İçinde ula olan 7 harfli 26 kelime var. İçerisinde ULA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ula olan kelimeler listesine ya da sonu ula ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Ula Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A L U

3 Harfli Kelimeler

ULA

2 Harfli Kelimeler

AL, LA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

BULAŞLI

  1. [sıfat, tıp] Hastalık bulaşmış olan; enfekte
BULAMAK

  1. [-e, -i] Bir nesnenin her yanını bir şeye değdirerek üstünü onunla kaplamak; belemek
    • "Okunu yayına taktı ve yanındaki katrana buladı." (Salih Burak Kuş)
  2. Bir nesneyi başka bir maddenin içine sokmak; batırmak
MAMULAT

Kelime Kökeni: Arapça maʿmūlāt

  1. [isim] Yapılmış şeyler
AGULAMA

  1. [isim] Agulamak işi; gığıldama
  2. [eğitim] Bebeğin açık ünlüler ile fokurdama seslerine benzer sesler çıkardığı 0-2 ay arası dil gelişimi evresi
    • "Piaget'nin dil gelişim kuramına göre doğumdan sonra ilk iki ay agulama dönemi, iki altı ay arası dönem babıldama ve altı on iki ay arası çağıldama dönemi olarak adlandırılır." (Ali Uğur Erşahin)
SULATMA

  1. [isim] Sulatmak işi
KULAKÇI

  1. [isim] Kulak, burun, boğaz hekimi
    • "Bir jinekolog, kulakçı, çocukçu, röntgenci, epeyce şubeler açıldı ve büyüdü." (Kemal Bayram)
BULATMA

  1. [isim] Bakınız bulaştırma
BULANIŞ

  1. [isim] Bulanmak işi
SPATULA

Kelime Kökeni: İtalyanca spatola

  1. [isim, teknik] Ev işleri, duvarcılık, boyacılık gibi alanlarda kullanılan, bir maddeyi kazımaya, yaymaya yarayan, küçük bir kürek veya ucu keskin olmayan, bükülebilen bir bıçak biçiminde metal, ağaç, kemik vb. maddelerden yapılmış araç
ZULADAN

  1. [zarf] Bakınız gizlice
    • "Yağmur taneleri her toprağa vuruşunda / Senin kokun yayılır dört bir yanıma / Emek, sevgi, şefkat sende toplanırdı / Ben zuladan seni yazardım günlüğüme" (Sabri Fırat)
BULANIK

  1. [sıfat] Bulanmış olan, duru olmayan
    • "Koltuğuna oturdu, Haliç'in bulanık sularına daldı." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Kapalı, puslu olan (hava)
  3. Açık seçik görünmeyen, net olmayan
    • "Bulanık görüntü."
  4. Donuk, anlamsız, fersiz olan (bakış)
    • "Dimdik oturuyor, bulanık ve ıslak gözlerle ona bakıyordu." (Peyami Safa)
  5. [mecaz] Niteliği tam anlaşılmayan; bulutlu
    • "İzmir-Bursa yolculuğundan dönüşümde ben böyle bulanık bir politika havası içinde bulmuştum." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  6. [zarf] Bulanmış, duru olmayan bir biçimde
    • "Bir musluğu açtığınız zaman bile su, evvela bulanık gelir." (Necip Fazıl Kısakürek)
BULANMA

  1. [isim] Bulanmak işi
ULAŞMAK

  1. [-e] Belli bir yere varmak, erişmek, gitmek
    • "Doğudan batıya kadar ulaşmış bir zafer bestesi dinliyorum." (Refik Halit Karay)
  2. Hedeflenen bir şeyi elde etmek, kavuşmak, erişmek
    • "İhlasla, samimiyetle, muhabbetle kalbî bağlantısını sürdüren insan, muhakkak hedefe ulaşır." (Mahmut Erol Kılıç)
  3. Belli bir noktaya ermek, uzanmak, yetişmek
    • "Elim lambaya ulaşıyor."
  4. Birbirine katılmak, dökülmek
    • "Yeraltı dünyasına inen şaman, doğruca varıp üzerinde kıldan ince köprüsü olan bir denize ulaşır." (Fuzuli Bayat)
SULAMAK

  1. [-i] Toprak, bitki, hayvan vb.ne su vermek
    • "Babası çiçekleri suluyor ve öksürüyordu." (Peyami Safa)
  2. Hayvana su vermek
  3. [argo] Para ödemek, vermek, harcamak
    • "Sabah sabah beş milyon lirayı suladık."
BULANTI

  1. [isim] Midede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren durum
    • "Bu öneri ile karşılaştığım zaman duyduğum mide bulantısını şimdi bile duyuyorum." (Adalet Ağaoğlu)
HULAHOP

Kelime Kökeni: İngilizce hula hoop

  1. [isim] Genellikle sert plastikten büyük çember şeklinde yapılan, vücudun bel ve basen bölgesinde çevrilerek kullanılan çocuk oyuncağı ve spor aleti
BULAŞIK

  1. [isim] Yiyecek veya içecekle kirletilmiş mutfak eşyası veya kap kacak
    • "Gemide bulaşık yıkamak kolay iş değildi." (Azra Erhat)
  2. [mecaz] Yaşanmış bir şeyden geriye kalan belirti etki
    • "Daha balayının bulaşığı geçmedi." (Burhan Felek)
  3. [sıfat] Bakınız kirli
    • "Bulaşık kap."
  4. [sıfat] Her şeyin birbirine karıştığı (yer, olay vb.)
    • "Bu karmakarışık ve bulaşık âlemi kendi hâline bırakırdı." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  5. [sıfat, mecaz] Bakınız yapışkan
    • "Böyle bir sivri akıllı, bulaşık biri çıkar ortaya, dirliği düzeni berbat eder." (Kerim Korcan)
KULAKLI

  1. [sıfat] Kulağı herhangi bir biçimde olan
    • "Küçük kulaklı."
  2. Kulağa benzer çıkıntısı olan
  3. [isim] Sapının ucunda kulak biçiminde iki geniş çatalı bulunan bir tür yatağan
  4. [isim] İki tarafında tutulacak yeri olan yayvan tava, tencere, kazan vb
BULAŞMA

  1. [isim] Bulaşmak işi; sıvaşma, sıvışma
  2. [tıp] Bakınız bulaşı
BULAMAÇ

  1. [isim] Sulu, cıvık hamur
  2. Bu koyulukta yapılan çeşitli hamur yemekleri
    • "Tatlı bulamaç."
  3. [sıfat, mecaz] Karışık, oradan buradan toplanmış
    • "Az çok bulamaç olan romantizm şiirinin daha imbikten geçmiş taraflarına geldim." (Yahya Kemal Beyatlı)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü