İçinde sö olan 8 harfli 41 kelime var. İçerisinde SÖ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında sö olan kelimeler listesine ya da sonu sö ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- SÖZLEMEK
-
-
[-i]
Evlendirmek üzere söz kesmek
-
[-i]
Evlendirmek üzere söz kesmek
- SÖNDÜRME
-
-
[isim]
Söndürmek işi; itfa
-
[isim]
Söndürmek işi; itfa
- SÖĞÜTLÜK
-
-
[isim]
Söğüt ağacı bol olan yer
- "Uzakta çay kenarında söğütlük içinde küçük bir köy vardı."
-
[isim]
Söğüt ağacı bol olan yer
- SÖMÜRTME
-
-
[isim]
Sömürtmek işi
-
[isim]
Sömürtmek işi
- PROFESÖR
-
Kelime Kökeni: Fransızca professeur
-
[isim]
Yükseköğretim kuruluşlarında en üst aşamada olan öğretim üyesi
- "Aramızda bir profesör, bir de doçent vardı, hepimiz çoktan pusulayı şaşırmıştık."
-
Yükseköğretim kuruluşlarında en üst aşamada olan ünvan
-
[mecaz]
Bir işi en iyi bilen veya yapan kimse
-
[isim]
Yükseköğretim kuruluşlarında en üst aşamada olan öğretim üyesi
- KONKASÖR
-
Kelime Kökeni: Fransızca concasseur
-
[isim]
Bakınız kırma makinesi
-
[isim]
Bakınız kırma makinesi
- SÖZLEŞME
-
-
[isim]
Sözleşmek işi; anlaşma, kavil, kavilleşme, kavletme
-
[hukuk]
Hukuki sonuç doğurmak amacıyla iki veya daha çok kişinin, kuruluşun karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla gerçekleşen işlem; bağıt, akit, mukavele, kontrat
- "Anayasa, her şeyden önce bütün vatandaşların uymak zorunda olduğu bir toplum sözleşmesidir."
-
Bu işlemi gösteren belge; mukavelename
- "İlgili sözleşmelerin altına imzamızı koyarken bu imzaya sadık kalma konusunda ne ölçüde niyetliydik?"
-
[isim]
Sözleşmek işi; anlaşma, kavil, kavilleşme, kavletme
- SÖZCÜKLÜ
-
-
[sıfat]
Sözcüğü olan
-
[sıfat]
Sözcüğü olan
- SÖVÜLMEK
-
-
[-e]
Sövme işine konu olmak
-
[-e]
Sövme işine konu olmak
- SÖYLENTİ
-
-
[isim]
Ağızdan ağıza dolaşan, kesinlik kazanmayan haber; rivayet
- "Önce kulaktan kulağa fısıldanan bu söylentilerin meclis kürsülerinde açıkça ifade edildiği oluyordu."
-
[isim]
Ağızdan ağıza dolaşan, kesinlik kazanmayan haber; rivayet
- SÖZLÜKÇE
-
-
[isim]
Herhangi bir bilim dalının söz varlığını içeren sözlük
-
[isim]
Herhangi bir bilim dalının söz varlığını içeren sözlük
- SÖMÜRGEN
-
-
[sıfat]
Bakınız sömürücü
- "Her sömürgen gibi onların da ömürleri kısacıktı çünkü sömürgenler hazıra konar, enerjilerini fark edip devreye sokmazlardı."
-
[sıfat]
Bakınız sömürücü
- SÖYLENCE
-
-
[isim]
Bakınız efsane
-
[isim]
Bakınız efsane
- SÖYLEYİŞ
-
-
[isim]
Söylemek işi
- "Salonunda toplanmıştık geçen gece beş on kişi / Vardı onun kendine has bir hikâye söyleyişi"
-
[dil bilimi]
Bakınız telaffuz
-
[isim]
Söylemek işi
- SÖYLENME
-
-
[isim]
Söylenmek işi
-
[isim]
Söylenmek işi
- SÖZLENME
-
-
[isim]
Sözlenmek işi; söz kesimi
-
[isim]
Sözlenmek işi; söz kesimi
- SÖKTÜRME
-
-
[isim]
Söktürmek işi
-
[isim]
Söktürmek işi
- SÖYLENİŞ
-
-
[isim]
Söylenmek işi
-
[isim]
Söylenmek işi
- SÖZLÜLÜK
-
-
[isim]
Sözlü olma durumu
-
[isim]
Sözlü olma durumu
- SÖMÜRÜCÜ
-
-
[sıfat]
Sömürüyü gerçekleştiren (kimse); sömürgen, istismarcı
- "O sözü edilen sömürücü patronlardan değil benim babam."
-
[sıfat]
Sömürüyü gerçekleştiren (kimse); sömürgen, istismarcı