İçinde ol olan 6 harfli 118 kelime var. İçerisinde OL bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ol olan kelimeler listesine ya da sonu ol ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

DEFOLU

  1. [sıfat] Defosu olan, bozuk, kusurlu, ayıplı olan (kumaş, giysi, mal vb.); özürlü
    • "Fabrikada küçük de olsa defolu çıkan giysiler bir yere ayrılır, çok defolu olanlar çalışanların alabileceği gibi ucuz fiyatlarla satılırdı." (Serpil Hiçşaşmaz)
  2. [mecaz] Olması gerekenin dışında olan (düşünce, davranış vb.)
    • "Defolu duygularla hayat sahnesine atılan insanlar, kaş yapayım derken göz çıkarır, öpeyim derken ısırır, iltifat edeyim derken hakaret ederler." (Mehmed Akif Demir - ‎Yaşar Fersahoğlu)
  3. [mecaz] Kusuru, ayıbı olan (kimse)
    • "Oysa halk, az çok defolu tipleri sever, bakınca bir şeye benzetemeyeceğin tipleri." (Hamdi Koç)
OLAYLI

  1. [sıfat] Olayı olan, olay çıkmış olan; hadiseli
    • "Olaylı bir toplantı."
TEOLOG

Kelime Kökeni: Fransızca théologue

  1. [isim] Bakınız tanrı bilimci
OTOLİT

Kelime Kökeni: Fransızca otolite

  1. [isim, anatomi] Bakınız işitme taşı
ŞOROLO

  1. [isim, ağızlardan] Kadınlaşmış, kadın kılığına girmiş olan ve ahlak dışı ilişkiler için kullanılan erkek
    • "Bunca yıl sonra, bu şorolo için bizi sattın ha?" (Kemal Tolga)
DOLMEN

Kelime Kökeni: Keltçe

  1. [isim, tarih] İkisi dikili, üçüncüsü de bunların üzerine kapak gibi yatırılmış üç büyük taştan oluşturulmuş Taş Devri mezarı
SUYOLU

  1. [isim] Bakınız sutaş
  2. Bazı kâğıtların dokusunda bulunan, ışığa tutulduğunda görülebilen çizgi, resim veya yazı; filigran
  3. Kâğıt üzerine konulan noktaların aralarını çizgilerle birleştirerek oynanan bir çocuk oyunu
    • "Biz, suyolu oynar gibi kasabanın dar ve karışık sokaklarında..." (Reşat Nuri Güntekin)
VİYOLO

Kelime Kökeni: Fransızca violo

  1. [isim] Bakınız viyola
KOLACI

  1. [isim] Giysi, örtü, çarşaf vb.ni yıkayarak kolalayan ve ütüleyen kimse
    • "Adam sen de! Çamaşırları toplar, kolacıya yollarım, hem yıkar hem de ütüler." (Memduh Şevket Esendal)
  2. Bu işlerin yapıldığı yer
VİYOLA

Kelime Kökeni: İtalyanca viola

  1. [isim, müzik] Kemana benzer, kemandan büyük bir çalgı; alto
    • "Viyola tonunda bir sesi vardı." (Haldun Taner)
SOLOCU

  1. [isim, müzik] Bakınız solist
KAOLİN

Kelime Kökeni: Fransızca kaolin

  1. [isim] Bakınız arı kil
    • "Yumuşak porselende kaolin miktarı az, sert porselende ise daha çoktur." (Oktay Aslanapa)
ÜROLOG

Kelime Kökeni: Fransızca urologue

  1. [isim] İdrar yolu hastalıkları hekimi; bevliyeci
OLUŞUM

  1. [isim] Oluşmak işi; teşekkül, teşkil
  2. [gök bilimi, jeoloji] Katman, kütle, gök cismi vb.nin biçimlenme süreci
PİRYOL

Kelime Kökeni: (Prioli özel adından)

  1. [isim, eskimiş] Üzerinde kümbetsi bir kapak bulunan, oldukça büyük bir tür cep saati
OLUŞUK

  1. [sıfat] Oluşmuş olan
  2. [isim, jeoloji] Bir jeoloji döneminde meydana gelmiş katmanlar dizisi
    • "Üçüncü Zaman oluşukları."
KOLTUK

  1. [isim] Omuz başının altında, kolun gövde ile birleştiği yer
    • "Gazetelerini bir koltuğunun altına koydu, zayıf kollarıyla kutulara sarıldı." (Halide Edip Adıvar)
  2. Kol dayayacak yerleri olan geniş ve rahat sandalye
    • "Ta yan beline kadar gömüldüğü koltuğunun içinden ileriye doğru uzandı." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  3. Eski düğünlerde damatla gelinin eve girerken konuklar arasından kol kola geçmeleri töreni
    • "Babamız, annemizi gelin geldiği ilk gün şu merdivenin alt başında karşılamış, koltuk yapılmıştı." (Hüseyin Cahit Yalçın)
  4. Yapıcılıkta yan destek
  5. [denizcilik] Demirledikten sonra gemiyi iskeleye, rıhtıma veya başka bir gemiye bağlayan ip
  6. [mecaz] Bakınız koltuklanma
    • "O koltuktan hoşlanmaz."
  7. [mecaz] Bakınız kayırma
    • "Dayısının koltuğunda sırtı yere gelmez."
  8. [mecaz] Yüksek mevki, makam
    • "Koltuk kavgası."
  9. [argo] Bakınız genelev
    • "Burası Mesut Bey adında bir herifin koltuğudur." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  10. [ağızlardan] Mısır ve buğday fidesinin yanlarından çıkan filizler
  11. [eskimiş] Kenar, tenha yer
OLTACI

  1. [isim] Balık avlamada kullanılan gereçleri satan kimse
  2. Olta ile balık avlamada usta kimse
PROLOG

Kelime Kökeni: Fransızca prologue

  1. [isim] Bakınız ön deyiş
    • "İşte bu yüzden birçok edebiyat tarihçisi Eski İngilizce dönemini İngiliz edebiyatının bir başlangıcından çok yalnızca bir proloğu sayar." (Mina Urgan)
BOLLUK

  1. [isim] Bol olma durumu
    • "Eteğin belinde bir bolluk var."
  2. Bakınız bereket
  3. Parasal bakımdan rahatlık
    • "Hep eski bolluk zamanlarında yapılmış büyük vezir konaklarına rastlanırdı." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  4. Çok, fazla olma durumu; yağmur
    • "Öteden beri dergileri kaplayan şiir bolluğundan ürkerim." (Necati Cumalı)
  5. Her şeyin bol olduğu yer
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü