İçinde tut olan 6 harfli 10 kelime var. İçerisinde TUT bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında tut olan kelimeler listesine ya da sonu tut ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Tut Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

T T U

3 Harfli Kelimeler

TUT

2 Harfli Kelimeler

TU, UT

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

VURTUT

  1. [isim] Silahla yaratılan kargaşalık
    • "O vurtut içinde o da gitti."
  2. [zarf] Uzun uzun çekişerek, sıkı pazarlık ederek
    • "Vurtut, bir milyon liraya aldım."
TUTÇEK

  1. [isim, tıp] Doğacak çocuğu ana rahminden çekmeye yarayan alet; lavta (II), forseps
TUTSAT

  1. [isim, ticaret] Bakınız tutulu satış
TUTSAK

  1. [isim, askerlik] Savaşta ele geçen düşman; esir (I), esire
  2. [sıfat] Gitmesine, serbestçe hareketine engel olunan
    • "Hayatı anlamazsan tutsak olduğunu bile bilemezsin, hakkını arayamazsın." (Emine Işınsu)
  3. [mecaz] Bir şeye veya bir kimseye çok bağlı, kendisini bir şeyin etkisinden kurtaramayan kimse
    • "Her insan kendi kuruluşuna uygun bir romantizmin tutsağı." (Attilâ İlhan)
TUTMAK

  1. [-i] Elde bulundurmak, ele almak
    • "Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu." (Ömer Seyfettin)
  2. Ele geçirmek, yakalamak
    • "Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı." (Ömer Seyfettin)
  3. Bakınız avlamak
    • "Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz." (Refik Halit Karay)
  4. Yanında bulundurmak, alıkoymak
    • "Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!"
  5. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek
    • "Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir." (Sait Faik Abasıyanık)
  6. Bakınız kaplamak
  7. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak
    • "Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları." (Sait Faik Abasıyanık)
  8. Denetimi ve yetkisi altına almak
  9. Desteklemek, birinden yana çıkmak
  10. Benimsemek, beğenmek
    • "Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır." (Tarık Buğra)
  11. Gereğini yapmak, yerine getirmek
    • "Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti."
  12. Uygun gelmek, çelişmez olmak
    • "Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu." (Reşat Nuri Güntekin)
  13. Kapatmak, sarmak
  14. Hizmetine almak veya kiralamak
    • "Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim." (Peyami Safa)
  15. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek
    • "Yapıyı geniş tuttu."
  16. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak
    • "Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak." (Memduh Şevket Esendal)
  17. Ulaşmak, varmak
  18. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak
    • "Aldığım şeyler bin lira tuttu."
  19. Bir yere uğramak
    • "Vapur İzmir'i tutmayacakmış."
  20. Herhangi bir durumda bulundurmak
    • "Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor." (Haldun Taner)
  21. Varsaymak, farz etmek
    • "Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti." (Memduh Şevket Esendal)
  22. [-e, -i] Alacağa veya vereceğe saymak
    • "On bin lirayı borcunuza tuttum."
  23. [-e, -i] Bir yere yaklaştırmak
    • "Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  24. Bir aleti kullanabilmek
    • "Ustura tutmak."
  25. Bakınız bağlamak
    • "Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım." (Bekir Sıtkı Erdoğan)
  26. [nesnesiz] Beklenen sonucu vermek
    • "Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez." (Şevket Rado)
  27. [nesnesiz] İş görebilmek
    • "Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona." (Tarık Buğra)
  28. [nesnesiz] Sürmek, zaman almak
    • "Bu iş iki saat tuttu."
  29. [nesnesiz] Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak
    • "Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu."
  30. Bir şeyi kullanması için uzatmak
    • "Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır." (Tarık Buğra)
  31. Bakınız sunmak
    • "Konuklara şeker tutmak."
  32. İşgal etmek
  33. Takip etmek, izlemek
    • "Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız." (Refik Halit Karay)
  34. Bırakmamak
    • "Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu." (Peyami Safa)
  35. Sarmak, bürümek
    • "Hey başları duman tutmuş dağlar, hey!" (Halk türküsü)
  36. Asılmak, kuvvetlice sarılmak
    • "Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş." (Peyami Safa)
  37. Bir kimsenin yerini almak
    • "Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  38. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek
  39. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak
    • "Kapıyı açık tutmayın."
  40. Bir yerde kalmasını sağlamak
  41. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek
    • "Eğer piyes tutar da alkışlanırsa bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim." (Cahit Uçuk)
  42. Biriktirmek, tasarruf etmek
    • "Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene." (Memduh Şevket Esendal)
  43. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj
  44. ...-dan başlamak
    • "Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi." (Falih Rıfkı Atay)
  45. Bir şeyi belleğe yerleştirmek
    • "Herkes aklından bir sayı tutsun."
  46. [spor] Bazı takım oyunlarında karşı takım oyuncusunun hareketine ayakla veya vücutla engel olmak; markaja almak
TUTULU

  1. [sıfat] Tutulmuş
    • "Bizim takımda bütün yerler evvelden tutulu idi." (Haldun Taner)
  2. [ticaret] Tutu olarak alınmış; ipotekli
TUTUCU

  1. [sıfat] Mevcut toplumsal düzeni, düşünceleri ve kurumları değiştirmeden olduğu gibi korumak isteyen (kimse); muhafazakâr, konservatör
  2. [isim, spor] Durmalı çıkışlarda, bisikletçiye yardım eden kişi
TUTKUN

  1. [sıfat] Gönül vermiş; meclup
    • "Kapıda bekleşen tutkunlarından bir tanesinin arabasına atladığı gibi ortadan kayboluyordu." (Ercüment Ekrem Talu)
  2. Bakınız düşkün
    • "Ben yine eskisi gibi tutkunum tiyatroya." (Necati Cumalı)
TUTMAÇ

  1. [isim, ağızlardan] Dört köşe kesilmiş küçük hamur parçalarından yapılan yoğurtlu çorba
TUTKAL

  1. [isim] Deri, kıkırdak vb. hayvansal maddelerden elde edilen, katılaşıp sertleşme özelliğiyle tahta, kâğıt vb. yapıştırmaya yarayan madde
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü