İçinde o olan 3 harfli 107 kelime var. İçerisinde O harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında o harfi olan kelimeler listesine ya da sonu o harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KOR
-
-
[isim]
İyice yanarak ateş durumuna gelmiş kömür veya odun parçası
-
[mecaz]
Büyük acı, üzüntü veya sıkıntı
- "Kimseye göstermedikleri bir kor yanar içlerinde."
-
[sıfat, mecaz]
Kırmızı renkli
- "Gül tenli, kor dudaklı, kömür sürmeli / Şeytan diyor ki sarmalı, yüz kere öpmeli"
-
[isim]
İyice yanarak ateş durumuna gelmiş kömür veya odun parçası
- KOV
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız dedikodu
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız dedikodu
- POY
-
-
[isim, bitki bilimi]
Bakınız boy otu
-
[isim, bitki bilimi]
Bakınız boy otu
- POZ
-
Kelime Kökeni: Fransızca pose
-
[isim]
Resim ve fotoğrafta duruş
- "Yastıkları hastaya vereceğim yan oturma pozuna göre dizdim."
-
Fotoğrafta objektifin açık kaldığı süre
-
Fotoğraf makinesinde kullanılan filmde her bir kare
- "Arabaya binmeden evvel evin birkaç poz resmini çekiyorum."
-
[mecaz]
Bakınız çalım
- "Büyük yazar pozlarındalar ama edebiyat dünyası denilen şu dünyanın ne geçmişinden ne şimdisinden haberleri var."
-
[isim]
Resim ve fotoğrafta duruş
- KOT
-
-
[isim]
Giysi yapılan bir tür kumaş, kaba pamuklu kumaş
-
[sıfat]
Bu kumaştan yapılan giysi; blucin
-
Bu kumaştan yapılan (giysi)
- "Kot pantolon."
-
[isim]
Giysi yapılan bir tür kumaş, kaba pamuklu kumaş
- POT
-
Kelime Kökeni: Ermenice
-
[isim]
Kötü dikiş sebebiyle kumaşta oluşan büzülme veya kıvrım
- "Ceketinin arkasındaki potlar, bugün mutlaka her zamandan çok ensesine binmişti."
-
Bakınız gaf
-
[isim]
Kötü dikiş sebebiyle kumaşta oluşan büzülme veya kıvrım
- BOZ
-
-
[isim]
Açık toprak rengi
-
Bakınız kül rengi
-
[sıfat]
Bu renklerde olan
-
[sıfat]
Açılmamış, sürülmemiş (toprak)
-
[isim]
Açık toprak rengi
- POP
-
Kelime Kökeni: Fransızca pop
-
[sıfat]
Bakınız pop müzik
-
[sıfat]
Bakınız pop müzik
- BOY
-
-
[isim]
İnsanın tabanı ile başının tepesi arasındaki uzaklık; kamet (I)
- "Boyu uzundu, yalnız biraz fazla semizdi."
-
Bitki, hayvan veya nesnenin uzunluğu
- "Her yılanın boyu da na şu kadar."
-
İki boyutlu bir yüzeyde, en sayılan iki kenar arasındaki uzaklık, en (I), genişlik karşıtı
- "Kitabın boyu. Tablonun boyu."
-
Bakınız uzunluk
- "Yılanın boyu."
-
Bir şeyin büyüklük derecesi
- "İki boy küçüğünü istedim."
-
Kumaş için kullanılacak yere göre belirlenen uzunluk
- "Bu elbiseye iki boy yeter."
-
Belli bir zaman süresince
- "Toprağa düşerse o üç damla, toprak bire bin verirdi kırk yıl, o yöre kıtlık nedir bilmezdi kırk yıl boyu."
-
Yol, akarsu, göl, deniz kıyısı
- "Demek on beş sene önce ağaçları dikseydik bugün sahil boyu koca ağaçlarla kaplanmış olacaktı."
-
[spor]
At ve tekne yarışlarında yarışçıları birbirinden ayıran at veya tekne uzunluğu birimi
- "Karaşahin yarışı iki boy önde tamamladı."
-
[isim]
İnsanın tabanı ile başının tepesi arasındaki uzaklık; kamet (I)
- BOŞ
-
-
[sıfat]
İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan; hali, tehi, tıngır, dolu (II) karşıtı
- "Komşular bir şey anlamasın diye ateşte boş tencere kaynattığım zamanları bilirim, yine de babamın koskoca konağını terk etmemiştim."
