İçinde ur olan 5 harfli 129 kelime var. İçerisinde UR bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ur olan kelimeler listesine ya da Sonu ur ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KUTUR
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Daire ve kürede çap
-
Köşegen
-
[isim]
Daire ve kürede çap
- VAPUR
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Su buharı gücüyle çalışan gemi
- "Vapur sabaha kadar mal yüklüyor." (Memduh Şevket Esendal)
-
[isim]
Su buharı gücüyle çalışan gemi
- BURAK
- ...
- MUCUR
-
Kelime Kökeni : Ermenice
-
[isim]
Kömür kırıntısı, mıcır
-
Yol yapımında kullanılan taş kırıntısı
-
Bir şeyin işe yaramayan bölümü
-
[isim]
Kömür kırıntısı, mıcır
- BURGU
-
-
[isim]
Delik açmaya yarayan delgiye takılı sarma, yivli, keskin, çelik alet
- "Yeşil gözlerini iki burgu gibi gözlerime batırdı." (Halide Edip Adıvar)
-
Tıpa çekmeye yarayan, ucu sivri ve helis biçiminde demir alet, tirbuşon
-
Yerin orta ve derin katmanlarına inebilmeyi sağlayan delici alet
-
Telli sazlarda, telleri germeye yarayan mandal
-
[isim]
Delik açmaya yarayan delgiye takılı sarma, yivli, keskin, çelik alet
- GURME
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Tatbilir
- "Değme gurmelere taş çıkartacak kadar bilgili ve deneyimlidir." (Ahmet Ümit)
-
[isim]
Tatbilir
- UNSUR
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Öge
- "Hiçbir millet, milletimizden daha çok yabancı unsurların inanç ve âdetlerine riayet etmemiştir." (Atatürk)
-
[isim]
Öge
- KUSUR
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Eksiklik, noksan, nakısa
- "Biz bu meslek kusurundan oldum olası kendimizi kurtaramamışız ve hâlâ kurtaramamaktayız." (Burhan Felek)
- "Hepsi de yeni gelende bir kusur arıyorlar." (Refik Halit Karay)
- "Saygıda kusur etmemek için âdeta birbirleriyle yarış ediyorlardı." (Feridun Fazıl Tülbentçi)
- "Kusura bakma, hatırını soramadım." (Sait Faik Abasıyanık)
-
Özür
- "Nesine itiraz ederseniz ediniz, boyun bağına, pantolonun ütüsüne kusur bulamazsınız." (Halide Edip Adıvar)
-
Bilerek veya bilmeyerek bir işi gereği gibi yapmama
-
Elverişsiz durum
-
[isim]
Eksiklik, noksan, nakısa
- OLURU
-
-
[isim]
Pazarlıkta olabilecek en düşük fiyat
-
Bir işin yapılabilmesini sağlayacak çıkar yol
-
[isim]
Pazarlıkta olabilecek en düşük fiyat
- DURGU
-
-
[isim]
Olmakta olan bir şeyin birdenbire durarak kesilmesi, sekte
-
Bir müzik eserinde, bitiş etkisi yapan armonik zincirlemeler bütünü
-
[isim]
Olmakta olan bir şeyin birdenbire durarak kesilmesi, sekte
- DURAK
-
-
[isim]
Tren, tramvay, otobüs, minibüs vb. genel taşıtların durmak zorunda olduğu veya durabileceği yer
- "İlk durakta otobüsten atlayarak geriye döndüm." (Sait Faik Abasıyanık)
-
Konuşmada, anlamın gerektirdiği biçimde kelimeler arasındaki ses kesintisi
-
Hece ölçüsüyle yazılmış şiirlerde ölçü kalıpları içindeki durma yerleri
-
Bir ölçü uzunluğunda susma
-
Cümle sonundaki nokta
-
[isim]
Tren, tramvay, otobüs, minibüs vb. genel taşıtların durmak zorunda olduğu veya durabileceği yer
- MAMUR
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[sıfat]
Bayındır
- "Yıkılmış dilberin mamur illeri / Susmuş bülbüllerin taze dilleri." (Karacaoğlan)
-
[sıfat]
Bayındır
- KURON
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Korumak için diş üzerine geçirilen metal kaplama
-
[isim]
Korumak için diş üzerine geçirilen metal kaplama
- DURMA
-
-
[isim]
Durmak işi
-
Eğleşme, eğlenme, tevakkuf
-
[isim]
Durmak işi
- KURAK
-
-
Yağışsız (hava, mevsim, yıl)
- "Kurak bir yıl geçiriyoruz."
-
Nem tutmayan, çabuk kuruyuveren, çorak (toprak)
- "Bulunduğu toprağın ve yerin sulak, kurak, sıcak ve soğuk olmasına göre gelişir." (Burhan Felek)
-
Yağışsız (hava, mevsim, yıl)
- KURRA
- ...
- FAHUR
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[sıfat]
Çok övünen, çok böbürlenen
-
[sıfat]
Çok övünen, çok böbürlenen
- TURAN
- ...
- HURMA
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[isim]
Hurma ağacı
-
Bu ağacın tatlı meyvesi
-
[isim]
Hurma ağacı
- UÇKUR
-
-
[isim]
Şalvarı bele bağlamak veya torba, kese vb. şeylerin ağzını büzmek için bunlara geçirilen bağ
- "O sabah evvela pijamanın uçkuru kördüğüm oldu." (Burhan Felek)
-
Cinsel duygu veya ilişki
- "Doktorlar falan filan hap, banyo ve uçkur perhizi tavsiye etmiş." (Burhan Felek)
-
[isim]
Şalvarı bele bağlamak veya torba, kese vb. şeylerin ağzını büzmek için bunlara geçirilen bağ