İçinde n olan 3 harfli 84 kelime var. İçerisinde N harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında n harfi olan kelimeler listesine ya da Sonu n harfi ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- NİŞ
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Duvar içinde bırakılan oyuk, göz, hücre
-
[isim]
Duvar içinde bırakılan oyuk, göz, hücre
- BEN
-
-
[isim]
Çoğu doğuştan, tende bulunan ufak, koyu renkli leke veya kabartı
- "Dedim tane tane olmuş benlerin / Dedi zülfüm değdi tel yarasıdır." (Âşık Ömer)
-
En çok üzümde görülen olgunlaşma belirtisi
-
Saçta, sakalda beliren beyazlık
-
[isim]
Çoğu doğuştan, tende bulunan ufak, koyu renkli leke veya kabartı
- NAR
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[isim]
Nargillerden, yaprakları karşılıklı, çiçekleri büyük, koyu kırmızı renkte, küçük bir ağaç (Punica granatum)
-
Bu ağacın kırmızımtırak sarı sert bir kabukla örtülü, içinde çok sayıda kırmızımtırak, sulu taneler bulunduran yuvarlak yemişi
-
[isim]
Nargillerden, yaprakları karşılıklı, çiçekleri büyük, koyu kırmızı renkte, küçük bir ağaç (Punica granatum)
- NAL
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
At, eşek, öküz vb. yük hayvanlarının tırnaklarına çakılan, ayağın şekline uygun demir parçası
- "Atların nal tıkırtıları, demir tekerlek gürültüleri işitildi." (Ömer Seyfettin)
- "Kitap bastırmak, yazı yazmak takatinden mahrum, nalları dikeceksiniz." (Sait Faik Abasıyanık)
-
[isim]
At, eşek, öküz vb. yük hayvanlarının tırnaklarına çakılan, ayağın şekline uygun demir parçası
- NEM
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[isim]
Havada bulunan su buharı
-
Hafif ıslaklık, rutubet
-
[isim]
Havada bulunan su buharı
- VIN
-
-
[isim]
Vınlama sesi
-
[isim]
Vınlama sesi
- GÖN
-
-
[isim]
İşlenmiş deri
-
Kösele
-
Hayvan derisi
- "Boya değil altın yaldız vursan manda gönü gibi donuk duruyor." (Burhan Felek)
-
[isim]
İşlenmiş deri
- RUN
-
Kelime Kökeni : Norveç
-
[isim]
III-XIII. yüzyıllarda İngiliz İskandinav dillerinde kullanılan alfabenin harflerinin her biri
-
Göktürk yazıtlarında kullanılan yazı türünün harflerinden her biri
-
[isim]
III-XIII. yüzyıllarda İngiliz İskandinav dillerinde kullanılan alfabenin harflerinin her biri
- SON
-
-
[sıfat]
Şimdiki zamana en yakın zamandan beri olan veya bu zamanda yapılmış, olmuş olan, ilk karşıtı
- "Gündüzün son ışıklarıyla beraber sanki odadan eşya da çekiliyordu." (Peyami Safa)
- "Dallar uçlara doğru gittikçe inceliyor, gecenin karanlığına karışarak son buluyordu." (Necati Cumalı)
- "Kavga âdeta göz yaşları içinde sona eriyordu." (Reşat Nuri Güntekin)
- "Salime kadının damadından bahsederken onu övmelerine son gelmezdi." (Halit Ziya Uşaklıgil)
-
En arkada bulunan
- "Son vagon."
-
Artık ondan ötesi veya başkası olmayan
- "Son atlıkarıncayı Kadırga meydanında birkaç yıl evvel görmüştüm." (Hasan Âli Yücel)
-
[isim]
Uç, sınır
-
Olanca
- "Son kuvvetiyle: Ya Ali! diye bağırdı." (Memduh Şevket Esendal)
-
[isim]
Bir şeyin en arkadan gelen bölümü, bitimi, nihayet, akıbet
- "Kışın sonu. Bu yolun sonu."
-
[isim]
Ölüm
-
[isim]
Etene
-
[sıfat]
Şimdiki zamana en yakın zamandan beri olan veya bu zamanda yapılmış, olmuş olan, ilk karşıtı
- NİL
- ...
- ÇIN
-
-
[sıfat]
Doğru, gerçek
-
[sıfat]
Doğru, gerçek
- FİN
- ...
- TUN
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[isim]
Gizli yer, köşe bucak
-
[isim]
Gizli yer, köşe bucak
- VEN
- ...
- ZON
- ...
- NAN
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[isim]
Ekmek
- "Alçak, nan ve nimet nankörü hain!" (Sermet Muhtar Alus)
-
[isim]
Ekmek
- ZAN
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Sanı
- "Kapıyorum zannıyla kilitlemişim, diyordu." (Mithat Cemal Kuntay)
- "Âdeta elimi uzatsam dokunabilirim zannına düşmüştüm." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
-
[isim]
Sanı
- YAN
-
-
[isim]
Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü
- "Yolcuların girdiği iskele yanından kendini denize attı." (Memduh Şevket Esendal)
- "Bir görev olmasına karşın, biz bu göreve yan çizmeyi yeğliyoruz." (Selim İleri)
- "El âlem kaloriferli konaklarda yan gelip otururken sen işte böyle tir tir titrersin." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
- "Köşke kurulalım; rahatımıza, keyfimize bakıp yan gelelim." (Sermet Muhtar Alus)
-
Sağ ve solun ortak adı, yön, taraf, cihet
- "Yaşlı garson yanımıza geldi." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
- "Genç bir jandarma zabiti, sert bir eda ile geçiyor, yan gözle bana bakıyordu." (Reşat Nuri Güntekin)
- "Benden yana helal olsun."
- "Annesini yanına almış."
-
Yer
-
Üst
-
Birlikte, beraberinde olma
- "Bir ara acıkıp yanlarında getirdikleri ekmek peyniri yediler." (Necati Cumalı)
-
Bedenin bir bölümü
- "Sağ yanına inme inmiş."
-
[sıfat]
Üstte, altta, arkada veya önde olmayan
-
[sıfat]
İkinci derece olan
- "İlacın yan etkileri."
-
[sıfat]
Tali
- "Siyasi partiler kadın kolu, gençlik kolu ve benzeri şekilde ayrıcalık yaratan yan kuruluşlar meydana getiremezler." (Anayasa)
-
[zarf]
Bir tarafa yönelerek
-
İstekleri karşıt olan iki kişiden veya topluluktan biri
-
Savaş düzenindeki ordunun iki kanadından her biri
-
Bir denklemde "=" işaretiyle ayrılmış olan iki anlatımdan her biri
-
Taç
-
[isim]
Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü
- NOD
- ...
- NOM
-
-
[isim]
Eski Mısır'da şehir devleti
-
[isim]
Eski Mısır'da şehir devleti