tarafı ağaçlık bir geniş bulvardan geçiyor, mütemadiyen gidiyorduk."
-
[isim]
Şehir içinde, birkaç şerit yoldan ve yaya kaldırımından oluşan, yeşillendirilmiş geniş cadde
- HAVARİ
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥavārī
-
[isim, din bilimi]
Hz. İsa'nın öğüt ve inançlarını yayma işiyle görevlendirdiği on iki yardımcısından her biri; apotr
-
[eskimiş]
Bakınız yardımcı
-
[mecaz]
Bağlı olduğu önderinin düşünce ve inançlarını yayan kimse; apotr
-
[isim, din bilimi]
Hz. İsa'nın öğüt ve inançlarını yayma işiyle görevlendirdiği on iki yardımcısından her biri; apotr
- SÜVARİ
-
Kelime Kökeni: Farsça sevārī
-
[sıfat, askerlik]
Bakınız atlı
-
[isim, denizcilik]
Ticaret gemilerinde kaptanlık yapan kimse
- "Gemi istim üstünde, kalkması yakın. Demir almak için süvari bekleniyordu."
-
[sıfat, askerlik]
Bakınız atlı
- VARMAK
-
-
[-e]
Erişilmek istenen yere ayak basmak, ulaşmak; vasıl olmak
- "Hangi limana varacağını bilmeyen gemiciye derin bir denizcilik bilgisinin faydası ne?"
-
Belli bir duruma veya düzeye gelmek
- "Yaşı elliye vardı. O şimdi yolun yarısına varmıştı."
-
Hoş olmayan bir sona ermek
- "Beni tahkir etmeye kadar varıyorsun."
-
Bir şeyi iyice anlamak veya duymak
- "Tadına varmak. Sırrına varmak."
-
[-i]
Acımadan, çekinmeden yapmak
- "Eli varmak. Dili varmak."
-
Kadın, evlenmek
- "Gönül verdin derlerdi o delikanlıya / En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya"
-
Bir durumdan başka duruma geçmek
- "Secdeye varmak. Uykuya varmak."
-
[-e]
Erişilmek istenen yere ayak basmak, ulaşmak; vasıl olmak
- ŞALVAR
-
Kelime Kökeni: Farsça şelvār
-
[isim]
Genellikle ağı çok bol olan, bele bir uçkurla bağlanan, geniş bir pantolon türü; dizlik
- "Harmanı kaldırdım birazı kaldı / Tokurcun şalvarım al kanla doldu"
-
[isim]
Genellikle ağı çok bol olan, bele bir uçkurla bağlanan, geniş bir pantolon türü; dizlik
- VARAKA
-
Kelime Kökeni: Arapça varaḳa
-
[isim, eskimiş]
Bakınız varak
- "Vazife esnasında hakaret diye zabıt varakası tutabilirdi."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız varak
- VARİDE
-
Kelime Kökeni: Arapça vāride
-
[isim, eskimiş]
Gelen şey
-
Gelen evrak
-
[isim, eskimiş]
Gelen şey
- VARLIK
-
-
[isim]
Var olma durumu; mevcudiyet
- "Bir millet, varlığını, her şeyden çok dilinde yaşatır."
-
Var olan her şey
- "Her varlık bir yaratıktır. Her yaratık da canlı."
-
Paranın, mal mülkün tamamı
-
Önemli, yararlı, değerli şey
- "Devlet tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır."
-
Bir kimsenin iç dünyasının derinlikleri, kişinin manevi dünyası
- "Bütün sevgileri atıp içimden / Varlığımı yalnız ona verdim ben"
-
Canlı varlıkların sayısal yoğunluğu veya dağılımı; popülasyon
-
[felsefe]
Kalıcı olan, gelip geçici olmayan şey
-
[isim]
Var olma durumu; mevcudiyet
- KULVAR
-
Kelime Kökeni: Fransızca couloir
-
[isim, spor]
Yüzme ve atletizm yarışmalarında her yarışçıya ayrılan şerit
-
[mecaz]
İçinde bulunduğu veya ilgili olduğu alan
-
[isim, spor]
Yüzme ve atletizm yarışmalarında her yarışçıya ayrılan şerit