İçinde sal olan 6 harfli 37 kelime var. İçerisinde SAL bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında sal olan kelimeler listesine ya da sonu sal ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Sal Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A L S
3 Harfli Kelimeler
SAL
2 Harfli Kelimeler
AL, AS, LA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ULUSAL
-
-
[sıfat]
Bakınız millî
- "Evrensel değerlendirmede ise en sağlam ölçü, özgünlük, ulusal renkleri taşıma, kişiliği bulunmaktır."
-
[sıfat]
Bakınız millî
- ASALAK
-
-
[isim, biyoloji]
Bir canlıda sürekli veya geçici yaşayarak ona zarar veren başka canlı; parazit
-
[sıfat, mecaz]
Başkalarının sırtından geçinen (kimse); abacı, ekti, otlakçı, parazit, tufeyli
- "... türlü sosyal projeye bir şekilde dâhil olmayı başararak yaşayan bu ikiyüzlü asalağın adını duymaya bile tahammülü yoktu."
-
[isim, biyoloji]
Bir canlıda sürekli veya geçici yaşayarak ona zarar veren başka canlı; parazit
- KUTSAL
-
-
[sıfat, din bilimi]
Güçlü bir dinî saygı uyandıran veya uyandırması gereken; kutsi, mukaddes, mübarek
-
Tapınılacak veya yolunda can verilecek derecede sevilen; kutsi, mukaddes, lahut
- "Aşkın kutsal tarafına inanmamı sarhoşluk belirtisi diye yorumladım."
-
Bozulmaması, dokunulmaması, karşı çıkılmaması gereken, üstüne titrenilen
- "Demokraside, insanın en doğal, en kutsal hakları bir pazarlık konusu olur."
-
[felsefe]
Tanrı'ya adanmış olan, tanrısal olan
-
[sıfat, din bilimi]
Güçlü bir dinî saygı uyandıran veya uyandırması gereken; kutsi, mukaddes, mübarek
- ASALET
-
Kelime Kökeni: Arapça aṣālet
-
[isim]
Bakınız soyluluk
- "Fakat çilekeş kadının asaletini biliyorum."
-
Saygı uyandıracak biçimde davranma
-
Bir görevi yüklenmiş olma, o görevin sahibi olma, vekillik karşıtı
-
[edebiyat]
Yazıda veya sözde bayağı söz ve deyim bulunmaması durumu
-
[isim]
Bakınız soyluluk
- DIŞSAL
-
-
[sıfat]
Dışla ilgili, dışa ilişkin
-
[sıfat]
Dışla ilgili, dışa ilişkin
- SALKIM
-
-
[isim]
Üzüm gibi, birçoğu bir sap üzerinde bir arada bulunan meyve
- "Bunu görünce Behzat da iki salkım muzu oradakilere dağıtmış."
-
[bitki bilimi]
Ana saptan çıkan yan çiçekleri ve sapları hep aynı uzunlukta olan çiçek durumu
-
[bitki bilimi]
Baklagillerden, mor çiçekler açan ve çoğu asma gibi çardağa sarılan bir tür ağaç ve çiçeği (Wistaria sinensis)
-
[askerlik]
Topla atılan demir parçaları
-
[isim]
Üzüm gibi, birçoğu bir sap üzerinde bir arada bulunan meyve
- RUHSAL
-
-
[sıfat]
Maddeyle ilgisi olmayan, ruhla ilgili olan; ruhi, tinsel, spiritüel
-
Ruh bilimi ile ilgili; psikolojik
-
Bir grubun veya bir bireyin davranış, düşünce ve duygulanma biçimleriyle ilgili; psikolojik
-
[sıfat]
Maddeyle ilgisi olmayan, ruhla ilgili olan; ruhi, tinsel, spiritüel
- EROSAL
-
-
[sıfat]
Bakınız erotik
-
[sıfat]
Bakınız erotik
- TASALI
-
-
[sıfat]
Bakınız kaygılı
- "Bulutlu, tasalı gözlerle önüne bakıyordu, fazla bir şey söylemiyordu."
-
[sıfat]
Bakınız kaygılı
- ANISAL
-
-
[sıfat]
Anıyla ilgili, anıya ait
- "Onlara göre yaşlı yazarların anısal birikimi daha fazlaydı."
-
[sıfat]
Anıyla ilgili, anıya ait
- SONSAL
-
-
[sıfat, felsefe]
Deneyden çıkan ve deneye bağlı olan (bilgi); aposteriori
- "Bir yerde duman görünce orada ateş yandığını kestirmek sonsal bir yargıdır."
-
[sıfat, felsefe]
Deneyden çıkan ve deneye bağlı olan (bilgi); aposteriori
- TATSAL
-
-
[sıfat, biyoloji]
Tat alma duyusu ile ilgili
-
[sıfat, biyoloji]
Tat alma duyusu ile ilgili
- IRKSAL
-
-
[sıfat]
Bakınız ırki
-
[sıfat]
Bakınız ırki
- SALPAK
-
-
[sıfat]
Bakınız salpa
- "Salpak kız, ayağının altına baksana!"
-
[sıfat]
Bakınız salpa
- POSALI
-
-
[sıfat]
Posası olan
-
[sıfat]
Posası olan
- SALMAK
-
-
[-e, -i]
Bağımlılığına, tutukluluğuna veya baskı altındaki durumuna son vererek serbest kılmak; bırakmak
-
Yollamak, göndermek
- "Bununla beraber peşine adam salmak gerekir."
-
Koymak, katmak
- "Halk ruhunun benliğinizde yeniden uyanıp hararetini gönlünüze saldığını duyarsınız."
-
Bakınız sürmek
- "Bunun içindir ki dal budak saldı, yemiş vermeye başladı."
-
Bakınız uğratmak
- "Başını derde salmak."
-
Vergi yüklemek
- "Ona elli bin lira salmışlar."
-
Üzerine yürütmek
- "Tazıyı tavşana salmak."
-
[-e]
Bakınız saldırmak
- "Aç kurt, yılana da salar, taşa da, dedi."
-
Bakınız sarkıtmak
- "Soğutmak için kuyuya su kabı saldı."
-
Bakınız koyuvermek
-
[denizcilik]
Gemi demir üzerinde dört yana dönmek
-
[-i, mecaz]
Bakmamak, ilgilenmemek, özen göstermemek
-
[-e, -i]
Bağımlılığına, tutukluluğuna veya baskı altındaki durumuna son vererek serbest kılmak; bırakmak
- KASALI
-
-
[sıfat]
Kasası olan
- "Bizi kasalı arabalara bindirirlerdi. Gelibolu Yarımadası’na götürürlerdi."
-
[sıfat]
Kasası olan
- MAFSAL
-
Kelime Kökeni: Arapça mafṣal
-
[isim, eskimiş, anatomi]
Bakınız eklem
- "İçtima bitince güçlükle, yavaş yavaş ayağa kalkarlar. Mafsallarındaki çıtırtılar sezilir."
-
[teknik]
Birbirine bağlanmış parçaların her yönden dönmesini sağlayan bağlantı ögesi
-
[isim, eskimiş, anatomi]
Bakınız eklem
- FUTSAL
-
-
[isim, spor]
Bakınız salon futbolu
-
[isim, spor]
Bakınız salon futbolu
- SALİSE
-
Kelime Kökeni: Arapça s̱ālis̱e
-
[isim]
Saniyenin altmışta biri olan zaman birimi
-
[isim]
Saniyenin altmışta biri olan zaman birimi