İçinde pma olan 31 kelime var. İçerisinde PMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında pma olan kelimeler listesine ya da sonu pma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

11 Harfli Kelimeler

ÇIRPMACILIK, YAPMACIKLIK, YAPMACIKSIZ

10 Harfli Kelimeler

DEVELOPMAN, YAPMACIKLI

9 Harfli Kelimeler

ÇARPMASIZ

8 Harfli Kelimeler

ÇARPMALI, ÇIRPMACI, YAPMACIK

7 Harfli Kelimeler

ÇARPMAK, ÇIRPMAK, EKİPMAN, KAPMACA, KIRPMAK

6 Harfli Kelimeler

ÇAPMAK, ÇARPMA, ÇIRPMA, KAPMAK, KIPMAK, KIRPMA, KOPMAK, SAPMAK, TAPMAK, YAPMAK

5 Harfli Kelimeler

ÇAPMA, KAPMA, KIPMA, KOPMA, SAPMA, TAPMA, YAPMA

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Pma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A M P

2 Harfli Kelimeler

AM, MA, PA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

YAPMACIKSIZ

  1. [sıfat] İçten, içten geldiği gibi; samimi
    • "Ayrılırken yapmacıksız bir saygıyla geçmiş olsun dileklerini yinelemeyi unutmuyor." (Ahmet Ümit)
ÇIRPMACILIK

  1. [isim] Çırpmacının yaptığı iş
YAPMACIKLIK

  1. [isim] Yapmacık olma durumu
DEVELOPMAN

Kelime Kökeni: Fransızca développement

  1. [isim] Fotoğrafçılıkta kullanılan, kimyevi bir tür banyo maddesi
YAPMACIKLI

  1. [sıfat] İçtenliği olmayan, içten olmayan
    • "Öyle ince yapmacıklı aktris tavırlı, sahte bir kız değildi." (Ömer Seyfettin)
ÇARPMASIZ

  1. [sıfat] Çarpma yapılamayan
ÇIRPMACI

  1. [isim] Çırpma işini yapan kimse
YAPMACIK

  1. [sıfat] İçten olmayan (tavır, davranış, duygu); yapma, yapay, sahte, suni, zahirî, sofistike
    • "Köylülerden kapma biraz yapmacık bir safiyetle konuşuyordu." (Sait Faik Abasıyanık)
ÇARPMALI

  1. [sıfat] Çarpma yapılabilen
ÇARPMAK

  1. [-e] Hızla değmek, vurmak
    • "Eşiği aştım, içeri girdim, ortada duran uzun bir masaya çarptım." (Ayla Kutlu)
  2. [-i] Etkisiyle birdenbire hasta etmek
    • "Güneş çarpmak. Kömür çarpmak."
  3. [-i] Varlığına inanılan bir gücün öfkesine uğramak
    • "Yeşildirek'te yatan evliya hepinizi çarpar." (Kemal Tahir)
  4. [-i] El çabukluğu ile çalmak, dolandırarak elde etmek
    • "Köprüden denizi seyredenlerin cüzdanını hep çarparlar." (Burhan Felek)
  5. [-i] Kurnazlıkla ele geçirmek
    • "İhtiyarın üç aylıkları aldığı günler çıkagelir, allem edip kallem edip zavallının yarı maaşını çarpar kaçar." (Haldun Taner)
  6. [nesnesiz] Kalp, hızlı hızlı vurmak
  7. [-i, -le, matematik] Biri çarpılan, öbürü çarpan denilen iki sayı verildiğinde çarpanı çarpılandaki birim kadar çoğaltarak "çarpım" adı verilen bir üçüncü sayıyı elde etmek; darbetmek
  8. [-i, mecaz] Çekiciliğiyle etkilemek, şaşırtmak
    • "Güzel halk türkülerinde beni çarpan şey bunların hepsinin arkasında bir vaka, bir macera, nihayet bir insan bulunmasıdır." (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
KAPMACA

  1. [isim] Hızla kapma
ÇIRPMAK

  1. [-i] Halı, kilim vb. şeyleri hızla ve kesik kesik silkelemek; dövmek
    • "Pencereden örtü, kilim çırparak sabah temizliğine başlayan kadınlar, soba yakmaya uğraşan eller..." (Murathan Mungan)
  2. İki şeyi birbirine çarpmak
    • "Ali Bey ellerini çırptı, Elif Hanım, hepimize kahve diye seslendi." (Halide Edip Adıvar)
  3. Bir şeyin ucundan bir parça kesmek
    • "Ağacın dallarını çırpmak."
  4. Sulu yiyecekleri hızla ve sürekli olarak çatal, kaşık vb. ile karıştırmak
  5. [mecaz] Çalmak, hırsızlık etmek
  6. [spor] Güreşte rakibinin kollarını beli hizasında sımsıkı kavrayarak minderde kendi üzerinden sağa ve sola sırtüstü savurmak
  7. Uzun bir sırıkla ceviz, badem, zeytin vb. meyveleri ağaca vurarak dökmek
    • "Kır bekçisi zeytinliğin setini aşar aşmaz, elinde değnek zeytin çırpan Cemal ile Cemal’in ayakları dibinde, eğilmiş, tane eleyen Zeliş’i tanıdı." (Necati Cumalı)
  8. Kuşlar kanatlarını vurarak uçmak
    • "Yolcuların attığı simit parçalarını kapma yarışında martılar, kimi kanat çırpıyor, kimi havada süzülüyor, kimi suda yüzüyor." (Yılmaz Gürbüz)
KIRPMAK

  1. [-i] Parçalara ayırmak, kesmek
  2. Göz kapaklarını açıp kapamak; kıpmak
    • "Az lakırtı söyler, sık ve siyah kaşlarının altında asla kırpmadığı iri, parlak, sabit ve siyah gözlerini hep önüne dikerdi." (Ömer Seyfettin)
  3. [-den, mecaz] Kesinti yapmak, tutumlu davranmak
    • "Her hafta bu dergileri alabilmek için küçücük gündeliğimden bir parçasını, öğle yemeklerinden kırparak biriktiririm." (Yusuf Ziya Ortaç)
EKİPMAN

Kelime Kökeni: Fransızca équipement

  1. [isim] Bakınız takım
KIRPMA

  1. [isim] Kırpmak işi; kırpım
TAPMAK

  1. [-e] İlah olarak tanınan varlığa karşı inancını ve bağlılığını belirli kurallar çerçevesinde göstermek
  2. [mecaz] Tutku ile sevmek, bağlanmak
    • "Bütün Bucaklıların bana taptıklarını anlıyorsun." (Ömer Seyfettin)
  3. [mecaz] Birine çok değer vermek
ÇARPMA

  1. [isim] Çarpmak işi
    • "Ayşe'nin yüreği daha hızlı çarpmaya başladı." (Ömer Seyfettin)
  2. Kuyu çengeli biçiminde beş kollu büyük olta iğnesi
  3. [matematik] Biri çarpılan, öbürü çarpan denilen iki sayı verildiğinde çarpanı çarpılandaki birim kadar çoğaltarak "çarpım" adı verilen bir üçüncü sayıyı elde etmek için başvurulan işlem; darp
  4. [müzik] Alaturka müzikte temel notaların arasına sıkıştırılmış ve usulü bozmayan, tek perdelik küçük fazlalık
ÇIRPMA

  1. [isim] Çırpmak işi
    • "Bağ bozumu zamanı ceviz çırpmaya giderlerdi." (Nezihe Meriç)
  2. Kumaşın kenarını kıvırıp dikmek için iğne, kenara göre çapraz tutularak ve çift kattan batırılıp tek kattan çıkarılarak yapılan dikiş biçimi
KAPMAK

  1. [-i] Birdenbire yakalayarak, çekerek almak
    • "Bir hamlede atıldım. Evvela tabibin elinden defteri kaparak fırlattım." (Halit Ziya Uşaklıgil)
  2. Isırıp parçalamak
  3. Bakınız koparmak
    • "Makine parmağını kapmış."
  4. İşitir işitmez veya görür görmez bellemek ve öğrenmek
    • "Bir müzik parçasını kapmak."
  5. Yer ayırmak, yer tutmak
  6. [nesnesiz] Bulaşmış olmak, geçmek
    • "Hastalık kapmak. Huy kapmak."
KOPMAK

  1. [nesnesiz] Herhangi bir yerinden ikiye ayrılmak
    • "Tel koptu. İp koptu."
  2. Yerinden ayrılmak
    • "Cezvenin sapı kopmuş. Düğme koptu."
  3. Gövdeden ayrılmak
    • "Ağacın dalları fırtınada koptu. Savaşta bacağı kopmuş."
  4. [mecaz] Gürültülü veya tehlikeli olaylar, birdenbire başlamak veya ortaya çıkmak
    • "İçeride feryatlar koptu." (Sait Faik Abasıyanık)
  5. [mecaz] Bütün ilişkileri kesilip büsbütün ayrılmak veya uzaklaşmak
    • "Daha on altısında bile değilken en yakın insanından, annesinden koparak çıkıp gitmişti evden." (Ahmet Ümit)
  6. [mecaz] Bakınız kurtulmak
  7. [mecaz] Çok ağrımak
    • "Belim kopuyor."
  8. [ağızlardan] Koşmak, hızla gitmek
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü