İçinde v olan 5 harfli 420 kelime var. İçerisinde V harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında v harfi olan kelimeler listesine ya da sonu v harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- VURGU
-
-
[isim, dil bilgisi]
Bir hece veya kelimenin diğer hece veya kelimelerden daha baskılı söylenişi; aksan
-
[isim, dil bilgisi]
Bir hece veya kelimenin diğer hece veya kelimelerden daha baskılı söylenişi; aksan
- NEVİR
-
Kelime Kökeni: Arapça nevr
-
[isim]
Yüzün rengi, bet beniz
-
[isim]
Yüzün rengi, bet beniz
- AYVAZ
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿivaż
-
[isim, ağızlardan]
Bir kadının eşi, kocası
-
[eskimiş]
Büyük konaklarda mutfak ve yemek hizmetlerinde çalıştırılan uşak
- "Eski evlerimizde, haremde sütnineler, bacılar, dadılar, eski kalfalar ve selamlıkta eski lalalar, ayvazlar, uşaklar gibi emektarların haklarını koruyan ve mevkilerini sağlayan ananelere müstenit birtakım haklar vardı."
-
[tarih]
Savaş gemilerinde çalışan cerrah yardımcısı
-
[isim, ağızlardan]
Bir kadının eşi, kocası
- DEVCE
-
-
[sıfat]
Dev gibi
- "O kendini birdenbire devce bir kuvvetin sardığını hissetti."
-
[zarf]
Deve benzer bir biçimde
-
[sıfat]
Dev gibi
- KAVGA
-
Kelime Kökeni: Farsça ġavġā
-
[isim]
Düşmanca davranış ve sözlerle ortaya çıkan çekişme veya dövüş; çıngar
- "O zamanlar kavga etmeyi bilmek bizim için çok önemliydi çünkü kavga yaşam biçimimizdi."
-
[mecaz]
Herhangi bir amaca erişmek, bir şeyi elde etmek veya bir şeye karşı koyabilmek için harcanan çaba, verilen mücadele
- "Ekmek kavgası."
-
[eskimiş]
Bakınız mücadele
-
[isim]
Düşmanca davranış ve sözlerle ortaya çıkan çekişme veya dövüş; çıngar
- TAVAN
-
-
[isim]
Bir yapının, kapalı bir yerin üst bölümünü oluşturan düz ve yatay yüzey, taban karşıtı
- "Bir aralık başımı yukarı kaldırdım ve tavandan sarkan bezgin ışığa baktım."
-
Bir şeyi değerlendirmede kabul edilen en yüksek seviye veya fiyat
- "Yükseköğrenim görmüş bir devlet memurunun tavanı birinci derecenin dördüncü basamağıdır."
-
Otomobil, otobüs vb. araçların üst kısmını oluşturan düz bir yüzey şeklindeki kısım
-
[ağızlardan]
Çatı kiremidi
-
[isim]
Bir yapının, kapalı bir yerin üst bölümünü oluşturan düz ve yatay yüzey, taban karşıtı
- DEVİR
-
Kelime Kökeni: Arapça devr
-
[isim]
Bir şeyin kendi ekseni etrafında yaptığı dolanma hareketi
- "Tekerin devri."
-
Bakınız aktarılma
- "Malın arabadan vagona devri."
-
Bakınız çağ
- "Bana sorarsanız devrimiz nasihat devri olmaktan çıktı."
-
Bir malın mülkiyetini veya bir mal üzerindeki hakkı bir başkasına geçirme
-
Bir görevin bir kimseden bir başkasına geçmesi
- "Devir teslim töreni."
-
Sürekli ve düzenli değişme; çevrim
-
[fizik]
Bir hareket, birbirinin aynı olan ve eşit zamanlarda yapılan başka hareketlerden oluştuğunda hareketlerin her biri veya bunların yapılması için geçen her zaman aralığı; periyot
-
[eskimiş]
Bir şeyin etrafında başlangıç noktasına tekrar gelmek üzere dolanma
- "Şehrin çevresinde iki devir yaptık."
-
[isim]
Bir şeyin kendi ekseni etrafında yaptığı dolanma hareketi
- VEZİN
-
Kelime Kökeni: Arapça vezn
- CİLVE
-
Kelime Kökeni: Farsça cilve
-
[isim]
Hoşa gitmek, ilgi çekmek için takınılan çekici, edalı davranış; işve
- "Romantik devirlerde bu nevi cilvelere aşk mâni olurdu, şimdi de kültür."
-
[mecaz]
Hoş ve latif bir şekilde görünme ortaya çıkma
-
[mecaz]
Göz alıcı hareketlilik
- "Ressamın bu renk ve ışık cilvesi altındaki ana nesneyi bütün gerçeği ile kavraması her zaman kolay bir iş değildir."
-
Bir olayın veya durumun bir kişiyi şaşırtan ve beklenmedik yanı
- "Feleğin cilvesi çoktur, alın yazısını bozmaya çare yoktur."
-
Bakınız tecelli
- "Yalnız ve yalnız Allah’ın cilvesi bu!.."
-
[isim]
Hoşa gitmek, ilgi çekmek için takınılan çekici, edalı davranış; işve
- SAVAŞ
-
-
[isim, askerlik]
Devletlerin diplomatik ilişkilerini keserek giriştikleri silahlı mücadele; harp (I), cenk, cidal, kıtal
- "Savaş yıllarıydı. Orta hâllilerin bile doğru dürüst yiyeceği yoktu."
-
Bakınız mücadele
-
Bir şeyi ortadan kaldırmak, yok etmek amacıyla girişilen çaba
- "Veremle savaş."
-
[isim, askerlik]
Devletlerin diplomatik ilişkilerini keserek giriştikleri silahlı mücadele; harp (I), cenk, cidal, kıtal
- HAVYA
-
-
[isim, teknik]
Madenlerle yapılan kaynak işlerinde lehimi eritmek için ateşle veya elektrikle kızdırılarak kullanılan, çoğunlukla çekiç biçiminde ucu bakır alet
-
[isim, teknik]
Madenlerle yapılan kaynak işlerinde lehimi eritmek için ateşle veya elektrikle kızdırılarak kullanılan, çoğunlukla çekiç biçiminde ucu bakır alet
- TVİST
-
Kelime Kökeni: İngilizce twist
-
[isim]
Özellikle gençler arasında 1960'lı yıllarda yaygınlık kazanan çok hızlı ritmi olan bir dans
- "Gittiğim gece kulüpleri yakama yapışıyor, filmciler ilgili ilgisiz kimi sahnelere tvist dansı koyarak bana ek ücret ödüyorlardı."
-
Bu dansın müziği
-
[isim]
Özellikle gençler arasında 1960'lı yıllarda yaygınlık kazanan çok hızlı ritmi olan bir dans
- REVİR
-
Kelime Kökeni: Almanca Revier
-
[isim]
Okul, kışla vb. yerlerde hastalar için ayrılmış bölüm
-
[isim]
Okul, kışla vb. yerlerde hastalar için ayrılmış bölüm
- VOYVO
-
Kelime Kökeni: İspanyolca huevo
-
[ünlem, argo]
Alay ederek sataşmak için söylenen bir söz
-
[ünlem, argo]
Alay ederek sataşmak için söylenen bir söz
- TAVUK
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Sülüngillerden, eti ve yumurtası için üretilen kümes hayvanı (Gallus)
-
[isim, hayvan bilimi]
Sülüngillerden, eti ve yumurtası için üretilen kümes hayvanı (Gallus)
- SİVRİ
-
-
[sıfat]
Ucu keskin ve batıcı olan
- "Sivri gagasından kelimeler çıkarken sanki birer ok oluyordu."
-
Ucuna doğru gittikçe incelen
- "Gösterip sivri uzun dişlerini bir daha / Bir zehirli ok gibi attı bana kahkaha"
-
[isim, hayvan bilimi]
Bakınız palamut (I)
-
[mecaz]
Genel tutumun veya geleneklerin dışında kalan, göze batıcı özelliği olan
- "Sivri uçlar. Sivri bir adam."
-
[sıfat]
Ucu keskin ve batıcı olan
- AHVAL
-
Kelime Kökeni: Arapça aḥvāl
-
[isim]
Durumlar, hâller, vaziyetler
- "Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır."
-
Davranışlar
-
Olaylar
- "Agâh Bey dünya ahvalinden habersiz."
-
[isim]
Durumlar, hâller, vaziyetler
- EVSİZ
-
-
[sıfat]
Evi olmayan
- "Hâliyle evsiz göçmen de o ülkenin vatandaşı olmaması ile sosyal politikalara ulaşması daha da zorlaşmaktadır."
-
[isim]
Yaşamını sokaklarda sürdüren kimse
- "Zavallı evsizler ne zaman başlarının üstünde bir dama kavuşacaklar diye her ağızdan bir nakarat."
-
[sıfat]
Evi olmayan
- EVCEK
-
-
[zarf]
Bütün ev halkı birlikte; evce
- "Sinemaya evcek gidiyoruz."
-
[zarf]
Bütün ev halkı birlikte; evce
- TAVLI
-
-
[sıfat]
Tavlanmış, tavı olan, tav verilmiş
-
Semiz, şişman (hayvan)
-
[sıfat]
Tavlanmış, tavı olan, tav verilmiş