İçinde tut olan 6 harfli 9 kelime var. İçerisinde TUT bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında tut olan kelimeler listesine ya da Sonu tut ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

T T U Harfleri İle Yazılabilecek Bazı Kelimeler

3 Harfli Kelimeler

TUT

2 Harfli Kelimeler

TU, UT

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

TUTKUN

  1. [sıfat] Gönül vermiş, meftun, meclup
    • "Kapıda bekleşen tutkunlarından bir tanesinin arabasına atladığı gibi ortadan kayboluyordu." (Ercüment Ekrem Talu)
    • "Yaş farkına rağmen birbirlerine nasıl da tutkun olduklarını anlayarak şaşıyordu." (Refik Halit Karay)
  2. Bir şeye alışmış, bağlanmış, düşkün
    • "Ben yine eskisi gibi tutkunum tiyatroya." (Necati Cumalı)

TUTMAK

  1. [-i] Elde bulundurmak, ele almak
    • "Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu." (Ömer Seyfettin)
    • "Geleceği tutmak. Gideceği tutmak."
  2. Ele geçirmek, yakalamak
    • "Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı." (Ömer Seyfettin)
  3. Avlamak
    • "Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz." (Refik Halit Karay)
  4. Yanında bulundurmak, alıkoymak
    • "Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!"
  5. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek
    • "Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir." (Sait Faik Abasıyanık)
  6. Kaplamak
    • "Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir." (Tarık Buğra)
  7. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak
    • "Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları." (Sait Faik Abasıyanık)
  8. Denetimi ve yetkisi altına almak
  9. Desteklemek, birinden yana çıkmak
  10. Benimsemek, beğenmek
    • "Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır." (Tarık Buğra)
  11. Gereğini yapmak, yerine getirmek
    • "Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti."
  12. Uygun gelmek, çelişmez olmak
    • "Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu." (Reşat Nuri Güntekin)
  13. Hizmetine almak veya kiralamak
    • "Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim." (Peyami Safa)
  14. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek
    • "Yapıyı geniş tuttu."
  15. Girişmek, yapmak
    • "Askerden sonra ne iş tutacağını bilmemek kahrediyordu Yusuf'u." (Sait Faik Abasıyanık)
  16. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak
    • "Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak." (Memduh Şevket Esendal)
  17. Ağrımak, sancımak, musallat olmak
    • "... poker oynanıyor. Yenilirse kızıyor. Başı tutuyor, komşu doktorun hizmetçisini çağırıp çenesini ovduruyor." (Memduh Şevket Esendal)
  18. Ulaşmak, varmak
    • "Hayvanlar, Bağdat Caddesi'ni tutmuş, çalakamçı ilerliyor." (Sermet Muhtar Alus)
  19. Para toplamı ...-e varmak
    • "Aldığım şeyler bin lira tuttu."
  20. Uğramak
    • "Vapur İzmir'i tutmayacakmış."
  21. Herhangi bir durumda bulundurmak
    • "Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor." (Haldun Taner)
  22. Varsaymak, farz etmek
    • "Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti." (Memduh Şevket Esendal)
  23. [-i] Hedef olarak almak
    • "Taşa tutmak."
  24. [-i] Alacağa veya vereceğe saymak
    • "On bin lirayı borcunuza tuttum."
  25. [-i] Yaklaştırmak
    • "Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  26. Kullanmak
    • "Yaşmak tutmak. Ustura tutmak."
  27. Bağlamak
    • "Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım." (Bekir Sıtkı Erdoğan)
  28. [nsz] Beklenen sonucu vermek
    • "Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez." (Şevket Rado)
  29. [nsz] İş görebilmek
    • "Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona." (Tarık Buğra)
  30. [nsz] Sürmek, zaman almak
    • "Bu iş iki saat tuttu."
  31. [nsz] Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak
    • "Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu."
  32. Giyinmesine yardım etmek
    • "Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır." (Tarık Buğra)
  33. Sunmak
    • "Konuklara şeker tutmak."
  34. İşgal etmek
  35. İzlemek
    • "Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız." (Refik Halit Karay)
  36. Bırakmamak
    • "Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu." (Peyami Safa)
  37. Yönelmek
    • "Oyuncular ağır ağır soyunma odasının yolunu tuttular." (Haldun Taner)
  38. Sarmak, bürümek
    • "Hey başları duman tutmuş dağlar, hey!" (Halk türküsü)
  39. Asılmak, kuvvetlice sarılmak
    • "Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş." (Peyami Safa)
  40. Bir kimsenin yerini almak
    • "Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  41. Otobüs, vapur, uçak vb. dokunmak, hasta etmek
  42. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak
    • "Kapıyı açık tutmayın."
  43. Bir yerde kalmasını sağlamak
  44. Yemek hafifçe yanmak
  45. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek
    • "Eğer piyes tutar da alkışlanırsa, bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim." (Cahit Uçuk)
  46. Biriktirmek, tasarruf etmek
    • "Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene." (Memduh Şevket Esendal)
  47. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj
  48. Başlamak
    • "Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi." (Falih Rıfkı Atay)
  49. Bir şey düşünmek
    • "Herkes aklından bir sayı tutsun."
  50. Markaja almak

TUTMAÇ

  1. [isim] Dört köşe kesilmiş küçük hamur parçalarından yapılan yoğurtlu çorba

TUTUCU

  1. Mevcut toplumsal düzeni, düşünceleri ve kurumları değiştirmeden olduğu gibi korumak isteyen kimse, muhafazakâr
  2. Durmalı çıkışlarda, bisikletçiye yardım eden kişi

TUTULU

  1. [sıfat] Tutulmuş
    • "Bizim takımda bütün yerler evvelden tutulu idi." (Haldun Taner)
  2. Tutu olarak alınmış, ipotekli

TUTSAK

  1. [isim] Savaşta ele geçen düşman, esir
    • "Geleneğe, ahlaki kaygılara tutsak düşüyor." (Selim İleri)
  2. [sıfat] Gitmesine, serbestçe hareketine engel olunan
    • "Hayatı anlamazsan tutsak olduğunu bile bilemezsin, hakkını arayamazsın." (Emine Işınsu)
  3. Bir şeye veya bir kimseye çok bağlı, kendisini bir şeyin etkisinden kurtaramayan kimse
    • "Her insan kendi kuruluşuna uygun bir romantizmin tutsağı." (Atilla İlhan)

TUTSAT

  1. [isim] Tutulu satış

TUTKAL

  1. [isim] Deri, kıkırdak vb. hayvansal maddelerden elde edilen, katılaşıp sertleşme özelliğiyle tahta, kâğıt vb. yapıştırmaya yarayan madde

VURTUT

  1. [isim] Silahla yaratılan kargaşalık
    • "O vurtut içinde o da gitti."
  2. [zarf] Uzun uzun çekişerek, sıkı pazarlık ederek
    • "Vurtut, bir milyon liraya aldım."

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü