İçinde u olan 4 harfli 293 kelime var. İçerisinde U harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında u harfi olan kelimeler listesine ya da sonu u harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

RUHİ

Kelime Kökeni: Arapça rūḥī

  1. [sıfat] Bakınız ruhsal
    • "Maddi ve ruhi kültürün yükselişi, mütemadi değişikliklerde ifade olunan mütemadi bir akışı icap ettirir." (Nâzım Hikmet)
RUMİ

Kelime Kökeni: Arapça rūmī

  1. [sıfat, tarih] Anadolu ile ilgili, Anadolu'ya bağlı, Anadolu'da yaşayan
  2. Bizans İmparatorluğu'na ve bu imparatorluğun egemenliği altındaki kimselere ilişkin
DUMA

Kelime Kökeni: Rusça

  1. [isim] Rus parlamentosunun alt kanadı
UMUT

  1. [isim] Ummaktan doğan duygu; umu, ümit
    • "Bu umudum şimdi yavaş yavaş ölüyor." (Halide Edip Adıvar)
  2. Bu duyguyu veren kimse veya şey; ümit
    • "O küçücük çocuğun, Şeyh İbrahim’in oğlunun da babası gibi bir yüce gönül tahtında pişmiş olabileceği, Yesevi Sultan’ın tek umuduydu." (Mustafa Necati Sepetçioğlu)
  3. Olması beklenilen veya olacağı düşünülen şey; umu, ümit
UÇAK

  1. [isim] Kanatlarının altındaki havanın yaptığı basınç yardımıyla yükselip ilerleyebilen motorlu hava taşıtı; tayyare
    • "Uçakta uzun süre hareketsiz kalmaktan Şükran’ın beli, sırtı tutulmuştu." (Tülin Tankut)
TAPU

  1. [isim, hukuk] Bir taşınmazın üstündeki mülkiyet hakkını gösteren belge
  2. Tapu işlerinin yürütüldüğü kuruluş
FULE

Kelime Kökeni: Fransızca foulée

  1. [isim] Adım aralığı
    • "Şimdi geniş fulelerle bayır aşağı koşarken aferin be, hamlamamışız, diyordu." (Haldun Taner)
BUUT

Kelime Kökeni: Arapça buʿd

  1. [isim, eskimiş, matematik] Bakınız boyut
UMUR

Kelime Kökeni: Arapça umūr

  1. [isim, eskimiş] İşler
    • "Artık siyaset ve hükûmet umurunu erbabına bırak!" (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
EKRU

Kelime Kökeni: İngilizce ecru

  1. [isim] Krem rengine yakın beyaz
  2. [sıfat] Bu renkte olan
BULA

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız yenge
BURU

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız sancı
URAY

  1. [isim, eskimiş] Bakınız belediye
    • "Altları yeşil, üstleri beyaz boyalıydı. Adları uray otobüsüydü." (Altan Öymen)
ŞULE

Kelime Kökeni: Arapça şuʿle

  1. [isim, eskimiş] Bakınız alev (I)
  2. Bakınız parıltı
    • "Her ne vakit millet efradımdan birkaçının yüzüne baksam oradan ruh ve vicdanıma gelen nur, benim için en kıymetli bir ilham ve feyiz şulesi oluyor." (Atatürk)
ŞUUR

Kelime Kökeni: Arapça şuʿūr

  1. [isim, ruh bilimi] Bakınız bilinç
    • "İdeolojiler, bir tasavvurlar bütünüdür ama bu tasavvurların çok defa şuurla bir alakası yoktur." (Cemil Meriç)
UCUZ

  1. [sıfat] Fiyatı yüksek olmayan, pahası az, düşük fiyatlı; ehven, pahalı karşıtı
    • "Geceleri tiyatroların önünde saatlerce bekleyerek ucuz yerlere yerleşirdik, sevdiğimiz piyesleri seyrederdik." (Yahya Kemal Beyatlı)
  2. [mecaz] Az emekle elde edilen
    • "Biletçi teşekkür etmekten, ben de bu kadar ucuz teşekkür toplamaktan kurtulduk." (Burhan Felek)
  3. [mecaz] Bayağı olan
    • "Bu gerçeği dile getirenleri felaket habercisi diye nitelemek ancak ve sadece ucuz politikacı ağzına yakışır." (Aydın Boysan)
TUNÇ

  1. [isim] Koyu kızıl renkte olan, bakır, çinko ve kalay alaşımı; bronz
  2. [sıfat] Bu alaşımdan yapılan
DUYU

  1. [isim] İnsanların ve hayvanların, dış dünyanın uyaranlarını görme, işitme, koklama, dokunma ve tatma organlarıyla algılama yeteneği; his
    • "Tüm duyularım uyanık olarak trenimin rengini ve numarasını bulmaya çalışırdım." (Nazlı Eray)
DURU

  1. [sıfat] Bulanıklığı olmayan; berrak
  2. Pürüzsüz olan (ten)
    • "Bu, duru beyaz tenli ve kıpkızıl dudaklı bir körpe Rus kızıydı." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  3. [mecaz] Arınmış, karışık olmayan (dil, üslup vb.)
    • "Böyle duru bir mantık karşısında akan sular duruyordu." (Ayşe Kulin)
BURS

Kelime Kökeni: Fransızca bourse

  1. [isim] Bir öğrencinin öğrenimini sürdürebilmesi veya bir kimsenin bilgi ve görgüsünü artırması için belli bir süre devlet veya özel kuruluşlarca ödenen aylık para
    • "Öğrenimini tamamlaması için devlet bursuyla Almanya'ya gönderiliyor." (Necati Cumalı)
  2. Bu amaçla vakfedilmiş paranın veya malın geliri
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü