İçinde ula olan 7 harfli 26 kelime var. İçerisinde ULA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ula olan kelimeler listesine ya da sonu ula ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ula Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A L U
3 Harfli Kelimeler
ULA
2 Harfli Kelimeler
AL, LA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BULAŞLI
-
-
[sıfat, tıp]
Hastalık bulaşmış olan; enfekte
-
[sıfat, tıp]
Hastalık bulaşmış olan; enfekte
- BULAMAK
-
-
[-e, -i]
Bir nesnenin her yanını bir şeye değdirerek üstünü onunla kaplamak; belemek
- "Okunu yayına taktı ve yanındaki katrana buladı."
-
Bir nesneyi başka bir maddenin içine sokmak; batırmak
-
[-e, -i]
Bir nesnenin her yanını bir şeye değdirerek üstünü onunla kaplamak; belemek
- MAMULAT
-
Kelime Kökeni: Arapça maʿmūlāt
-
[isim]
Yapılmış şeyler
-
[isim]
Yapılmış şeyler
- AGULAMA
-
-
[isim]
Agulamak işi; gığıldama
-
[eğitim]
Bebeğin açık ünlüler ile fokurdama seslerine benzer sesler çıkardığı 0-2 ay arası dil gelişimi evresi
- "Piaget'nin dil gelişim kuramına göre doğumdan sonra ilk iki ay agulama dönemi, iki altı ay arası dönem babıldama ve altı on iki ay arası çağıldama dönemi olarak adlandırılır."
-
[isim]
Agulamak işi; gığıldama
- SULATMA
-
-
[isim]
Sulatmak işi
-
[isim]
Sulatmak işi
- KULAKÇI
-
-
[isim]
Kulak, burun, boğaz hekimi
- "Bir jinekolog, kulakçı, çocukçu, röntgenci, epeyce şubeler açıldı ve büyüdü."
-
[isim]
Kulak, burun, boğaz hekimi
- BULATMA
-
-
[isim]
Bakınız bulaştırma
-
[isim]
Bakınız bulaştırma
- BULANIŞ
-
-
[isim]
Bulanmak işi
-
[isim]
Bulanmak işi
- SPATULA
-
Kelime Kökeni: İtalyanca spatola
-
[isim, teknik]
Ev işleri, duvarcılık, boyacılık gibi alanlarda kullanılan, bir maddeyi kazımaya, yaymaya yarayan, küçük bir kürek veya ucu keskin olmayan, bükülebilen bir bıçak biçiminde metal, ağaç, kemik vb. maddelerden yapılmış araç
-
[isim, teknik]
Ev işleri, duvarcılık, boyacılık gibi alanlarda kullanılan, bir maddeyi kazımaya, yaymaya yarayan, küçük bir kürek veya ucu keskin olmayan, bükülebilen bir bıçak biçiminde metal, ağaç, kemik vb. maddelerden yapılmış araç
- ZULADAN
-
-
[zarf]
Bakınız gizlice
- "Yağmur taneleri her toprağa vuruşunda / Senin kokun yayılır dört bir yanıma / Emek, sevgi, şefkat sende toplanırdı / Ben zuladan seni yazardım günlüğüme"
-
[zarf]
Bakınız gizlice
- BULANIK
-
-
[sıfat]
Bulanmış olan, duru olmayan
- "Koltuğuna oturdu, Haliç'in bulanık sularına daldı."
-
Kapalı, puslu olan (hava)
-
Açık seçik görünmeyen, net olmayan
- "Bulanık görüntü."
-
Donuk, anlamsız, fersiz olan (bakış)
- "Dimdik oturuyor, bulanık ve ıslak gözlerle ona bakıyordu."
-
[mecaz]
Niteliği tam anlaşılmayan; bulutlu
- "İzmir-Bursa yolculuğundan dönüşümde ben böyle bulanık bir politika havası içinde bulmuştum."
-
[zarf]
Bulanmış, duru olmayan bir biçimde
- "Bir musluğu açtığınız zaman bile su, evvela bulanık gelir."
-
[sıfat]
Bulanmış olan, duru olmayan
- BULANMA
-
-
[isim]
Bulanmak işi
-
[isim]
Bulanmak işi
- ULAŞMAK
-
-
[-e]
Belli bir yere varmak, erişmek, gitmek
- "Doğudan batıya kadar ulaşmış bir zafer bestesi dinliyorum."
-
Hedeflenen bir şeyi elde etmek, kavuşmak, erişmek
- "İhlasla, samimiyetle, muhabbetle kalbî bağlantısını sürdüren insan, muhakkak hedefe ulaşır."
-
Belli bir noktaya ermek, uzanmak, yetişmek
- "Elim lambaya ulaşıyor."
-
Birbirine katılmak, dökülmek
- "Yeraltı dünyasına inen şaman, doğruca varıp üzerinde kıldan ince köprüsü olan bir denize ulaşır."
-
[-e]
Belli bir yere varmak, erişmek, gitmek
- SULAMAK
-
-
[-i]
Toprak, bitki, hayvan vb.ne su vermek
- "Babası çiçekleri suluyor ve öksürüyordu."
-
Hayvana su vermek
-
[argo]
Para ödemek, vermek, harcamak
- "Sabah sabah beş milyon lirayı suladık."
-
[-i]
Toprak, bitki, hayvan vb.ne su vermek
- BULANTI
-
-
[isim]
Midede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren durum
- "Bu öneri ile karşılaştığım zaman duyduğum mide bulantısını şimdi bile duyuyorum."
-
[isim]
Midede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren durum
- HULAHOP
-
Kelime Kökeni: İngilizce hula hoop
-
[isim]
Genellikle sert plastikten büyük çember şeklinde yapılan, vücudun bel ve basen bölgesinde çevrilerek kullanılan çocuk oyuncağı ve spor aleti
-
[isim]
Genellikle sert plastikten büyük çember şeklinde yapılan, vücudun bel ve basen bölgesinde çevrilerek kullanılan çocuk oyuncağı ve spor aleti
- BULAŞIK
-
-
[isim]
Yiyecek veya içecekle kirletilmiş mutfak eşyası veya kap kacak
- "Gemide bulaşık yıkamak kolay iş değildi."
-
[mecaz]
Yaşanmış bir şeyden geriye kalan belirti etki
- "Daha balayının bulaşığı geçmedi."
-
[sıfat]
Bakınız kirli
- "Bulaşık kap."
-
[sıfat]
Her şeyin birbirine karıştığı (yer, olay vb.)
- "Bu karmakarışık ve bulaşık âlemi kendi hâline bırakırdı."
-
[sıfat, mecaz]
Bakınız yapışkan
- "Böyle bir sivri akıllı, bulaşık biri çıkar ortaya, dirliği düzeni berbat eder."
-
[isim]
Yiyecek veya içecekle kirletilmiş mutfak eşyası veya kap kacak
- KULAKLI
-
-
[sıfat]
Kulağı herhangi bir biçimde olan
- "Küçük kulaklı."
-
Kulağa benzer çıkıntısı olan
-
[isim]
Sapının ucunda kulak biçiminde iki geniş çatalı bulunan bir tür yatağan
-
[isim]
İki tarafında tutulacak yeri olan yayvan tava, tencere, kazan vb
-
[sıfat]
Kulağı herhangi bir biçimde olan
- BULAŞMA
-
-
[isim]
Bulaşmak işi; sıvaşma, sıvışma
-
[tıp]
Bakınız bulaşı
-
[isim]
Bulaşmak işi; sıvaşma, sıvışma
- BULAMAÇ
-
-
[isim]
Sulu, cıvık hamur
-
Bu koyulukta yapılan çeşitli hamur yemekleri
- "Tatlı bulamaç."
-
[sıfat, mecaz]
Karışık, oradan buradan toplanmış
- "Az çok bulamaç olan romantizm şiirinin daha imbikten geçmiş taraflarına geldim."
-
[isim]
Sulu, cıvık hamur