İçinde tmak olan 6 harfli 9 kelime var. İçerisinde TMAK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında tmak olan kelimeler listesine ya da sonu tmak ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Tmak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A K M T

3 Harfli Kelimeler

KAM, KAT, MAT, TAK, TAM

2 Harfli Kelimeler

AK, AM, AT, MA, TA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ÇATMAK

  1. [-i] Odun, değnek, kılıç, tüfek vb. uzun şeylerden birkaç tanesini, tepelerinden birbirine çaprazlama dayayarak durdurmak
    • "Avlusunda silahlarını çatmış, ayaklarını germiş askerler var." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Kereste vb.ni birbirine tutturmak
    • "Kırık tahtaları bir solukta yan yana çattılar." (Lâtife Tekin)
  3. Bir şeyi yapmak için gerekli parçaları bir araya getirmek
    • "Koca bir nahiye titreştik, odunsuz yattık / O büyük mektebi gördün ya, kışın biz çattık" (Mehmet Akif Ersoy)
  4. Yükü hayvana iki yanlı yüklemek
  5. Başa yemeni, çatkı, yazma vb.ni bağlamak
  6. [-e] Üzücü, kızdırıcı veya şaşırtıcı olaylarla karşılaşmak
    • "Hacı Mustafa bağırıyor, ömründe böyle bir işe çatmadığını söylüyordu." (Refik Halit Karay)
  7. [-e] Yazıyla veya sözle sataşmak
    • "Böyle söyler de sonra yemek biraz azca çıkarsa yahut pek düzgün olmasa aşçıya çatacak gibi olur." (Memduh Şevket Esendal)
  8. [-e] Rastlamak, karşılaşmak
    • "Nerden çattım böylesi bir güzele..." (Cahit Sıtkı Tarancı)
  9. [-e, hukuk] Gemiler birbirine çarpmak
TUTMAK

  1. [-i] Elde bulundurmak, ele almak
    • "Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu." (Ömer Seyfettin)
  2. Ele geçirmek, yakalamak
    • "Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı." (Ömer Seyfettin)
  3. Bakınız avlamak
    • "Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz." (Refik Halit Karay)
  4. Yanında bulundurmak, alıkoymak
    • "Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!"
  5. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek
    • "Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir." (Sait Faik Abasıyanık)
  6. Bakınız kaplamak
  7. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak
    • "Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları." (Sait Faik Abasıyanık)
  8. Denetimi ve yetkisi altına almak
  9. Desteklemek, birinden yana çıkmak
  10. Benimsemek, beğenmek
    • "Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır." (Tarık Buğra)
  11. Gereğini yapmak, yerine getirmek
    • "Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti."
  12. Uygun gelmek, çelişmez olmak
    • "Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu." (Reşat Nuri Güntekin)
  13. Kapatmak, sarmak
  14. Hizmetine almak veya kiralamak
    • "Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim." (Peyami Safa)
  15. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek
    • "Yapıyı geniş tuttu."
  16. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak
    • "Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak." (Memduh Şevket Esendal)
  17. Ulaşmak, varmak
  18. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak
    • "Aldığım şeyler bin lira tuttu."
  19. Bir yere uğramak
    • "Vapur İzmir'i tutmayacakmış."
  20. Herhangi bir durumda bulundurmak
    • "Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor." (Haldun Taner)
  21. Varsaymak, farz etmek
    • "Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti." (Memduh Şevket Esendal)
  22. [-e, -i] Alacağa veya vereceğe saymak
    • "On bin lirayı borcunuza tuttum."
  23. [-e, -i] Bir yere yaklaştırmak
    • "Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  24. Bir aleti kullanabilmek
    • "Ustura tutmak."
  25. Bakınız bağlamak
    • "Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım." (Bekir Sıtkı Erdoğan)
  26. [nesnesiz] Beklenen sonucu vermek
    • "Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez." (Şevket Rado)
  27. [nesnesiz] İş görebilmek
    • "Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona." (Tarık Buğra)
  28. [nesnesiz] Sürmek, zaman almak
    • "Bu iş iki saat tuttu."
  29. [nesnesiz] Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak
    • "Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu."
  30. Bir şeyi kullanması için uzatmak
    • "Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır." (Tarık Buğra)
  31. Bakınız sunmak
    • "Konuklara şeker tutmak."
  32. İşgal etmek
  33. Takip etmek, izlemek
    • "Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız." (Refik Halit Karay)
  34. Bırakmamak
    • "Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu." (Peyami Safa)
  35. Sarmak, bürümek
    • "Hey başları duman tutmuş dağlar, hey!" (Halk türküsü)
  36. Asılmak, kuvvetlice sarılmak
    • "Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş." (Peyami Safa)
  37. Bir kimsenin yerini almak
    • "Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  38. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek
  39. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak
    • "Kapıyı açık tutmayın."
  40. Bir yerde kalmasını sağlamak
  41. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek
    • "Eğer piyes tutar da alkışlanırsa bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim." (Cahit Uçuk)
  42. Biriktirmek, tasarruf etmek
    • "Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene." (Memduh Şevket Esendal)
  43. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj
  44. ...-dan başlamak
    • "Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi." (Falih Rıfkı Atay)
  45. Bir şeyi belleğe yerleştirmek
    • "Herkes aklından bir sayı tutsun."
  46. [spor] Bazı takım oyunlarında karşı takım oyuncusunun hareketine ayakla veya vücutla engel olmak; markaja almak
TATMAK

  1. [-i] Dil yardımıyla bir şeyin tadının nasıl olduğunu anlamak
  2. Bir şeyden az miktarda yemek veya içmek
    • "O meşhur beyaz şaraplarını tattık." (Haldun Taner)
  3. [mecaz] Bir şeyi duymak, hissetmek
    • "Yaşamın her acısını tatmış."
  4. [mecaz] Bir şeyi olumlu veya olumsuz bütün nitelikleriyle yaşamak veya bir şeye tutulmak, uğramak
    • "Kavuşmanın tadı yok / Ayrılığı tatmadan" (Orhan Seyfi Orhon)
SATMAK

  1. [-i] Bir malı bir bedel karşılığında alıcıya vermek
    • "Geniş arazisini parselleyip sattı." (Tarık Buğra)
  2. [nesnesiz, mecaz] Bakınız taslamak
  3. [mecaz] Bir kimse, kendini veya başkasını olduğundan daha önemli, yetkili ve değerli göstermek
  4. [mecaz] Bir çıkar karşılığında bir şeyi gözden çıkarmak, feda etmek
  5. [argo] Bir yolunu bularak birinin yanından ayrılmak
    • "Yanımdakini satamazsam size gelemeyeceğim."
KATMAK

  1. [-e, -i] Bir şeyin içine, üstüne veya yanına, niteliğini değiştirmek veya niceliğini artırmak için başka bir şey eklemek; vermek, zammetmek
    • "Sirkeye su katmak."
  2. Bir araya getirmek
    • "Fadime, bu yavru bolluğu arasında kuzuları çocuklara ve çocukları kuzulara katarak en olgun bir saadet içinde yaşamış." (Halide Edip Adıvar)
  3. Birlikte göndermek
    • "Kafileye muhafız katmak."
  4. [ağızlardan] Döllenmeyi sağlamak için erkek hayvanı dişinin yanına salmak
YATMAK

  1. [nesnesiz] Bir yere veya bir şeyin üzerine boylu boyunca uzanmak
    • "Dörtnala giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak." (Nâzım Hikmet)
  2. Uyumak veya dinlenmek için yatağa girmek
  3. Yatay veya yataya yakın bir duruma gelmek, eğilmek
    • "Rüzgârdan bütün ekinler yattı. Gemi sağa yattı."
  4. Geceyi geçirmek üzere bir yerde kalmak
    • "Bu gece nerede yatacağız?"
  5. Boş yere beklemek
    • "Mallar depoda yatıyor."
  6. İşlemez, çalışmaz durumda kalmak
    • "Gemi limanda yatıyor."
  7. Bir özellik kazanmak için bir şeyin içinde beklemek
    • "Turşu sirkede yatıyor."
  8. Belli bir süreyi cezaevinde geçirmek
  9. Ölü gömülmüş olmak
    • "Mezarlık servilerinin altında ninelerim, teyzelerim yatarlardı." (Halikarnas Balıkçısı)
  10. Düz bir duruma gelmek, düzleşmek
    • "Kumaş iyice ütülenince yattı."
  11. [-le] Cinsel ilişkide bulunmak
  12. Bir düşünceyi veya bir öneriyi benimsemek, razı olmak
  13. Heves etmek, eğimli olmak, eğilmek
    • "Çalı süpürgelerinin kırmızı çiçeklerindeki bal kokusuna yatmışlardı." (Sait Faik Abasıyanık)
  14. [mecaz] Bulunmak, var olmak
    • "Her ayrıcalık hevesinin kökeninde bir kompleks, bir göstermecilik duygusu yattığı görülür." (Haldun Taner)
  15. [teklifsiz konuşmada] Olumsuz veya başarısız bir sonuç almak
    • "Takım bu sezon yattı."
  16. İşsiz kalmak, çalışmamak
  17. [argo] Bilerek yenilmek, şike yapmak
YUTMAK

  1. [-i] Ağızda bulunan bir şeyi yutağa geçirmek
  2. Tam ve doğru söylememek
    • "Bazı heceleri yutuyor."
  3. Haksız olarak kendine mal etmek, zorbalıkla elinden almak
    • "Sakarya'nın doğusunda Türk Ordusu da kıvrılarak bu canavarın Ankara'yı yutmasına mâni olmaya çalışıyordu." (Halide Edip Adıvar)
  4. [mecaz] İnanmak, aldanmak, kanmak
    • "Bize numara yapma, yutacak enayi değiliz." (Sermet Muhtar Alus)
  5. [mecaz] Söylemek istediği bir sözü kendini tutarak söylememek
  6. [mecaz] İyice, eksiksiz olarak öğrenmek
    • "Bazen üçer yüz sayfalık iki kitabı birden, yirmi dört saat zarfında hatmedip yuttuğu olurdu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  7. [mecaz] Işık, ses gücünü, parlaklığını azaltmak
    • "Duvarlar bütün ışıkları yutuyor, halkın üstüne bir toprak rengi dökülüyor." (Memduh Şevket Esendal)
  8. [teklifsiz konuşmada] Dayanıp sesini çıkarmamak, katlanmak
    • "Ben bu ağır sözleri yutmam."
ARTMAK

  1. [isim, ağızlardan] Büyük heybe
BATMAK

  1. [nesnesiz] Bir sıvının üstündeyken içine gömülmek
    • "Sonra hani bir gemimiz batmıştı." (Sait Faik Abasıyanık)
  2. Güneş, Ay ve yıldız Dünya’nın dönüşü dolayısıyla ufkun altına inmek
    • "Güneş renksiz bulutlar altında batıyordu." (Ömer Seyfettin)
  3. İflas etmek
  4. Bakınız kirlenmek
    • "Üstüm başım battı."
  5. [-e] Bir yere saplanmak
    • "Ayağına yolda diken batmıştı." (Osman Cemal Kaygılı)
  6. [-e] Tedirgin etmemesi gereken şeyler tedirgin etmek
    • "Bazı kimselere para batar, sarf edecek yer ararlar."
  7. [-e] Hoşa gitmeyen bir duruma uğramak
    • "Abdi Bey'in sabırsız, çabuk parlamaya yatkın mizacına karısının tevekkülü ve sakinliği fena hâlde batıyor." (Attilâ İlhan)
  8. Devlet, kurum vb. yıkılmak, sona ermek
  9. [-e] Bakınız çökmek
    • "İçeriye batmış gözleri kadına dikilmişti." (Sait Faik Abasıyanık)
  10. Bakınız dalamak
  11. [mecaz] Daha kötü bir duruma uğramak
  12. [mecaz] Yıkılmak, egemenliği sona ermek
    • "Bizans kurulduğundan battığı tarihe kadar 1125 sene geçmişti." (Yahya Kemal Beyatlı)
  13. [-e, mecaz] Bakınız dokunmak (I)
    • "Onun her sözü bana batar."
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü