İçinde v olan 5 harfli 420 kelime var. İçerisinde V harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında v harfi olan kelimeler listesine ya da sonu v harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

VURGU

  1. [isim, dil bilgisi] Bir hece veya kelimenin diğer hece veya kelimelerden daha baskılı söylenişi; aksan
NEVİR

Kelime Kökeni: Arapça nevr

  1. [isim] Yüzün rengi, bet beniz
AYVAZ

Kelime Kökeni: Arapça ʿivaż

  1. [isim, ağızlardan] Bir kadının eşi, kocası
  2. [eskimiş] Büyük konaklarda mutfak ve yemek hizmetlerinde çalıştırılan uşak
    • "Eski evlerimizde, haremde sütnineler, bacılar, dadılar, eski kalfalar ve selamlıkta eski lalalar, ayvazlar, uşaklar gibi emektarların haklarını koruyan ve mevkilerini sağlayan ananelere müstenit birtakım haklar vardı." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  3. [tarih] Savaş gemilerinde çalışan cerrah yardımcısı
DEVCE

  1. [sıfat] Dev gibi
    • "O kendini birdenbire devce bir kuvvetin sardığını hissetti." (Cahit Uçuk)
  2. [zarf] Deve benzer bir biçimde
KAVGA

Kelime Kökeni: Farsça ġavġā

  1. [isim] Düşmanca davranış ve sözlerle ortaya çıkan çekişme veya dövüş; çıngar
    • "O zamanlar kavga etmeyi bilmek bizim için çok önemliydi çünkü kavga yaşam biçimimizdi." (Ahmet Ümit)
  2. [mecaz] Herhangi bir amaca erişmek, bir şeyi elde etmek veya bir şeye karşı koyabilmek için harcanan çaba, verilen mücadele
    • "Ekmek kavgası."
  3. [eskimiş] Bakınız mücadele
TAVAN

  1. [isim] Bir yapının, kapalı bir yerin üst bölümünü oluşturan düz ve yatay yüzey, taban karşıtı
    • "Bir aralık başımı yukarı kaldırdım ve tavandan sarkan bezgin ışığa baktım." (Hamdullah Suphi Tanrıöver)
  2. Bir şeyi değerlendirmede kabul edilen en yüksek seviye veya fiyat
    • "Yükseköğrenim görmüş bir devlet memurunun tavanı birinci derecenin dördüncü basamağıdır."
  3. Otomobil, otobüs vb. araçların üst kısmını oluşturan düz bir yüzey şeklindeki kısım
  4. [ağızlardan] Çatı kiremidi
DEVİR

Kelime Kökeni: Arapça devr

  1. [isim] Bir şeyin kendi ekseni etrafında yaptığı dolanma hareketi
    • "Tekerin devri."
  2. Bakınız aktarılma
    • "Malın arabadan vagona devri."
  3. Bakınız çağ
    • "Bana sorarsanız devrimiz nasihat devri olmaktan çıktı." (Burhan Felek)
  4. Bir malın mülkiyetini veya bir mal üzerindeki hakkı bir başkasına geçirme
  5. Bir görevin bir kimseden bir başkasına geçmesi
    • "Devir teslim töreni."
  6. Sürekli ve düzenli değişme; çevrim
  7. [fizik] Bir hareket, birbirinin aynı olan ve eşit zamanlarda yapılan başka hareketlerden oluştuğunda hareketlerin her biri veya bunların yapılması için geçen her zaman aralığı; periyot
  8. [eskimiş] Bir şeyin etrafında başlangıç noktasına tekrar gelmek üzere dolanma
    • "Şehrin çevresinde iki devir yaptık."
VEZİN

Kelime Kökeni: Arapça vezn

  1. [isim, edebiyat] Bakınız ölçü
    • "Ben hiç vezne, kafiyeye bakmam, bu bana bir Allah vergisi, içimden gelir söylerim." (Memduh Şevket Esendal)
  2. [eskimiş] Bakınız tartı
CİLVE

Kelime Kökeni: Farsça cilve

  1. [isim] Hoşa gitmek, ilgi çekmek için takınılan çekici, edalı davranış; işve
    • "Romantik devirlerde bu nevi cilvelere aşk mâni olurdu, şimdi de kültür." (Peyami Safa)
  2. [mecaz] Hoş ve latif bir şekilde görünme ortaya çıkma
  3. [mecaz] Göz alıcı hareketlilik
    • "Ressamın bu renk ve ışık cilvesi altındaki ana nesneyi bütün gerçeği ile kavraması her zaman kolay bir iş değildir." (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
  4. Bir olayın veya durumun bir kişiyi şaşırtan ve beklenmedik yanı
    • "Feleğin cilvesi çoktur, alın yazısını bozmaya çare yoktur." (Reşat Ekrem Koçu)
  5. Bakınız tecelli
    • "Yalnız ve yalnız Allah’ın cilvesi bu!.." (Necip Fazıl Kısakürek)
SAVAŞ

  1. [isim, askerlik] Devletlerin diplomatik ilişkilerini keserek giriştikleri silahlı mücadele; harp (I), cenk, cidal, kıtal
    • "Savaş yıllarıydı. Orta hâllilerin bile doğru dürüst yiyeceği yoktu." (Ayla Kutlu)
  2. Bakınız mücadele
  3. Bir şeyi ortadan kaldırmak, yok etmek amacıyla girişilen çaba
    • "Veremle savaş."
HAVYA

  1. [isim, teknik] Madenlerle yapılan kaynak işlerinde lehimi eritmek için ateşle veya elektrikle kızdırılarak kullanılan, çoğunlukla çekiç biçiminde ucu bakır alet
TVİST

Kelime Kökeni: İngilizce twist

  1. [isim] Özellikle gençler arasında 1960'lı yıllarda yaygınlık kazanan çok hızlı ritmi olan bir dans
    • "Gittiğim gece kulüpleri yakama yapışıyor, filmciler ilgili ilgisiz kimi sahnelere tvist dansı koyarak bana ek ücret ödüyorlardı." (Öztürk Serengil)
  2. Bu dansın müziği
REVİR

Kelime Kökeni: Almanca Revier

  1. [isim] Okul, kışla vb. yerlerde hastalar için ayrılmış bölüm
VOYVO

Kelime Kökeni: İspanyolca huevo

  1. [ünlem, argo] Alay ederek sataşmak için söylenen bir söz
TAVUK

  1. [isim, hayvan bilimi] Sülüngillerden, eti ve yumurtası için üretilen kümes hayvanı (Gallus)
SİVRİ

  1. [sıfat] Ucu keskin ve batıcı olan
    • "Sivri gagasından kelimeler çıkarken sanki birer ok oluyordu." (Ömer Seyfettin)
  2. Ucuna doğru gittikçe incelen
    • "Gösterip sivri uzun dişlerini bir daha / Bir zehirli ok gibi attı bana kahkaha" (Enis Behiç Koryürek)
  3. [isim, hayvan bilimi] Bakınız palamut (I)
  4. [mecaz] Genel tutumun veya geleneklerin dışında kalan, göze batıcı özelliği olan
    • "Sivri uçlar. Sivri bir adam."
AHVAL

Kelime Kökeni: Arapça aḥvāl

  1. [isim] Durumlar, hâller, vaziyetler
    • "Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır." (Atatürk)
  2. Davranışlar
  3. Olaylar
    • "Agâh Bey dünya ahvalinden habersiz." (Refik Halit Karay)
EVSİZ

  1. [sıfat] Evi olmayan
    • "Hâliyle evsiz göçmen de o ülkenin vatandaşı olmaması ile sosyal politikalara ulaşması daha da zorlaşmaktadır." (Fethiye Tilbe)
  2. [isim] Yaşamını sokaklarda sürdüren kimse
    • "Zavallı evsizler ne zaman başlarının üstünde bir dama kavuşacaklar diye her ağızdan bir nakarat." (Halide Edip Adıvar)
EVCEK

  1. [zarf] Bütün ev halkı birlikte; evce
    • "Sinemaya evcek gidiyoruz." (Tarık Buğra)
TAVLI

  1. [sıfat] Tavlanmış, tavı olan, tav verilmiş
  2. Semiz, şişman (hayvan)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü