İçinde tür olan 7 harfli 33 kelime var. İçerisinde TÜR bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında tür olan kelimeler listesine ya da sonu tür ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- AVANTÜR
-
Kelime Kökeni: Fransızca aventure
-
[isim]
Bakınız macera
-
[sıfat]
Macerayı konu alan (film vb.)
- "Avantür filmler tutulmuyor, şimdi komedi moda."
-
[isim]
Bakınız macera
- TÜRKÜCÜ
-
-
[isim, müzik]
Türkü söyleyen kimse; okuyucu
- "Çeşme ve Derbeder adlı filmleriyle Anadolu’da büyük bir ses getiren Ferdi Tayfur’un bu ticari başarısı üzerine maddi imkânları kısıtlı küçük yapımcılar bile şarkıcı türkücü filmlerine yönelmek zorunda kalırlar."
-
[isim, müzik]
Türkü söyleyen kimse; okuyucu
- TÜRKÜLÜ
-
-
[sıfat]
Türküsü olan
-
[sıfat]
Türküsü olan
- TEVATÜR
-
Kelime Kökeni: Arapça tevātur
-
[isim]
Yaygın söylenti
- "Eğer bu derece tevatür olmamış olsaydı, bu alışverişten çoktan vazgeçecekti."
-
[din bilimi]
Bir hadisin yalan söylemelerine ihtimal verilmeyen birçok ravi tarafından aktarılması
-
[isim]
Yaygın söylenti
- NATÜREL
-
Kelime Kökeni: Fransızca naturel
-
[sıfat]
Bakınız doğal
- "Ortada bir Türkiye vardır, bu natürel Türkiye’dir"
-
[sıfat]
Bakınız doğal
- TÜRKELİ
-
-
[isim]
Sinop iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Sinop iline bağlı ilçelerden biri
- TÜRETME
-
-
[isim]
Türetmek işi
-
[dil bilgisi]
Kelimelerin kök veya gövdelerine yapım eki getirilerek kelime kurma; iştikak: göz-lük-çü, söyle-n-ti, sev-gi vb
-
Bakınız ihtira
-
[isim]
Türetmek işi
- KÜTÜRTÜ
-
-
[isim]
Kütürdeme sırasında çıkan sesin adı
- "Sabahleyin erkenden koparılan ince kabuklu karpuzların kütürtüsü hâlâ kulağımda!"
-
[isim]
Kütürdeme sırasında çıkan sesin adı
- TÜRKLÜK
-
-
[isim]
Türk olma durumu
-
Türklere özgü nitelik
-
Türklerin meydana getirdiği topluluk
- "Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, atinin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktır."
-
[isim]
Türk olma durumu
- PÜTÜRGE
-
-
[isim]
Malatya iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Malatya iline bağlı ilçelerden biri
- TÜRETİŞ
-
-
[isim]
Türetmek işi
-
[isim]
Türetmek işi
- TÜRÜMCÜ
-
-
[sıfat, felsefe]
Türümcülük öğretisini benimseyen
-
[sıfat, felsefe]
Türümcülük öğretisini benimseyen
- UVERTÜR
-
Kelime Kökeni: Fransızca ouverture
-
[isim, müzik]
Opera, bale veya konçertonun açılışındaki parça
- "Bütün aşklar, sevdalar, şiirler, insani, hayvani teraneler hep hayat operasının uvertürleridir."
-
Pokerde oyuna başlayabilmek için gerekli el
- "Uvertürün nedir?"
-
[isim, müzik]
Opera, bale veya konçertonun açılışındaki parça
- ATATÜRK
-
-
[isim]
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk (1881-1938)
-
[isim]
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1934'te Mustafa Kemal'e verdiği soyadı
-
[isim]
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk (1881-1938)
- GÖTÜRÜM
-
-
[isim, ağızlardan]
Kötü ve güç durumlara karşı koyabilme gücü
-
Şaka kaldırma özelliği
-
[isim, ağızlardan]
Kötü ve güç durumlara karşı koyabilme gücü
- GÖTÜRME
-
-
[isim]
Götürmek işi
- "Buyruk, bu oğlanın götürülmesi gereken yere götürmem içindir."
-
[isim]
Götürmek işi
- TÜREYİŞ
-
-
[isim]
Türemek işi
-
[isim]
Türemek işi
- GÖTÜRÜŞ
-
-
[isim]
Götürmek işi
- "İnsanı her günkü uğraşılarından koparışları, kavrayıp götürüşleri de caba."
-
[isim]
Götürmek işi
- TÜRENTİ
-
-
[isim, dil bilgisi]
Dilde kullanılan bir söz yerine yeni söz türetme; neolojizm: imtihan > sınav, ihtiyaç > gereksinim vb
-
[isim, dil bilgisi]
Dilde kullanılan bir söz yerine yeni söz türetme; neolojizm: imtihan > sınav, ihtiyaç > gereksinim vb
- KÖTÜRÜM
-
-
[sıfat]
Yaşlılık veya sakatlık sebebiyle yürüyemeyen, ayağa kalkamayan (kimse); oturak
- "Duvar diplerinde kötürüm gibi yatıyorlar, uyukluyorlardı."
-
Yürüyemeyecek derecede sakat (bacak)
- "O vakit iki yanmış odundan hiç fark edilmeyen kötürüm bacaklarını gördük."
-
[mecaz]
İşleyemeyen, iş yapamayan
-
[sıfat]
Yaşlılık veya sakatlık sebebiyle yürüyemeyen, ayağa kalkamayan (kimse); oturak