İçinde tut olan 6 harfli 10 kelime var. İçerisinde TUT bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında tut olan kelimeler listesine ya da sonu tut ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Tut Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
T T U
3 Harfli Kelimeler
TUT
2 Harfli Kelimeler
TU, UT
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- VURTUT
-
-
[isim]
Silahla yaratılan kargaşalık
- "O vurtut içinde o da gitti."
-
[zarf]
Uzun uzun çekişerek, sıkı pazarlık ederek
- "Vurtut, bir milyon liraya aldım."
-
[isim]
Silahla yaratılan kargaşalık
- TUTÇEK
-
-
[isim, tıp]
Doğacak çocuğu ana rahminden çekmeye yarayan alet; lavta (II), forseps
-
[isim, tıp]
Doğacak çocuğu ana rahminden çekmeye yarayan alet; lavta (II), forseps
- TUTSAT
-
-
[isim, ticaret]
Bakınız tutulu satış
-
[isim, ticaret]
Bakınız tutulu satış
- TUTSAK
-
-
[isim, askerlik]
Savaşta ele geçen düşman; esir (I), esire
-
[sıfat]
Gitmesine, serbestçe hareketine engel olunan
- "Hayatı anlamazsan tutsak olduğunu bile bilemezsin, hakkını arayamazsın."
-
[mecaz]
Bir şeye veya bir kimseye çok bağlı, kendisini bir şeyin etkisinden kurtaramayan kimse
- "Her insan kendi kuruluşuna uygun bir romantizmin tutsağı."
-
[isim, askerlik]
Savaşta ele geçen düşman; esir (I), esire
- TUTMAK
-
-
[-i]
Elde bulundurmak, ele almak
- "Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu."
-
Ele geçirmek, yakalamak
- "Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı."
-
Bakınız avlamak
- "Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz."
-
Yanında bulundurmak, alıkoymak
- "Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!"
-
Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek
- "Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir."
-
Bakınız kaplamak
-
Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak
- "Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları."
-
Denetimi ve yetkisi altına almak
-
Desteklemek, birinden yana çıkmak
-
Benimsemek, beğenmek
- "Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır."
-
Gereğini yapmak, yerine getirmek
- "Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti."
-
Uygun gelmek, çelişmez olmak
- "Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu."
-
Kapatmak, sarmak
-
Hizmetine almak veya kiralamak
- "Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim."
-
Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek
- "Yapıyı geniş tuttu."
-
Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak
- "Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak."
-
Ulaşmak, varmak
-
Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak
- "Aldığım şeyler bin lira tuttu."
-
Bir yere uğramak
- "Vapur İzmir'i tutmayacakmış."
-
Herhangi bir durumda bulundurmak
- "Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor."
-
Varsaymak, farz etmek
- "Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti."
-
[-e, -i]
Alacağa veya vereceğe saymak
- "On bin lirayı borcunuza tuttum."
-
[-e, -i]
Bir yere yaklaştırmak
- "Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar."
-
Bir aleti kullanabilmek
- "Ustura tutmak."
-
Bakınız bağlamak
- "Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım."
-
[nesnesiz]
Beklenen sonucu vermek
- "Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez."
-
[nesnesiz]
İş görebilmek
- "Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona."
-
[nesnesiz]
Sürmek, zaman almak
- "Bu iş iki saat tuttu."
-
[nesnesiz]
Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak
- "Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu."
-
Bir şeyi kullanması için uzatmak
- "Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır."
-
Bakınız sunmak
- "Konuklara şeker tutmak."
-
İşgal etmek
-
Takip etmek, izlemek
- "Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız."
-
Bırakmamak
- "Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu."
-
Sarmak, bürümek
- "Hey başları duman tutmuş dağlar, hey!"
-
Asılmak, kuvvetlice sarılmak
- "Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş."
-
Bir kimsenin yerini almak
- "Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam."
-
Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek
-
Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak
- "Kapıyı açık tutmayın."
-
Bir yerde kalmasını sağlamak
-
Bir sanat eseri geniş ilgi görmek
- "Eğer piyes tutar da alkışlanırsa bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim."
-
Biriktirmek, tasarruf etmek
- "Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene."
-
Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj
-
...-dan başlamak
- "Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi."
-
Bir şeyi belleğe yerleştirmek
- "Herkes aklından bir sayı tutsun."
-
[spor]
Bazı takım oyunlarında karşı takım oyuncusunun hareketine ayakla veya vücutla engel olmak; markaja almak
-
[-i]
Elde bulundurmak, ele almak
- TUTULU
-
-
[sıfat]
Tutulmuş
- "Bizim takımda bütün yerler evvelden tutulu idi."
-
[ticaret]
Tutu olarak alınmış; ipotekli
-
[sıfat]
Tutulmuş
- TUTUCU
-
-
[sıfat]
Mevcut toplumsal düzeni, düşünceleri ve kurumları değiştirmeden olduğu gibi korumak isteyen (kimse); muhafazakâr, konservatör
-
[isim, spor]
Durmalı çıkışlarda, bisikletçiye yardım eden kişi
-
[sıfat]
Mevcut toplumsal düzeni, düşünceleri ve kurumları değiştirmeden olduğu gibi korumak isteyen (kimse); muhafazakâr, konservatör
- TUTKUN
-
-
[sıfat]
Gönül vermiş; meclup
- "Kapıda bekleşen tutkunlarından bir tanesinin arabasına atladığı gibi ortadan kayboluyordu."
-
Bakınız düşkün
- "Ben yine eskisi gibi tutkunum tiyatroya."
-
[sıfat]
Gönül vermiş; meclup
- TUTMAÇ
-
-
[isim, ağızlardan]
Dört köşe kesilmiş küçük hamur parçalarından yapılan yoğurtlu çorba
-
[isim, ağızlardan]
Dört köşe kesilmiş küçük hamur parçalarından yapılan yoğurtlu çorba
- TUTKAL
-
-
[isim]
Deri, kıkırdak vb. hayvansal maddelerden elde edilen, katılaşıp sertleşme özelliğiyle tahta, kâğıt vb. yapıştırmaya yarayan madde
-
[isim]
Deri, kıkırdak vb. hayvansal maddelerden elde edilen, katılaşıp sertleşme özelliğiyle tahta, kâğıt vb. yapıştırmaya yarayan madde