İçinde ret olan 7 harfli 39 kelime var. İçerisinde RET bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ret olan kelimeler listesine ya da sonu ret ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ret Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
RET, TER
2 Harfli Kelimeler
ER, ET, RE, TE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ÜCRETLİ
-
-
[isim]
Ücretle çalıştırılan kimse
- "Bu saydığım bayram günleri bizim gibi ücretlilerin aylığını artırır."
-
[sıfat]
Ücret karşılığı yapılan
-
[isim]
Ücretle çalıştırılan kimse
- KRETASE
-
Kelime Kökeni: Fransızca crétacé
-
[isim, jeoloji]
Genellikle alt bölümü killi ve kumlu, üst bölümü tebeşir olan İkinci Çağ'ın son dönemi
-
[isim, jeoloji]
Genellikle alt bölümü killi ve kumlu, üst bölümü tebeşir olan İkinci Çağ'ın son dönemi
- DRETNOT
-
Kelime Kökeni: İngilizce dreadnought
-
[isim, denizcilik]
XX. yüzyılın başlarında kullanılan bir zırhlı tipi
- "Mazideki sal, bugün dretnottur."
-
[isim, denizcilik]
XX. yüzyılın başlarında kullanılan bir zırhlı tipi
- SADARET
-
Kelime Kökeni: Arapça ṣadāret
-
[isim, tarih]
Bakınız sadrazamlık
-
[isim, tarih]
Bakınız sadrazamlık
- SERETAN
-
Kelime Kökeni: Arapça sereṭān
-
[isim, eskimiş, hayvan bilimi]
Bakınız yengeç
-
[isim, eskimiş, hayvan bilimi]
Bakınız yengeç
- ÜRETMEK
-
-
[nesnesiz]
Aynı türden canlıları çoğaltmak
- "Minnacık bir kir, olduğu yerde durmuyor, dakikada üçe beşe katlanarak çoğalan mikroplar üretiyordu."
-
Ekonomik bir etkinlik sonucu ürün elde etmek; yapmak
- "Petrol üretmek. Çimento üretmek."
-
[mecaz]
Oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek
- "Şiir üretmek."
-
[nesnesiz]
Aynı türden canlıları çoğaltmak
- ZİYARET
-
Kelime Kökeni: Arapça ziyāret
-
[isim]
Birini görmeye, biriyle görüşmeye gitme, görüşme
- "Haftada iki gece ziyaretine giderdik."
-
Bir yeri görmeye gitme
-
Bakınız ziyaret yeri
- "Kör olası Suzan Suzi / Ziyaret çarptı bizi"
-
[isim]
Birini görmeye, biriyle görüşmeye gitme, görüşme
- CÜRETLİ
-
-
[sıfat]
Kendini bilmez biçimde davranan (kimse); cüretkâr
-
Düşüncesizce, saygısızca davranan (kimse); cüretkâr
-
Bakınız cesaretli
-
[sıfat]
Kendini bilmez biçimde davranan (kimse); cüretkâr
- KEFARET
-
Kelime Kökeni: Arapça keffāret
-
[isim, din bilimi]
İşlenmiş bir günah, suç veya kabahatin bağışlanması için dinî bakımdan verilmesi veya yapılması gereken şey
-
Bakınız diyet (I)
- "Onu sevmek bile hayatımın kefareti oluyor."
-
[isim, din bilimi]
İşlenmiş bir günah, suç veya kabahatin bağışlanması için dinî bakımdan verilmesi veya yapılması gereken şey
- MAZERET
-
Kelime Kökeni: Arapça maʿẕeret
- RETORİK
-
Kelime Kökeni: Fransızca rhétorique
-
[isim, edebiyat]
Güzel söz söyleme
-
Bakınız belagat
-
[isim, edebiyat]
Güzel söz söyleme
- TİCARET
-
Kelime Kökeni: Arapça ticāret
-
[isim]
Ürün, mal vb. alım satımı; tecim
- "Ne ziraat ne ticaret için kâfi nüfus kaldı."
-
Kazanç amacıyla yürütülen alım satım etkinliği; tecim
- "Yolcuların çoğu çıkmış, artık ticareti dönüşe bıraktım."
-
Bu etkinlikle ilgili bilim
-
Bakınız kâr
-
[isim]
Ürün, mal vb. alım satımı; tecim
- KÜRETAJ
-
Kelime Kökeni: Fransızca curetage
-
[isim, tıp]
Bakınız kürtaj
-
[isim, tıp]
Bakınız kürtaj
- TÜRETME
-
-
[isim]
Türetmek işi
-
[dil bilgisi]
Kelimelerin kök veya gövdelerine yapım eki getirilerek kelime kurma; iştikak: göz-lük-çü, söyle-n-ti, sev-gi vb
-
Bakınız ihtira
-
[isim]
Türetmek işi
- ZARURET
-
Kelime Kökeni: Arapça żarūret
-
[isim]
Bakınız zorunluluk
- "Kültür hâkim olduktan sonra sanat ve hayat, mazi ve yeni zaruretler ne güzel uyuşuyor."
-
Sıkıntı, yoksulluk içinde olma
- "Kıyafetinden dışarlıklı ve zarurette olduğu anlaşılan bir kadın kahvelerden birine girdi."
-
[isim]
Bakınız zorunluluk
- ÜRETKEN
-
-
[sıfat]
Üretme gücü olan, çok üreten
-
Bakınız doğurucu
-
[sıfat]
Üretme gücü olan, çok üreten
- TÜRETİŞ
-
-
[isim]
Türetmek işi
-
[isim]
Türetmek işi
- HARARET
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥarāret
-
[isim]
Bakınız sıcaklık
- "İspirto tatlı bir hararetle midesini alazladı."
-
Susama, susuzluk
- "Çay, harareti giderir."
-
[mecaz]
Coşkunluk, ateşlilik
- "Onu bileğinden tutup çekerek hararetle kucaklamak ister gibi yaptı,"
-
[isim]
Bakınız sıcaklık
- SİRETEN
-
Kelime Kökeni: Arapça sįreten
-
[zarf]
Huy ve karakter bakımından
-
[zarf]
Huy ve karakter bakımından
- NEZARET
-
Kelime Kökeni: Arapça neẓāret
-
[isim]
Bakma, gözetme, gözetim
-
[hukuk]
Bakınız gözaltı
-
Bakınız nezarethane
- "Zaptiye nezaretinde temiz bir dayaktan sonra hepimizi bir yere sürdüler."
-
[eskimiş]
Bakınız bakanlık
-
[eskimiş]
Bakınız görü
-
[isim]
Bakma, gözetme, gözetim