İçinde ma olan 5 harfli 372 kelime var. İçerisinde MA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ma olan kelimeler listesine ya da sonu ma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
AM, MA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- MALUM
-
Kelime Kökeni: Arapça maʿlūm
-
[isim]
Herkes tarafından bilinen, gizli olmayan, öğrenilmiş şey
- "Balkan Harbi'nin fecaatlerinden sonraki hadiseler de malumunuzdur."
-
[sıfat]
Herkesçe bilinen ancak dile getirilemeyen
- "Malum kişi. Malum çevre."
-
[zarf]
Bilindiği üzere, bilindiği gibi
-
[isim, dil bilgisi]
Bakınız etken fiil
-
[eskimiş, matematik]
Bakınız bilinen
-
[isim]
Herkes tarafından bilinen, gizli olmayan, öğrenilmiş şey
- KAÇMA
-
-
[isim]
Kaçmak işi; firar
- "Fabrikayı boşaltmaları için dışarıdan çağrı yapılırken kaçma arzusuyla yanıp tutuşanlar oldu."
-
[isim]
Kaçmak işi; firar
- KILMA
-
-
[isim]
Kılmak işi
- "Kitabımı elimden bırakmadığımı görmek bile onları mutlu kılmaya yetiyordu."
-
[isim]
Kılmak işi
- MALUL
-
Kelime Kökeni: Arapça maʿlūl
-
[sıfat]
Sakat (kimse); sökel
- "Ben belki artık malulüm belki ömrümün sonuna kadar böyle kalacağım."
-
Hasta (kimse)
-
[sıfat]
Sakat (kimse); sökel
- ANMAK
-
-
[-i]
Birini veya bir şeyi akla getirerek sözünü etmek veya onu düşünmek; zikretmek
- "Onun bu fedakârlığını her yerde, her zaman minnetle anacağım."
-
[-i, -le]
Bir armağanla birinin gönlünü almak
-
Bakınız adlandırmak
- "Onu, başka Tahirlerden ayırt etmek için “Temiz Tahir” diye anarlardı."
-
[-i]
Birini veya bir şeyi akla getirerek sözünü etmek veya onu düşünmek; zikretmek
- MASUN
-
Kelime Kökeni: Arapça maṣūn
-
[sıfat, eskimiş]
Korunan, korunmuş
- "Poyrazdan masun bir kulübe göreceksin."
-
Saklanmış
-
[sıfat, eskimiş]
Korunan, korunmuş
- YIĞMA
-
-
[isim]
Yığmak işi
-
[isim]
Yığmak işi
- SEMAİ
-
Kelime Kökeni: Arapça semāʿī
-
[isim, müzik]
Klasik Türk müziğinde iki basit usulden biri
-
[edebiyat]
Halk şiirinde sevgi, doğa, güzellik konularını işleyen, genellikle koşma gibi kafiyelenen, sekizer hece ölçüsüyle yazılmış şiir
-
[sıfat, eskimiş]
Bir kurala bağlı olmayıp ancak işitmekle öğrenilen (söz)
-
[isim, müzik]
Klasik Türk müziğinde iki basit usulden biri
- SAPMA
-
-
[isim]
Sapmak işi; inhiraf
-
[fizik]
Serbest bir mıknatıslı iğnenin denge konumundayken gösterdiği doğrultudan geçen düşey düzlemle, bulunulan noktanın meridyen düzlemi arasındaki açı
-
[fizik]
Bir ışının saydam bir biçmeden geçtikten sonra giriş doğrultusu arasında oluşturduğu açı
-
[isim]
Sapmak işi; inhiraf
- ÇATMA
-
-
[isim]
Çatmak işi
-
Provada geçici olarak bir giysiye iliştirilmiş olan parça
-
Duvarları ağaç gövdesinden birbirine takılarak ve çivisiz olarak yapılan yayla evi
-
Bir tür döşemelik kumaş
- "Sonra o çatma örtülü minderin üstüne oturmuş, albayın İstanbul hakkındaki suallerine kısa kısa cevap vermişti."
-
Ahşap yapılarda ağaç iskeletin temel parçaları
-
Semerin ağaç kısmı
-
Heykel yapımında çamuru ayakta tutan tel iskelet
-
Bakınız Yörük çadırı
-
[isim]
Çatmak işi
- MASAL
-
Kelime Kökeni: Arapça mes̱el
-
[isim]
Genellikle halkın yarattığı, hayale dayanan, sözlü gelenekte yaşayan, çoğunlukla insanlar, hayvanlar ile cadı, cin, dev, peri vb. varlıkların başından geçen olağanüstü olayları anlatan edebî tür
- "Masal olsun roman olsun, ikisi de anlatı sanatıdır."
-
[mecaz]
Boşuna söylenmiş söz
- "Müttefikler karşı hücuma geçtikten sonra, milleti aynı masalla uyutmak olanaksızlaştı."
-
[isim]
Genellikle halkın yarattığı, hayale dayanan, sözlü gelenekte yaşayan, çoğunlukla insanlar, hayvanlar ile cadı, cin, dev, peri vb. varlıkların başından geçen olağanüstü olayları anlatan edebî tür
- ONMAK
-
-
[nesnesiz]
Daha iyi bir duruma girmek; salah bulmak
- "Sakın kesme, yaş ağaca balta vuran el onmaz."
-
Eksiği kalmayıp gönül ferahlığına ermek; mutlu olmak, mesut olmak
-
Hastalıktan, dertten kurtulmak; şifa bulmak, felah bulmak
-
[nesnesiz]
Daha iyi bir duruma girmek; salah bulmak
- MAZOT
-
Kelime Kökeni: Rusça
-
[isim, kimya]
Yakıt olarak kullanılan, ham petrolün damıtma ürünlerinden biri; motorin
-
[argo]
İçki, sigara, uyuşturucu vb
-
[isim, kimya]
Yakıt olarak kullanılan, ham petrolün damıtma ürünlerinden biri; motorin
- MASUM
-
Kelime Kökeni: Arapça maʿṣūm
-
[sıfat]
Suçsuz, günahsız (kimse)
- "Melek kadar masum / Yok canım şeytan kadar şirret"
-
Temiz, saf (kimse)
- "Gül kokusunda saf ve masum bir eda, yaseminde romantik bir sevda hisseder gibi olurum."
-
[isim, ağızlardan]
Suç ve günah işlemeyecek kadar küçük çocuk
- "Dört masumu var."
-
[sıfat]
Suçsuz, günahsız (kimse)
- MAVAL
-
Kelime Kökeni: Arapça mevvāl
-
[isim, argo]
Yalan, uydurma söz
- "Bu sürgünlük mavalı neyin nesi? Aslı astarı var mı?"
-
[isim, argo]
Yalan, uydurma söz
- KARMA
-
-
[isim]
Karmak işi
-
Ayrı türden olan ögelerin iç içe geçmelerini, birbiri içinde dağılmalarını sağlama
- "İzmir karması ilk müsabakasını 2 Haziran 1913 tarihinde İstanbul şampiyonu Galatasaray'la yaptı."
-
[sıfat]
Ayrı türden olan ögelerin karıştırılmasıyla oluşmuş; muhtelit, kompozit
-
[isim]
Karmak işi
- MALAK
-
-
[isim, ağızlardan]
Manda yavrusu
-
[isim, ağızlardan]
Manda yavrusu
- MANTO
-
Kelime Kökeni: Fransızca manteau
-
[isim]
Diz altından topuğa kadar uzanan, öbür kıyafetlerin üstüne giyilen, kalın kumaştan, kışlık kadın giysisi
- "Kürklü, zarif ve epeyce pahalı bir mantoya büründüğü için kadının yüzü görünmüyordu."
-
[jeoloji]
Yer kabuğu ile çekirdek arasında bulunan, sıcak ve plastik bir yer katı
-
[isim]
Diz altından topuğa kadar uzanan, öbür kıyafetlerin üstüne giyilen, kalın kumaştan, kışlık kadın giysisi
- ONAMA
-
-
[isim]
Onamak işi, uygun bulma; tasvip
- "Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, yürütme organının teklif, inha, atama veya onamasına bağlı resmî ve özel herhangi bir işle görevlendirilemezler."
-
[isim]
Onamak işi, uygun bulma; tasvip
- MANEN
-
Kelime Kökeni: Arapça maʿnen
-
[zarf]
Kişinin iç dünyası yönünden, manevi bakımdan, maddeten karşıtı
- "Milletini maddeten ve manen yükseltmek istemeyen adam nasıl samimi Türkçü olabilir."
-
[zarf]
Kişinin iç dünyası yönünden, manevi bakımdan, maddeten karşıtı