İçinde sal olan 6 harfli 37 kelime var. İçerisinde SAL bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında sal olan kelimeler listesine ya da sonu sal ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Sal Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A L S

3 Harfli Kelimeler

SAL

2 Harfli Kelimeler

AL, AS, LA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ULUSAL

  1. [sıfat] Bakınız millî
    • "Evrensel değerlendirmede ise en sağlam ölçü, özgünlük, ulusal renkleri taşıma, kişiliği bulunmaktır." (Metin And)
ASALAK

  1. [isim, biyoloji] Bir canlıda sürekli veya geçici yaşayarak ona zarar veren başka canlı; parazit
  2. [sıfat, mecaz] Başkalarının sırtından geçinen (kimse); abacı, ekti, otlakçı, parazit, tufeyli
    • "... türlü sosyal projeye bir şekilde dâhil olmayı başararak yaşayan bu ikiyüzlü asalağın adını duymaya bile tahammülü yoktu."
KUTSAL

  1. [sıfat, din bilimi] Güçlü bir dinî saygı uyandıran veya uyandırması gereken; kutsi, mukaddes, mübarek
  2. Tapınılacak veya yolunda can verilecek derecede sevilen; kutsi, mukaddes, lahut
    • "Aşkın kutsal tarafına inanmamı sarhoşluk belirtisi diye yorumladım." (Halide Edip Adıvar)
  3. Bozulmaması, dokunulmaması, karşı çıkılmaması gereken, üstüne titrenilen
    • "Demokraside, insanın en doğal, en kutsal hakları bir pazarlık konusu olur." (Necati Cumalı)
  4. [felsefe] Tanrı'ya adanmış olan, tanrısal olan
ASALET

Kelime Kökeni: Arapça aṣālet

  1. [isim] Bakınız soyluluk
    • "Fakat çilekeş kadının asaletini biliyorum." (Necip Fazıl Kısakürek)
  2. Saygı uyandıracak biçimde davranma
  3. Bir görevi yüklenmiş olma, o görevin sahibi olma, vekillik karşıtı
  4. [edebiyat] Yazıda veya sözde bayağı söz ve deyim bulunmaması durumu
DIŞSAL

  1. [sıfat] Dışla ilgili, dışa ilişkin
SALKIM

  1. [isim] Üzüm gibi, birçoğu bir sap üzerinde bir arada bulunan meyve
    • "Bunu görünce Behzat da iki salkım muzu oradakilere dağıtmış." (Memduh Şevket Esendal)
  2. [bitki bilimi] Ana saptan çıkan yan çiçekleri ve sapları hep aynı uzunlukta olan çiçek durumu
  3. [bitki bilimi] Baklagillerden, mor çiçekler açan ve çoğu asma gibi çardağa sarılan bir tür ağaç ve çiçeği (Wistaria sinensis)
  4. [askerlik] Topla atılan demir parçaları
RUHSAL

  1. [sıfat] Maddeyle ilgisi olmayan, ruhla ilgili olan; ruhi, tinsel, spiritüel
  2. Ruh bilimi ile ilgili; psikolojik
  3. Bir grubun veya bir bireyin davranış, düşünce ve duygulanma biçimleriyle ilgili; psikolojik
EROSAL

  1. [sıfat] Bakınız erotik
TASALI

  1. [sıfat] Bakınız kaygılı
    • "Bulutlu, tasalı gözlerle önüne bakıyordu, fazla bir şey söylemiyordu." (Halide Edip Adıvar)
ANISAL

  1. [sıfat] Anıyla ilgili, anıya ait
    • "Onlara göre yaşlı yazarların anısal birikimi daha fazlaydı."
SONSAL

  1. [sıfat, felsefe] Deneyden çıkan ve deneye bağlı olan (bilgi); aposteriori
    • "Bir yerde duman görünce orada ateş yandığını kestirmek sonsal bir yargıdır."
TATSAL

  1. [sıfat, biyoloji] Tat alma duyusu ile ilgili
IRKSAL

  1. [sıfat] Bakınız ırki
SALPAK

  1. [sıfat] Bakınız salpa
    • "Salpak kız, ayağının altına baksana!" (Sermet Muhtar Alus)
POSALI

  1. [sıfat] Posası olan
SALMAK

  1. [-e, -i] Bağımlılığına, tutukluluğuna veya baskı altındaki durumuna son vererek serbest kılmak; bırakmak
  2. Yollamak, göndermek
    • "Bununla beraber peşine adam salmak gerekir." (Aka Gündüz)
  3. Koymak, katmak
    • "Halk ruhunun benliğinizde yeniden uyanıp hararetini gönlünüze saldığını duyarsınız." (Refik Halit Karay)
  4. Bakınız sürmek
    • "Bunun içindir ki dal budak saldı, yemiş vermeye başladı." (Ruşen Eşref Ünaydın)
  5. Bakınız uğratmak
    • "Başını derde salmak."
  6. Vergi yüklemek
    • "Ona elli bin lira salmışlar."
  7. Üzerine yürütmek
    • "Tazıyı tavşana salmak."
  8. [-e] Bakınız saldırmak
    • "Aç kurt, yılana da salar, taşa da, dedi." (Memduh Şevket Esendal)
  9. Bakınız sarkıtmak
    • "Soğutmak için kuyuya su kabı saldı."
  10. Bakınız koyuvermek
  11. [denizcilik] Gemi demir üzerinde dört yana dönmek
  12. [-i, mecaz] Bakmamak, ilgilenmemek, özen göstermemek
KASALI

  1. [sıfat] Kasası olan
    • "Bizi kasalı arabalara bindirirlerdi. Gelibolu Yarımadası’na götürürlerdi." (Ahmet Alp Han)
MAFSAL

Kelime Kökeni: Arapça mafṣal

  1. [isim, eskimiş, anatomi] Bakınız eklem
    • "İçtima bitince güçlükle, yavaş yavaş ayağa kalkarlar. Mafsallarındaki çıtırtılar sezilir." (Orhan Seyfi Orhon)
  2. [teknik] Birbirine bağlanmış parçaların her yönden dönmesini sağlayan bağlantı ögesi
FUTSAL

  1. [isim, spor] Bakınız salon futbolu
SALİSE

Kelime Kökeni: Arapça s̱ālis̱e

  1. [isim] Saniyenin altmışta biri olan zaman birimi
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü