İçinde u olan 4 harfli 293 kelime var. İçerisinde U harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında u harfi olan kelimeler listesine ya da sonu u harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- RUHİ
-
Kelime Kökeni: Arapça rūḥī
-
[sıfat]
Bakınız ruhsal
- "Maddi ve ruhi kültürün yükselişi, mütemadi değişikliklerde ifade olunan mütemadi bir akışı icap ettirir."
-
[sıfat]
Bakınız ruhsal
- RUMİ
-
Kelime Kökeni: Arapça rūmī
-
[sıfat, tarih]
Anadolu ile ilgili, Anadolu'ya bağlı, Anadolu'da yaşayan
-
Bizans İmparatorluğu'na ve bu imparatorluğun egemenliği altındaki kimselere ilişkin
-
[sıfat, tarih]
Anadolu ile ilgili, Anadolu'ya bağlı, Anadolu'da yaşayan
- DUMA
-
Kelime Kökeni: Rusça
-
[isim]
Rus parlamentosunun alt kanadı
-
[isim]
Rus parlamentosunun alt kanadı
- UMUT
-
-
[isim]
Ummaktan doğan duygu; umu, ümit
- "Bu umudum şimdi yavaş yavaş ölüyor."
-
Bu duyguyu veren kimse veya şey; ümit
- "O küçücük çocuğun, Şeyh İbrahim’in oğlunun da babası gibi bir yüce gönül tahtında pişmiş olabileceği, Yesevi Sultan’ın tek umuduydu."
-
Olması beklenilen veya olacağı düşünülen şey; umu, ümit
-
[isim]
Ummaktan doğan duygu; umu, ümit
- UÇAK
-
-
[isim]
Kanatlarının altındaki havanın yaptığı basınç yardımıyla yükselip ilerleyebilen motorlu hava taşıtı; tayyare
- "Uçakta uzun süre hareketsiz kalmaktan Şükran’ın beli, sırtı tutulmuştu."
-
[isim]
Kanatlarının altındaki havanın yaptığı basınç yardımıyla yükselip ilerleyebilen motorlu hava taşıtı; tayyare
- TAPU
-
-
[isim, hukuk]
Bir taşınmazın üstündeki mülkiyet hakkını gösteren belge
-
Tapu işlerinin yürütüldüğü kuruluş
-
[isim, hukuk]
Bir taşınmazın üstündeki mülkiyet hakkını gösteren belge
- FULE
-
Kelime Kökeni: Fransızca foulée
-
[isim]
Adım aralığı
- "Şimdi geniş fulelerle bayır aşağı koşarken aferin be, hamlamamışız, diyordu."
-
[isim]
Adım aralığı
- BUUT
-
Kelime Kökeni: Arapça buʿd
-
[isim, eskimiş, matematik]
Bakınız boyut
-
[isim, eskimiş, matematik]
Bakınız boyut
- UMUR
-
Kelime Kökeni: Arapça umūr
-
[isim, eskimiş]
İşler
- "Artık siyaset ve hükûmet umurunu erbabına bırak!"
-
[isim, eskimiş]
İşler
- EKRU
-
Kelime Kökeni: İngilizce ecru
-
[isim]
Krem rengine yakın beyaz
-
[sıfat]
Bu renkte olan
-
[isim]
Krem rengine yakın beyaz
- BULA
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız yenge
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız yenge
- BURU
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız sancı
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız sancı
- URAY
-
-
[isim, eskimiş]
Bakınız belediye
- "Altları yeşil, üstleri beyaz boyalıydı. Adları uray otobüsüydü."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız belediye
- ŞULE
-
Kelime Kökeni: Arapça şuʿle
- ŞUUR
-
Kelime Kökeni: Arapça şuʿūr
-
[isim, ruh bilimi]
Bakınız bilinç
- "İdeolojiler, bir tasavvurlar bütünüdür ama bu tasavvurların çok defa şuurla bir alakası yoktur."
-
[isim, ruh bilimi]
Bakınız bilinç
- UCUZ
-
-
[sıfat]
Fiyatı yüksek olmayan, pahası az, düşük fiyatlı; ehven, pahalı karşıtı
- "Geceleri tiyatroların önünde saatlerce bekleyerek ucuz yerlere yerleşirdik, sevdiğimiz piyesleri seyrederdik."
-
[mecaz]
Az emekle elde edilen
- "Biletçi teşekkür etmekten, ben de bu kadar ucuz teşekkür toplamaktan kurtulduk."
-
[mecaz]
Bayağı olan
- "Bu gerçeği dile getirenleri felaket habercisi diye nitelemek ancak ve sadece ucuz politikacı ağzına yakışır."
-
[sıfat]
Fiyatı yüksek olmayan, pahası az, düşük fiyatlı; ehven, pahalı karşıtı
- TUNÇ
-
-
[isim]
Koyu kızıl renkte olan, bakır, çinko ve kalay alaşımı; bronz
-
[sıfat]
Bu alaşımdan yapılan
-
[isim]
Koyu kızıl renkte olan, bakır, çinko ve kalay alaşımı; bronz
- DUYU
-
-
[isim]
İnsanların ve hayvanların, dış dünyanın uyaranlarını görme, işitme, koklama, dokunma ve tatma organlarıyla algılama yeteneği; his
- "Tüm duyularım uyanık olarak trenimin rengini ve numarasını bulmaya çalışırdım."
-
[isim]
İnsanların ve hayvanların, dış dünyanın uyaranlarını görme, işitme, koklama, dokunma ve tatma organlarıyla algılama yeteneği; his
- DURU
-
-
[sıfat]
Bulanıklığı olmayan; berrak
-
Pürüzsüz olan (ten)
- "Bu, duru beyaz tenli ve kıpkızıl dudaklı bir körpe Rus kızıydı."
-
[mecaz]
Arınmış, karışık olmayan (dil, üslup vb.)
- "Böyle duru bir mantık karşısında akan sular duruyordu."
-
[sıfat]
Bulanıklığı olmayan; berrak
- BURS
-
Kelime Kökeni: Fransızca bourse
-
[isim]
Bir öğrencinin öğrenimini sürdürebilmesi veya bir kimsenin bilgi ve görgüsünü artırması için belli bir süre devlet veya özel kuruluşlarca ödenen aylık para
- "Öğrenimini tamamlaması için devlet bursuyla Almanya'ya gönderiliyor."
-
Bu amaçla vakfedilmiş paranın veya malın geliri
-
[isim]
Bir öğrencinin öğrenimini sürdürebilmesi veya bir kimsenin bilgi ve görgüsünü artırması için belli bir süre devlet veya özel kuruluşlarca ödenen aylık para