İçinde r olan 7 harfli 2853 kelime var. İçerisinde R harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında r harfi olan kelimeler listesine ya da sonu r harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

DOYURMA

  1. [isim] Doyurmak işi
    • "Onlar beleşe karın doyurmaya gelmişler." (Elif Şafak)
LATERİT

Kelime Kökeni: Fransızca latérite

  1. [isim, jeoloji] Sıcak, nemli iklimlerde oluşan, parlak kırmızı veya kahverengiye çalan kırmızı renkli, demir oksit ve alüminyum bakımından zengin toprak
ZUHURAT

Kelime Kökeni: Arapça ẓuhūrāt

  1. [isim, eskimiş] Gerçekleşeceği düşünülmeyen, hesapta olmayan, umulmadık, olağan dışı olgular
    • "Meğer böyle zuhurat zamanlarında trafik arabaları ancak vilayet yolları dâhilinde gezermiş." (İhsan Sabri Çağlayangil)
  2. [mecaz] Karşılık beklemeden yapılan yardım
    • "Cahit Sıtkı, Şükran Lokantası’nın sahibi ile aydan aya hesap görmek üzere anlaşmıştı; bu yüzden, zuhurat bekleyen parasız arkadaşları buyur etmezdi masasına." (Melih Cevdet Anday)
BASURLU

  1. [sıfat] Basuru olan; hemoroitli
İMRENME

  1. [isim] İmrenmek işi; imrenti, gıpta, özenç
    • "Bütün bu saf sözleri, bir kısmı gerçek bir imrenme ile, bir kısmı içten gelen bir alayla dinliyordu." (Halide Edip Adıvar)
SAPSARI

  1. [sıfat] Her yanı sarı, çok sarı
    • "Mevki hırsından zangır zangır titreyen, sapsarı bir yüzle gezen adam." (Necip Fazıl Kısakürek)
KORKUNÇ

  1. [sıfat] Çok korkulu, korku veren, dehşete düşüren; müthiş
    • "Bizi buraya getiren arabacı yolda birtakım korkunç şeyler söyledi." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  2. Herhangi bir özelliğiyle şaşkınlık veren
  3. Çok aşırı
    • "Sandık kokan masallarını önlerine gelene anlatmaktan korkunç zevk duyarlar." (İnci Aral)
STERLİN

Kelime Kökeni: İngilizce sterling

  1. [isim] Yüz peniden oluşan Birleşik Krallık’ın para birimi; paunt
SARIAĞI

  1. [isim, bitki bilimi] Kışın yapraklarını döken, sarı çiçekli ve çalı görünüşünde bir bitki; zifin (Rhododendron luteun)
OVDURMA

  1. [isim] Ovdurmak işi
DROSERA

Kelime Kökeni: Fransızca droséra

  1. [isim, bitki bilimi] Droseragillerden, topuz biçimindeki yapraklarının üst yüzeyi, böcekleri yakalayan yapışkan tüyler ile örtülü otsu bir bitki (Drosera rotundifolia)
YADIRGI

  1. [sıfat] Bakınız yabancı
    • "Birbirini kovalayan delikanlı dokumacılar, yalınayak çocuklar, bütün bu gürültü, şamata ve kaynaşmayı alışmamış, yadırgı gözlerle seyreden memleket uşakları..." (Orhan Kemal)
PÜRNEŞE

Kelime Kökeni: Farsça pur + Arapça neşʾe

  1. [sıfat, eskimiş] Bakınız neşeli
AĞIRLIK

  1. [isim] Ağır olma durumu; tartı
    • "Taşın ağırlığı."
    • "Yükün ağırlığı."
  2. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne
  3. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer
  4. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum
    • "Havanın ağırlığı."
  5. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum
  6. Bakınız takı
    • "Kadın bütün ağırlığını takıp düğüne gitti."
  7. Bakınız sorumluluk
    • "Bu işin ağırlığını tek başıma yüklendim."
  8. Bir kimse, bir grup vb.nin toplum içinde etkisinin fazla olması durumu
  9. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak
    • "Şimdi bütün ağırlığı reklama vermeli." (Attilâ İlhan)
  10. [ağızlardan] Gelin olacak kıza erkek tarafından verilen para veya armağan; kalın (II)
  11. [mecaz] Bakınız sıkıntı
    • "Göğsümden asabi bir ağırlığın yükseldiğini, nefes aldırmayacak gibi boğazıma tıkandığını duyuyordum." (Ömer Seyfettin)
  12. [mecaz] Bakınız ağırbaşlılık
    • "Çocuğa yıllar geçtikçe bir ağırlık geldi."
  13. [mecaz] Değerli olma durumu
    • "Hediyenin ağırlığı."
  14. [mecaz] Uyuşukluk ve gevşeklik durumu
    • "Beynime bir ağırlık peyda olmuştu." (Aka Gündüz)
  15. [askerlik] Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri
    • "Akşama doğru, ağırlığın başında bezgin neferlere iş gördürmeye uğraşıyordum." (Falih Rıfkı Atay)
  16. [fizik] Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke; gravite
  17. [spor] Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori; sıklet
BAŞVURU

  1. [isim] Başvurmak işi; müracaat
    • "O günlerde her fakülteye ayrı başvuru yapmak gerekiyordu." (Ayla Kutlu)
  2. Bir bilgiye ulaşmada, bir eseri hazırlamada temel kaynak olarak kullanılan yazı, kitap, makale vb.
    • "Başvuru kitapları."
PEDAVRA

Kelime Kökeni: Rumca

  1. [isim] Köknar ve ladin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta; balar
MÜŞAVİR

Kelime Kökeni: Arapça muşāvir

  1. [isim] Bakınız danışman
YARENCE

  1. [zarf] Yâren gibi, yârene benzer bir biçimde
    • "Mavi gözlüklü adam hâlden anlamıştı sanırım, babama yârence gülerek..." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
DODURGA

  1. [isim] Çorum iline bağlı ilçelerden biri
BİTİRİŞ

  1. [isim] Bitirmek işi
    • "Haldun’un liseyi parlak şekilde bitirişi şerefine cici teyzenin hazırladığı nefis masa Avukat Nihat’ı bile iştahlandırdı." (Orhan Kemal)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü