İçinde sü olan 6 harfli 69 kelime var. İçerisinde SÜ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında sü olan kelimeler listesine ya da sonu sü ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Sü Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
S Ü
2 Harfli Kelimeler
SÜ, ÜS
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ÇÖPSÜZ
-
-
[sıfat]
Çöpü olmayan
- "Nasıl oldu da bu çorak toprakta, otsuz çöpsüz beldede bu ağaç, bu meyve, bu yeşillik hasıl oldu diye şaşarız."
-
[sıfat]
Çöpü olmayan
- KÜPSÜZ
-
-
[sıfat]
Küpü olmayan
-
[sıfat]
Küpü olmayan
- KAPSÜL
-
Kelime Kökeni: Fransızca capsule
-
[isim]
Ateşli silahlarda horozun veya iğnenin çarpmasıyla ateş alan, bir tür özel barutla dolu, küçük, yuvarlak metal parça
-
[tıp]
Bazı ilaçların, kolay yutulmak üzere içine konulduğu, ilacın yapısını etkilemeyen jelatin kap
-
Laboratuvarlarda kullanılan yarım küre biçimindeki kap
-
Raflı mobilyalarda rafları taşımak için yan tablalara açılan deliklere çakılan ortası delik ve silindir biçimli metal veya plastik araç
-
Oturma mobilyalarının, masa, sehpa vb. eşyaların ayaklarının altına çakılan, genellikle üç tırnaklı veya ortadan çivili, tepesi bombeli, kalın sacdan pres yapılarak elde edilen araç
-
[bitki bilimi]
Bazı bitkilerde tohumları içinde taşıyan kuru kabuk
-
[hayvan bilimi]
Bir organı veya yapıyı çevreleyen kese biçiminde zar
-
Oyuncak tabancalarda kullanılan, şerit biçiminde iki kâğıt tabaka arasına konmuş patlayıcı madde
-
Şişe kapağı
-
[isim]
Ateşli silahlarda horozun veya iğnenin çarpmasıyla ateş alan, bir tür özel barutla dolu, küçük, yuvarlak metal parça
- SÜNEPE
-
-
[sıfat]
Kılıksız ve uyuşuk, sümsük (kimse)
- "Kızın adı Handan'dı çünkü o sünepe herif vagona koşarken Handan diye bağırmıştı."
-
[sıfat]
Kılıksız ve uyuşuk, sümsük (kimse)
- SÜLFÜR
-
Kelime Kökeni: Fransızca sulfure
-
[isim, kimya]
Kükürdün başka bir elementle yaptığı bileşik
-
[isim, kimya]
Kükürdün başka bir elementle yaptığı bileşik
- SÜLFAT
-
Kelime Kökeni: Fransızca sulfate
-
[isim, kimya]
Sülfürik asidin tuzu veya esteri
-
[isim, kimya]
Sülfürik asidin tuzu veya esteri
- SÜLFİT
-
Kelime Kökeni: Fransızca sulfite
-
[isim, kimya]
Sülfürlü asit tuzu
-
[isim, kimya]
Sülfürlü asit tuzu
- SÜMTER
-
-
[isim, bitki bilimi]
Kırmızımtırak, küçük taneli sert buğday
-
[isim, bitki bilimi]
Kırmızımtırak, küçük taneli sert buğday
- SÜTSÜZ
-
-
[sıfat]
İçinde süt bulunmayan, süt katılmadan yapılan
- "Sütsüz irmik helvası."
-
Az süt veren
- "İşe yaramaz, cansız bir merkebimiz vardı. Sütsüz ve kavruk bir de dişi devemiz."
-
Körpe olmayan; kart (I)
- "Sütsüz mısır."
-
[mecaz]
Kötü soydan gelen, sütü bozuk (kimse)
- "Fakat karıncayı incitmekten korkan, rikkatli, merhametli bir kadın için böyle sütsüz mahluklarla uğraşmak ne zor!"
-
[sıfat]
İçinde süt bulunmayan, süt katılmadan yapılan
- TÜYSÜZ
-
-
[sıfat]
Tüyü olmayan
- "Tüysüz kollarında bir adale hareketi görülüyordu."
-
Henüz bıyığı, sakalı çıkmamış
- "...ama üç buçuk tüysüzün yarattığı şu dalgaya benzer nelerle karşılaşmadık ki biz."
-
[mecaz]
Gençlik sebebiyle tecrübesiz olan
-
[sıfat]
Tüyü olmayan
- SÜTLAÇ
-
-
[isim]
Süt, şeker ve pirinçten yapılan bir tatlı türü; sütlü
- "Eline sağlık, ağacığım, sütlaç enfesti."
-
[isim]
Süt, şeker ve pirinçten yapılan bir tatlı türü; sütlü
- SÜRÜCÜ
-
-
[isim]
Karada kullanılan motorlu araçları sürüp yöneten kimse; şoför, taşıtçı
- "Hangi dolmuşa binersen bin, uzat parayı sürücüye, sürücü hemen elinin tersiyle iter."
-
[isim]
Karada kullanılan motorlu araçları sürüp yöneten kimse; şoför, taşıtçı
- SÜTANA
-
-
[isim]
Bakınız sütanne
-
[isim]
Bakınız sütanne
- SÜRGÜN
-
-
[isim]
Ceza olarak belli bir yerin dışında veya belli bir yerde oturtulan kimse; menfa
- "Sürgünü yalnız memleket hasreti yıkmaz, yıkması için bu hasrete utandırıcı bir gönül yarası karışmalıdır."
-
Sürülme işi; nefiy
- "Sürgün benim için ölüm gibi bir şey olmuştu."
-
Bir kimsenin sürüldüğü yer
- "Sürgünlerde çile dolduruyordu en güzel yaşında."
-
Bakınız filiz (I)
-
Bakınız ishal
-
[isim]
Ceza olarak belli bir yerin dışında veya belli bir yerde oturtulan kimse; menfa
- SÜRGİT
-
-
[zarf]
Bakınız ilelebet
- "Buna hiçbir zaman içtenlikle karar veremedim doğrusu, kesinlikten sürgit kaçındım."
-
[zarf]
Bakınız ilelebet
- SÜZÜCÜ
-
-
[sıfat]
Süzme özelliği olan
-
Süzen
- "Tereddütlü, tevekkül içerisinde, fıldır fıldır gözleriyle süzücü bakışlarını etrafta gezdiriyor."
-
Süzme işini yapan (kimse)
-
[sıfat]
Süzme özelliği olan
- YÜNSÜZ
-
-
[sıfat]
Yünü olmayan
-
Yün içermeyen
-
[sıfat]
Yünü olmayan
- DÜŞSÜZ
-
-
[sıfat]
Düşü olmayan
- "Geceleri bile düşsüz koyu bir uyku çekerdi."
-
[sıfat]
Düşü olmayan
- YÖNSÜZ
-
-
[sıfat]
Yönü olmayan
-
[mecaz]
Bakınız amaçsız
- "O henüz şekilsiz, yönsüz isteklerinin peşinde başıboş bir hayat sürmektedir."
-
[sıfat]
Yönü olmayan
- ÜSTSÜZ
-
-
[sıfat]
Belden üst kısmında giysi olmayan
- "Hacer’in Ali’ye kaçamak bakışları, yakın plan yüz çekimleri, Ali’nin üstsüz ya da düğmeleri açık gömleğiyle dolaşması aralarındaki elektriği göstermektedir."
-
Üstü olmayan
-
[sıfat]
Belden üst kısmında giysi olmayan