İçinde pma olan 31 kelime var. İçerisinde PMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında pma olan kelimeler listesine ya da sonu pma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
ÇIRPMACILIK, YAPMACIKLIK, YAPMACIKSIZ
DEVELOPMAN, YAPMACIKLI
ÇARPMASIZ
ÇARPMALI, ÇIRPMACI, YAPMACIK
ÇARPMAK, ÇIRPMAK, EKİPMAN, KAPMACA, KIRPMAK
ÇAPMAK, ÇARPMA, ÇIRPMA, KAPMAK, KIPMAK, KIRPMA, KOPMAK, SAPMAK, TAPMAK, YAPMAK
ÇAPMA, KAPMA, KIPMA, KOPMA, SAPMA, TAPMA, YAPMA
Pma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
AM, MA, PA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- YAPMACIKSIZ
-
-
[sıfat]
İçten, içten geldiği gibi; samimi
- "Ayrılırken yapmacıksız bir saygıyla geçmiş olsun dileklerini yinelemeyi unutmuyor."
-
[sıfat]
İçten, içten geldiği gibi; samimi
- ÇIRPMACILIK
-
-
[isim]
Çırpmacının yaptığı iş
-
[isim]
Çırpmacının yaptığı iş
- YAPMACIKLIK
-
-
[isim]
Yapmacık olma durumu
-
[isim]
Yapmacık olma durumu
- DEVELOPMAN
-
Kelime Kökeni: Fransızca développement
-
[isim]
Fotoğrafçılıkta kullanılan, kimyevi bir tür banyo maddesi
-
[isim]
Fotoğrafçılıkta kullanılan, kimyevi bir tür banyo maddesi
- YAPMACIKLI
-
-
[sıfat]
İçtenliği olmayan, içten olmayan
- "Öyle ince yapmacıklı aktris tavırlı, sahte bir kız değildi."
-
[sıfat]
İçtenliği olmayan, içten olmayan
- ÇARPMASIZ
-
-
[sıfat]
Çarpma yapılamayan
-
[sıfat]
Çarpma yapılamayan
- ÇIRPMACI
-
-
[isim]
Çırpma işini yapan kimse
-
[isim]
Çırpma işini yapan kimse
- YAPMACIK
-
-
[sıfat]
İçten olmayan (tavır, davranış, duygu); yapma, yapay, sahte, suni, zahirî, sofistike
- "Köylülerden kapma biraz yapmacık bir safiyetle konuşuyordu."
-
[sıfat]
İçten olmayan (tavır, davranış, duygu); yapma, yapay, sahte, suni, zahirî, sofistike
- ÇARPMALI
-
-
[sıfat]
Çarpma yapılabilen
-
[sıfat]
Çarpma yapılabilen
- ÇARPMAK
-
-
[-e]
Hızla değmek, vurmak
- "Eşiği aştım, içeri girdim, ortada duran uzun bir masaya çarptım."
-
[-i]
Etkisiyle birdenbire hasta etmek
- "Güneş çarpmak. Kömür çarpmak."
-
[-i]
Varlığına inanılan bir gücün öfkesine uğramak
- "Yeşildirek'te yatan evliya hepinizi çarpar."
-
[-i]
El çabukluğu ile çalmak, dolandırarak elde etmek
- "Köprüden denizi seyredenlerin cüzdanını hep çarparlar."
-
[-i]
Kurnazlıkla ele geçirmek
- "İhtiyarın üç aylıkları aldığı günler çıkagelir, allem edip kallem edip zavallının yarı maaşını çarpar kaçar."
-
[nesnesiz]
Kalp, hızlı hızlı vurmak
-
[-i, -le, matematik]
Biri çarpılan, öbürü çarpan denilen iki sayı verildiğinde çarpanı çarpılandaki birim kadar çoğaltarak "çarpım" adı verilen bir üçüncü sayıyı elde etmek; darbetmek
-
[-i, mecaz]
Çekiciliğiyle etkilemek, şaşırtmak
- "Güzel halk türkülerinde beni çarpan şey bunların hepsinin arkasında bir vaka, bir macera, nihayet bir insan bulunmasıdır."
-
[-e]
Hızla değmek, vurmak
- KAPMACA
-
-
[isim]
Hızla kapma
-
[isim]
Hızla kapma
- ÇIRPMAK
-
-
[-i]
Halı, kilim vb. şeyleri hızla ve kesik kesik silkelemek; dövmek
- "Pencereden örtü, kilim çırparak sabah temizliğine başlayan kadınlar, soba yakmaya uğraşan eller..."
-
İki şeyi birbirine çarpmak
- "Ali Bey ellerini çırptı, Elif Hanım, hepimize kahve diye seslendi."
-
Bir şeyin ucundan bir parça kesmek
- "Ağacın dallarını çırpmak."
-
Sulu yiyecekleri hızla ve sürekli olarak çatal, kaşık vb. ile karıştırmak
-
[mecaz]
Çalmak, hırsızlık etmek
-
[spor]
Güreşte rakibinin kollarını beli hizasında sımsıkı kavrayarak minderde kendi üzerinden sağa ve sola sırtüstü savurmak
-
Uzun bir sırıkla ceviz, badem, zeytin vb. meyveleri ağaca vurarak dökmek
- "Kır bekçisi zeytinliğin setini aşar aşmaz, elinde değnek zeytin çırpan Cemal ile Cemal’in ayakları dibinde, eğilmiş, tane eleyen Zeliş’i tanıdı."
-
Kuşlar kanatlarını vurarak uçmak
- "Yolcuların attığı simit parçalarını kapma yarışında martılar, kimi kanat çırpıyor, kimi havada süzülüyor, kimi suda yüzüyor."
-
[-i]
Halı, kilim vb. şeyleri hızla ve kesik kesik silkelemek; dövmek
- KIRPMAK
-
-
[-i]
Parçalara ayırmak, kesmek
-
Göz kapaklarını açıp kapamak; kıpmak
- "Az lakırtı söyler, sık ve siyah kaşlarının altında asla kırpmadığı iri, parlak, sabit ve siyah gözlerini hep önüne dikerdi."
-
[-den, mecaz]
Kesinti yapmak, tutumlu davranmak
- "Her hafta bu dergileri alabilmek için küçücük gündeliğimden bir parçasını, öğle yemeklerinden kırparak biriktiririm."
-
[-i]
Parçalara ayırmak, kesmek
- EKİPMAN
-
Kelime Kökeni: Fransızca équipement
-
[isim]
Bakınız takım
-
[isim]
Bakınız takım
- KIRPMA
-
-
[isim]
Kırpmak işi; kırpım
-
[isim]
Kırpmak işi; kırpım
- TAPMAK
-
-
[-e]
İlah olarak tanınan varlığa karşı inancını ve bağlılığını belirli kurallar çerçevesinde göstermek
-
[mecaz]
Tutku ile sevmek, bağlanmak
- "Bütün Bucaklıların bana taptıklarını anlıyorsun."
-
[mecaz]
Birine çok değer vermek
-
[-e]
İlah olarak tanınan varlığa karşı inancını ve bağlılığını belirli kurallar çerçevesinde göstermek
- ÇARPMA
-
-
[isim]
Çarpmak işi
- "Ayşe'nin yüreği daha hızlı çarpmaya başladı."
-
Kuyu çengeli biçiminde beş kollu büyük olta iğnesi
-
[matematik]
Biri çarpılan, öbürü çarpan denilen iki sayı verildiğinde çarpanı çarpılandaki birim kadar çoğaltarak "çarpım" adı verilen bir üçüncü sayıyı elde etmek için başvurulan işlem; darp
-
[müzik]
Alaturka müzikte temel notaların arasına sıkıştırılmış ve usulü bozmayan, tek perdelik küçük fazlalık
-
[isim]
Çarpmak işi
- ÇIRPMA
-
-
[isim]
Çırpmak işi
- "Bağ bozumu zamanı ceviz çırpmaya giderlerdi."
-
Kumaşın kenarını kıvırıp dikmek için iğne, kenara göre çapraz tutularak ve çift kattan batırılıp tek kattan çıkarılarak yapılan dikiş biçimi
-
[isim]
Çırpmak işi
- KAPMAK
-
-
[-i]
Birdenbire yakalayarak, çekerek almak
- "Bir hamlede atıldım. Evvela tabibin elinden defteri kaparak fırlattım."
-
Isırıp parçalamak
-
Bakınız koparmak
- "Makine parmağını kapmış."
-
İşitir işitmez veya görür görmez bellemek ve öğrenmek
- "Bir müzik parçasını kapmak."
-
Yer ayırmak, yer tutmak
-
[nesnesiz]
Bulaşmış olmak, geçmek
- "Hastalık kapmak. Huy kapmak."
-
[-i]
Birdenbire yakalayarak, çekerek almak
- KOPMAK
-
-
[nesnesiz]
Herhangi bir yerinden ikiye ayrılmak
- "Tel koptu. İp koptu."
-
Yerinden ayrılmak
- "Cezvenin sapı kopmuş. Düğme koptu."
-
Gövdeden ayrılmak
- "Ağacın dalları fırtınada koptu. Savaşta bacağı kopmuş."
-
[mecaz]
Gürültülü veya tehlikeli olaylar, birdenbire başlamak veya ortaya çıkmak
- "İçeride feryatlar koptu."
-
[mecaz]
Bütün ilişkileri kesilip büsbütün ayrılmak veya uzaklaşmak
- "Daha on altısında bile değilken en yakın insanından, annesinden koparak çıkıp gitmişti evden."
-
[mecaz]
Bakınız kurtulmak
-
[mecaz]
Çok ağrımak
- "Belim kopuyor."
-
[ağızlardan]
Koşmak, hızla gitmek
-
[nesnesiz]
Herhangi bir yerinden ikiye ayrılmak