-
[isim]
Kullanıldıktan sonra içinde bir şey kalmayan, kirli bardak, çanak vb. kap
- "Tam bu sırada yanlarından elindeki tepside boşlarla ortalıkçı bir çocuk geçmektedir."
-
Sürülüp ekilmemiş toprak
-
[zarf]
Herhangi bir iş yapmadan, çalışmadan
- "Ben hiç hayatımda böyle yarım saat boş oturmadım…"
-
[mecaz]
Görevlisi olmayan (iş, görev); münhal
- "Boş kadro."
-
[isim, mecaz]
Yapılacak iş olmama durumu
- "Bugün sabah boşum, gelebilirsin."
-
[mecaz]
Gerçeğe dayanmayan
- "Bütün bunlar güneşli ve rüzgârlı bir günün boş vaatleri miydi?"
-
[mecaz]
Herhangi bir bilgisi olmayan
- "Daha meselesiz, daha cahil, daha boş, daha yakışıklıydılar."
-
[mecaz]
Bir işe yaramayan, yararı olmayan
- "Yaşlı başlı insanlarız, dedi. Birbirimizi boş tesellilerle aldatacak değiliz."
-
[zarf, mecaz]
Habersiz, hazırlıksız bir biçimde
- "Tatar dilencinin küfürlerine işte böyle boş yakalandım."
-
[sıfat]
İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan; hali, tehi, tıngır, dolu (II) karşıtı
- POS
-
-
[sıfat]
Gür ve uzun (bıyık)
-
[sıfat]
Gür ve uzun (bıyık)
- BOR
-
-
[sıfat, ağızlardan]
İşlenmemiş, taşlık, sert, ekilmemiş (toprak); borak
-
[sıfat, ağızlardan]
İşlenmemiş, taşlık, sert, ekilmemiş (toprak); borak
- BOP
-
Kelime Kökeni: Sırpça
-
[isim]
Poker oyununda, oyuna girmek için ortaya konması gereken en az miktar
-
İskambil oyunlarında ortadaki miktar kadar oyuna katıldığını belirten bir söz
- "İhsan hoca zembili az ötede ve boş, hâlâ bop demekte, açtım demekte, ver üç kâğıt demekte..."
-
[isim]
Poker oyununda, oyuna girmek için ortaya konması gereken en az miktar
- BOT
-
Kelime Kökeni: İngilizce boat
-
[isim]
Küçük gemi
- "Şu botta bu kadar er var, içlerinde gözüm bir seni tuttu."
-
Ağaç, plastik veya kauçuktan yapılmış küçük sandal
-
[isim]
Küçük gemi
- MOR
-
-
[isim]
Kırmızı ile mavinin karışımından ortaya çıkan renk, menekşe renginin kırmızıya çalanı
-
[sıfat]
Bu renkte olan
- "Piyanonun solmuş ve eprimiş mor kadifeden şamdanlıkları vardı."
-
[isim]
Kırmızı ile mavinin karışımından ortaya çıkan renk, menekşe renginin kırmızıya çalanı
- POF
-
-
[isim]
Yere düşen kaba ve yumuşakça bir şeyin, aniden alev alan veya havası boşalan bir nesnenin çıkardığı ses
-
[isim]
Yere düşen kaba ve yumuşakça bir şeyin, aniden alev alan veya havası boşalan bir nesnenin çıkardığı ses
- BOK
-
-
[isim]
Bakınız dışkı
-
[kaba konuşmada]
Güç durum
- "Boka batmak. Boka düşmek."
-
[sıfat, kaba konuşmada]
Hor görülen, tiksinilen
- "Bırak şu bok herifi!"
-
[isim]
Bakınız dışkı
- UFO
-
Kelime Kökeni: İngilizce (Unidentified Flying Object kelimelerinden kısaltma)
-
[isim]
Bakınız uçan daire
- "Geleneksel Türk aydını böylece boşluğa asılı kaldı, öyle ki sözüm ona bağlandığı partilerde bile havada yüzen ufolar gibi bir hâl aldı."
-
[isim]
Bakınız uçan daire
- POG
-
-
[sıfat]
Gür ve uzun (bıyık)
-
[sıfat]
Gür ve uzun (bıyık)
- YOM
-
-
[isim, ağızlardan]
İyi talih, iyi haber
-
[isim, ağızlardan]
İyi talih, iyi haber