İçinde o olan 3 harfli 107 kelime var. İçerisinde O harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında o harfi olan kelimeler listesine ya da Sonu o harfi ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

OYA

  1. [isim] Genellikle ipek ibrişim kullanarak iğne, mekik, tığ veya firkete ile yapılan ince dantel
    • "Kadın fevkalade nazik ve güzel, çocuklar oya gibi idiler." (Sait Faik Abasıyanık)

TOR

  1. [isim] Sık gözlü ağ

ORG

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Klavyeli büyük ve küçük borulardan yapılmış, körüklerden elde edilen havanın bu borulardan geçmesiyle değişik ses tonları verebilen, genellikle kilise çalgısı, erganun

OTO
...
SON

  1. [sıfat] Şimdiki zamana en yakın zamandan beri olan veya bu zamanda yapılmış, olmuş olan, ilk karşıtı
    • "Gündüzün son ışıklarıyla beraber sanki odadan eşya da çekiliyordu." (Peyami Safa)
    • "Dallar uçlara doğru gittikçe inceliyor, gecenin karanlığına karışarak son buluyordu." (Necati Cumalı)
    • "Kavga âdeta göz yaşları içinde sona eriyordu." (Reşat Nuri Güntekin)
    • "Salime kadının damadından bahsederken onu övmelerine son gelmezdi." (Halit Ziya Uşaklıgil)
  2. En arkada bulunan
    • "Son vagon."
  3. Artık ondan ötesi veya başkası olmayan
    • "Son atlıkarıncayı Kadırga meydanında birkaç yıl evvel görmüştüm." (Hasan Âli Yücel)
  4. [isim] Uç, sınır
  5. Olanca
    • "Son kuvvetiyle: Ya Ali! diye bağırdı." (Memduh Şevket Esendal)
  6. [isim] Bir şeyin en arkadan gelen bölümü, bitimi, nihayet, akıbet
    • "Kışın sonu. Bu yolun sonu."
  7. [isim] Ölüm
  8. [isim] Etene

KOR

  1. [isim] İyice yanarak ateş durumuna gelmiş kömür veya odun parçası
    • "Gözleri kor gibi yanan ve bir ölüden daha sarı olan diğer bir yaralı yatıyordu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  2. Büyük acı, üzüntü, sıkıntı, dert
    • "Kimseye göstermedikleri bir kor yanar içlerinde." (Çetin Altan)
  3. [sıfat] Kırmızı renkli
    • "Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli." (Yahya Kemal Beyatlı)

BOK

  1. [isim] Dışkı
  2. Güç durum
    • "Boka batmak. Boka düşmek."
  3. [sıfat] Hor görülen, tiksinilen
    • "Bırak şu bok herifi."

TOZ

  1. [isim] Çok küçük ve hafif parçacıklara bölünmüş toprak
    • "Bu talihsiz taşra kentinde, yolun iki yanındaki yeşilleri tozdan yitmiş ağaçlara bakmak insanı daha bir yalnız kalmışlık duygusu içinde bırakıyor." (Reşat Nuri Güntekin)
    • "Uzaktaki yoldan açık bir otomobilin tozu dumana katarak kasabaya geldiği görüldü." (Haldun Taner)
  2. Çok küçük parçacıklara bölünmüş olan herhangi bir madde
    • "Bak gene bir tutam saçak tütün kalmadı. Bana yalnız tozları kalıyor." (Memduh Şevket Esendal)
    • "Bu tozu dumana katarak kaçan canavara yetişmek tıknefes lalanın kârı değildi." (Reşat Nuri Güntekin)
  3. [sıfat] Bu durumda olan
    • "Toz boya. Toz biber."

ZOR

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Sıkıntı, güçlük, rahatsızlık
    • "Onun için hiçbir zorum, sıkıntım yokmuş gibi ara sıra denize taşlarımı atmakta devam ederek hızlı hızlı yürüdüm." (Reşat Nuri Güntekin)
    • "Ama, sevdiğimiz insanın acı çekmesini seyretmek, ölüm acısından çok daha zor gelmiştir bana." (Kemal Tahir)
    • "Bizim anlayacağımız, bu memleketin iki tek zoru var. Biri okul, öteki de yol." (Bedri Rahmi Eyuboğlu)
    • "Onları susmak zorunda bırakmanın sıkıntısını duyuyorum." (Necati Cumalı)
  2. Yüküm, mecburiyet
    • "Artık kızının evinde kalışının zordan olduğunu biliyordu." (Necati Cumalı)
  3. Baskı
    • "Hocaların zoru ile çıkarılmış olan bu kanun yürümedi." (Memduh Şevket Esendal)
  4. [sıfat] Sıkıntı veya güçlükle yapılan, kolay karşıtı
    • "Sabır güzel, faydalı; fakat zor şeydir." (Burhan Felek)
  5. [zarf] Güçlükle, zorla
    • "El ele vermiş polisler kaldırımlardan taşan halk kütlesini zor zapt ediyorlardı." (Haldun Taner)
  6. [ünlem] "Yapamazsın" anlamında kullanılan bir söz

BOP

  1. [isim] Poker oyununda, oyuna girmek için ortaya konması gereken en az miktar
  2. Ortadaki miktar kadar oyuna katılma sözü

OLE

Kelime Kökeni : İspanyolca

  1. [ünlem] Yüreklendirmeye yarayan bir seslenme sözü, yaşa
    • "Gözler kamaştıran şala, meftun eden güle / Her kalbi dolduran zile, her sineden ole!" (Yahya Kemal Beyatlı)

SOY

  1. [isim] Bir atadan gelen kimselerin topluluğu, sülale
    • "Bizler hadi neyse böyle biraz gülünç bir adamın hafif adına katlanalım ama yarın, bizim soyumuzdan kimlerin yetişeceğini kim bilir." (Memduh Şevket Esendal)
  2. Cins, tür, çeşit
  3. [sıfat] İyi ve üstün nitelikleri bulunan
  4. Manzum söz
    • "Boy boyladı, soy soyladı." (Dede Korkut)

OJE

  1. [isim] Türlü renklerde tırnak cilası

KOÇ

  1. Damızlık erkek koyun
  2. Sağlıklı, gürbüz genç erkek

ROK
...
ONA

  1. [zarf] O zamirinin yönelme durumu eki almış biçimi
    • "Yeğeninin ona çeken tek yanı yoktur." (Tarık Buğra)

ONS

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Fransa'da 30,59 gr, İngiltere'de 28,349 gr ağırlığında bir ağırlık ölçüsü birimi

SOS

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Bazı yemeklerin üzerine dökülen, domates, baharat vb. şeylerle yapılan karışım

BOT

Kelime Kökeni : İngilizce

  1. [isim] Küçük gemi
    • "Şu botta bu kadar er var, içlerinde gözüm bir seni tuttu." (Haldun Taner)
  2. Ağaç, plastik veya kauçuktan yapılmış küçük sandal

YOK

  1. [sıfat] Bulunmayan, mevcut olmayan (nesne, kimse vb.), var karşıtı
    • "Yok canım, ben belediye taraflısı değilim. Sizden yanayım." (Memduh Şevket Esendal)
    • "İki saatte ağaç yetiştireceklermiş. -Yok, devenin başı!"
    • "Kurtulmak için ya yok olmalı ya yok etmeli." (Atilla İlhan)
    • "İttihat ve Terakki'nin yok olduğu bir günde ben İttihatçı'yım diyen bu adam, onun var olduğu günlerde, kötülüklerine bütün gücü ile karşı koyan adamdı." (Yusuf Ziya Ortaç)
  2. Yasak
    • "İçki, sigara yok."
    • "Yok yok, gidelim!"
  3. [isim] Olmayan, bulunmayan şey
    • "Sen yoktan anlamaz mısın?"
  4. [edat] "Hayır" anlamında kullanılan bir söz
    • "Geldiler mi? -Yok, daha gelmediler."
  5. [bağlaç] Birbirine karşıt iki cümleden, ikincisinin başına getirilen bir söz
    • "Verdiler, ne âlâ; yok vermediler, döner gelirsin."
  6. [bağlaç] Birinin söylediği sözlerden genelde kuşkulanıldığında veya sözler hafifsendiğinde kullanılan bir söz
    • "Yok kâğıdı kalmamış, yok mürekkebi iyi değilmiş, hasılı bir alay bahaneler!"
    • "Yok ben seni adam ettim, yok haddini bil, yok üstümüze düşeni yapalım." (Atilla İlhan)
  7. [edat] Savunulan bir düşünceyi doğrulayan sözün başına getirilir
    • "Yok, doğrusu iyi adam, kim ne derse desin."

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü