İçinde o olan 3 harfli 107 kelime var. İçerisinde O harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında o harfi olan kelimeler listesine ya da sonu o harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

KOR

  1. [isim] İyice yanarak ateş durumuna gelmiş kömür veya odun parçası
  2. [mecaz] Büyük acı, üzüntü veya sıkıntı
    • "Kimseye göstermedikleri bir kor yanar içlerinde." (Çetin Altan)
  3. [sıfat, mecaz] Kırmızı renkli
    • "Gül tenli, kor dudaklı, kömür sürmeli / Şeytan diyor ki sarmalı, yüz kere öpmeli" (Yahya Kemal Beyatlı)
KOV

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız dedikodu
POY

  1. [isim, bitki bilimi] Bakınız boy otu
POZ

Kelime Kökeni: Fransızca pose

  1. [isim] Resim ve fotoğrafta duruş
    • "Yastıkları hastaya vereceğim yan oturma pozuna göre dizdim." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. Fotoğrafta objektifin açık kaldığı süre
  3. Fotoğraf makinesinde kullanılan filmde her bir kare
    • "Arabaya binmeden evvel evin birkaç poz resmini çekiyorum." (Adile Ayda)
  4. [mecaz] Bakınız çalım
    • "Büyük yazar pozlarındalar ama edebiyat dünyası denilen şu dünyanın ne geçmişinden ne şimdisinden haberleri var." (Nezihe Meriç)
KOT

  1. [isim] Giysi yapılan bir tür kumaş, kaba pamuklu kumaş
  2. [sıfat] Bu kumaştan yapılan giysi; blucin
  3. Bu kumaştan yapılan (giysi)
    • "Kot pantolon."
POT

Kelime Kökeni: Ermenice

  1. [isim] Kötü dikiş sebebiyle kumaşta oluşan büzülme veya kıvrım
    • "Ceketinin arkasındaki potlar, bugün mutlaka her zamandan çok ensesine binmişti." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  2. Bakınız gaf
BOZ

  1. [isim] Açık toprak rengi
  2. Bakınız kül rengi
  3. [sıfat] Bu renklerde olan
  4. [sıfat] Açılmamış, sürülmemiş (toprak)
POP

Kelime Kökeni: Fransızca pop

  1. [sıfat] Bakınız pop müzik
BOY

  1. [isim] İnsanın tabanı ile başının tepesi arasındaki uzaklık; kamet (I)
    • "Boyu uzundu, yalnız biraz fazla semizdi." (Ömer Seyfettin)
  2. Bitki, hayvan veya nesnenin uzunluğu
    • "Her yılanın boyu da na şu kadar." (Yaşar Kemal)
  3. İki boyutlu bir yüzeyde, en sayılan iki kenar arasındaki uzaklık, en (I), genişlik karşıtı
    • "Kitabın boyu. Tablonun boyu."
  4. Bakınız uzunluk
    • "Yılanın boyu."
  5. Bir şeyin büyüklük derecesi
    • "İki boy küçüğünü istedim."
  6. Kumaş için kullanılacak yere göre belirlenen uzunluk
    • "Bu elbiseye iki boy yeter."
  7. Belli bir zaman süresince
    • "Toprağa düşerse o üç damla, toprak bire bin verirdi kırk yıl, o yöre kıtlık nedir bilmezdi kırk yıl boyu." (Cengiz Tuncer)
  8. Yol, akarsu, göl, deniz kıyısı
    • "Demek on beş sene önce ağaçları dikseydik bugün sahil boyu koca ağaçlarla kaplanmış olacaktı." (Nejat Muallimoğlu)
  9. [spor] At ve tekne yarışlarında yarışçıları birbirinden ayıran at veya tekne uzunluğu birimi
    • "Karaşahin yarışı iki boy önde tamamladı."
BOŞ

  1. [sıfat] İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan; hali, tehi, tıngır, dolu (II) karşıtı
    • "Komşular bir şey anlamasın diye ateşte boş tencere kaynattığım zamanları bilirim, yine de babamın koskoca konağını terk etmemiştim." (Peride Celal)
  2. [isim] Kullanıldıktan sonra içinde bir şey kalmayan, kirli bardak, çanak vb. kap
    • "Tam bu sırada yanlarından elindeki tepside boşlarla ortalıkçı bir çocuk geçmektedir." (Tarık Buğra)
  3. Sürülüp ekilmemiş toprak
  4. [zarf] Herhangi bir iş yapmadan, çalışmadan
    • "Ben hiç hayatımda böyle yarım saat boş oturmadım…" (Atilla Dorsay)
  5. [mecaz] Görevlisi olmayan (iş, görev); münhal
    • "Boş kadro."
  6. [isim, mecaz] Yapılacak iş olmama durumu
    • "Bugün sabah boşum, gelebilirsin."
  7. [mecaz] Gerçeğe dayanmayan
    • "Bütün bunlar güneşli ve rüzgârlı bir günün boş vaatleri miydi?" (Nâzım Hikmet)
  8. [mecaz] Herhangi bir bilgisi olmayan
    • "Daha meselesiz, daha cahil, daha boş, daha yakışıklıydılar." (Sait Faik Abasıyanık)
  9. [mecaz] Bir işe yaramayan, yararı olmayan
    • "Yaşlı başlı insanlarız, dedi. Birbirimizi boş tesellilerle aldatacak değiliz." (Reşat Nuri Güntekin)
  10. [zarf, mecaz] Habersiz, hazırlıksız bir biçimde
    • "Tatar dilencinin küfürlerine işte böyle boş yakalandım."
POS

  1. [sıfat] Gür ve uzun (bıyık)
BOR

  1. [sıfat, ağızlardan] İşlenmemiş, taşlık, sert, ekilmemiş (toprak); borak
BOP

Kelime Kökeni: Sırpça

  1. [isim] Poker oyununda, oyuna girmek için ortaya konması gereken en az miktar
  2. İskambil oyunlarında ortadaki miktar kadar oyuna katıldığını belirten bir söz
    • "İhsan hoca zembili az ötede ve boş, hâlâ bop demekte, açtım demekte, ver üç kâğıt demekte..." (Tarık Buğra)
BOT

Kelime Kökeni: İngilizce boat

  1. [isim] Küçük gemi
    • "Şu botta bu kadar er var, içlerinde gözüm bir seni tuttu." (Haldun Taner)
  2. Ağaç, plastik veya kauçuktan yapılmış küçük sandal
MOR

  1. [isim] Kırmızı ile mavinin karışımından ortaya çıkan renk, menekşe renginin kırmızıya çalanı
  2. [sıfat] Bu renkte olan
    • "Piyanonun solmuş ve eprimiş mor kadifeden şamdanlıkları vardı." (Ayşe Kulin)
POF

  1. [isim] Yere düşen kaba ve yumuşakça bir şeyin, aniden alev alan veya havası boşalan bir nesnenin çıkardığı ses
BOK

  1. [isim] Bakınız dışkı
  2. [kaba konuşmada] Güç durum
    • "Boka batmak. Boka düşmek."
  3. [sıfat, kaba konuşmada] Hor görülen, tiksinilen
    • "Bırak şu bok herifi!"
UFO

Kelime Kökeni: İngilizce (Unidentified Flying Object kelimelerinden kısaltma)

  1. [isim] Bakınız uçan daire
    • "Geleneksel Türk aydını böylece boşluğa asılı kaldı, öyle ki sözüm ona bağlandığı partilerde bile havada yüzen ufolar gibi bir hâl aldı." (Serdar Şen)
POG

  1. [sıfat] Gür ve uzun (bıyık)
YOM

  1. [isim, ağızlardan] İyi talih, iyi haber
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü