İçinde se olan 4 harfli 44 kelime var. İçerisinde SE bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında se olan kelimeler listesine ya da sonu se ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Se Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
ES, SE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ŞOSE
-
Kelime Kökeni: Fransızca chaussée
-
[isim]
Genellikle taş kırıkları üzerine kum döşenip silindir geçirilerek yapılan yol
- "Şosede bir otomobil olmaktan geçtik, rayında bir tramvay gibi kendi başımıza hareket edebilsek o da yeterdi."
-
[isim]
Genellikle taş kırıkları üzerine kum döşenip silindir geçirilerek yapılan yol
- SELA
-
Kelime Kökeni: Arapça ṣalāʾ
-
[isim, din bilimi]
Müslümanları bayram veya cuma namazına çağırmak, bazı yerlerde cenaze için kılınacak namazı haber vermek amacıyla minarelerde okunan dua
- "Su selası, gündüz, vakitli vakitsiz verilirdi."
-
[isim, din bilimi]
Müslümanları bayram veya cuma namazına çağırmak, bazı yerlerde cenaze için kılınacak namazı haber vermek amacıyla minarelerde okunan dua
- ESER
-
Kelime Kökeni: Arapça es̱er
-
[isim]
Emek sonucu ortaya konan ürün; yapıt
- "Boğaziçi doğrudan doğruya Türklerin eseridir."
-
Bakınız iz
- "Yüzünde biraz önceki elemden, kızgınlıktan, çaresizlikten eser yoktu."
-
Soyut kavramlarda belirti
- "Acaba, bir yolunu bulup bir talih eseri olarak gidemez miydik?"
-
[isim]
Emek sonucu ortaya konan ürün; yapıt
- SELE
-
Kelime Kökeni: Arapça selle
-
[isim]
Yayvan, genişçe sepet
- "İş önlükleri bağlandı, sele denilen hasır sepetlerle tarlaya dalındı."
-
[isim]
Yayvan, genişçe sepet
- SERT
-
Kelime Kökeni: Farsça serd
-
[sıfat]
Çizilmesi, kırılması, buruşması, kesilmesi veya çiğnenmesi güç olan; bek (I), berk, pek, katı (I), yumuşak karşıtı
- "Sert tahta."
-
Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen
- "Tabakanın sert yaylı kapağını tak diye kapatıyor."
-
Kolay dayanılmayan, zor katlanılan, etkili, yumuşak karşıtı
- "Sert iklim. Sert hava."
-
Güçlü kuvvetli
- "Kapıyı kapadı, döndü, sert adımlarla ilerledi."
-
Etkisi şiddetli ve keskin olan, hafif karşıtı
- "Sert içki."
-
Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan
- "Birçokları beni dik ve sert olduğum için belki sevmiyorlardı."
-
Gönül kırıcı, katı, ters olan
-
[zarf]
Gönül kırıcı, katı, ters bir biçimde
- "Ben de ona bile bile sert çıkıştım."
-
[mecaz]
Hırçın, öfkeli, hiddetli olan
- "Zaten Atatürk'ün ne vakit öfkesine kapılarak herhangi bir kimseye karşı herhangi bir sert harekette bulunduğunu kim hatırlar?"
-
[mecaz]
Titizlikle uygulanan; sıkı
- "Sert bir yönetim."
-
[dil bilgisi]
Bakınız tonsuz
-
[sıfat]
Çizilmesi, kırılması, buruşması, kesilmesi veya çiğnenmesi güç olan; bek (I), berk, pek, katı (I), yumuşak karşıtı
- ÇİSE
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız çisenti
- "Çise sinsice yaklaşıyor, daha uzun soluklu, insan varlığını geç fark ediyor, çabuk unutuyor; nedense yağmura karşı hızla alınan tedbirler çiseye karşı alınmıyor."
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız çisenti
- SELP
-
Kelime Kökeni: Arapça selb
-
[isim, eskimiş]
Zorla alma, kapma
-
Kaldırma, kaçırma, yok etme
-
[isim, eskimiş]
Zorla alma, kapma
- SERF
-
Kelime Kökeni: Fransızca serf
-
[isim]
Derebeylik toplum düzeninde toprakla birlikte alınıp satılan köle
-
[isim]
Derebeylik toplum düzeninde toprakla birlikte alınıp satılan köle
- ESEF
-
Kelime Kökeni: Arapça esef
-
[isim, eskimiş]
Olmaması, yapılmaması gereken veya yapılamayan bir şey için duyulan üzüntü
- "Ötekilerin yüzünde onunki gibi esefle karışmamış, bambaşka bir öfke vardı."
-
Bakınız yerinme
-
[isim, eskimiş]
Olmaması, yapılmaması gereken veya yapılamayan bir şey için duyulan üzüntü
- SERE
-
-
[isim, ağızlardan]
Açık duran başparmağın ucundan işaret parmağının ucuna kadar olan uzaklık; sele (III)
-
[isim, ağızlardan]
Açık duran başparmağın ucundan işaret parmağının ucuna kadar olan uzaklık; sele (III)
- SEKS
-
Kelime Kökeni: Fransızca sexe
-
[isim, biyoloji]
Bakınız cinsiyet
-
Cinsel ilişkide bulunma
-
[isim, biyoloji]
Bakınız cinsiyet
- SERA
-
Kelime Kökeni: İtalyanca serra
-
[isim]
Sebze ve meyvelerin yetiştirildiği ve hava şartlarına karşı korunduğu cam ve naylonla kaplı yer; limonluk, ser (II), tavhane
-
[isim]
Sebze ve meyvelerin yetiştirildiği ve hava şartlarına karşı korunduğu cam ve naylonla kaplı yer; limonluk, ser (II), tavhane
- LİSE
-
Kelime Kökeni: Fransızca lycée
-
[isim]
Öğrencileri ortaokuldan sonra hayata ve yükseköğretime hazırlayan eğitim öğretim kurumu
- "İlkokulu, liseyi birlikte okuduk, belki onda nostalji uyandırıyorum."
-
Ortaöğretimin yapıldığı okul
-
[isim]
Öğrencileri ortaokuldan sonra hayata ve yükseköğretime hazırlayan eğitim öğretim kurumu
- SEUL
-
-
[isim]
Güney Kore'nin başkenti
-
[isim]
Güney Kore'nin başkenti
- ESEN
-
-
[sıfat]
Ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı, sıhhatli olan; salim
-
[sıfat]
Ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı, sıhhatli olan; salim
- SERİ
-
Kelime Kökeni: Fransızca série
-
[isim]
Bakınız dizi
- "Bu, seri hâlinde yazılmış bir yazı değildir."
-
[isim]
Bakınız dizi
- SEÇİ
-
-
[isim]
Seçmek işi
-
Fark, ayrıntı
-
[isim]
Seçmek işi
- ENSE
-
-
[isim, anatomi]
Boynun arkası
- "Kendine geldiğinde ensesinde müthiş bir ağrı vardı."
-
Bakınız arka
- "Saydığın üç iskelenin ensesindeki İsmail Ağa'nın dükkânı, en emin emanetçi idi."
-
[isim, anatomi]
Boynun arkası
- SEKİ
-
-
[isim, ağızlardan]
Oturmak için evlerin önüne taş ve çamurdan yapılan set
-
Oturulacak sedir biçiminde taş veya set
- "Gözlerini açtığında kendini bu cam tavanlı odacığın tahta sekisi üzerinde sızılı şiş tabanlarıyla bulmuştu."
-
[coğrafya]
Toprak üstündeki yükseklik; taraça
-
[coğrafya]
Akarsuların iki yakasındaki yamaçlarda, bazı deniz ve göl kıyılarında görülen basamak biçiminde yeryüzü şekli; set (I), taraça, teras
- "Bu seki oldukça düzgün bir biçimde kıyıya paralel uzanır."
-
[isim, ağızlardan]
Oturmak için evlerin önüne taş ve çamurdan yapılan set
- KASE
-
Kelime Kökeni: Farsça kāse
-
[isim]
Cam, çini, toprak vb.nden yapılmış derince çanak
- "Kocaman bakır kâsede kuskus çorbası vardı."
-
[isim]
Cam, çini, toprak vb.nden yapılmış derince çanak