İçinde m olan 5 harfli 1326 kelime var. İçerisinde M harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında m harfi olan kelimeler listesine ya da sonu m harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- AHKAM
-
Kelime Kökeni: Arapça aḥkām
-
[isim]
Hükümler
-
[isim]
Hükümler
- MÜHİM
-
Kelime Kökeni: Arapça muhimm
-
[sıfat]
Bakınız önemli
- "Sivas'tan yükseltilen bu sedanın düşmanlar için ne kadar kuvvetli ve mühim olduğu takdir buyrulur."
-
[sıfat]
Bakınız önemli
- TUTAM
-
-
[sıfat]
Avuç içi veya parmak uçlarıyla tutulabilen miktarda olan; kavram
- "Bir tutam çiçek getirmiş."
-
[sıfat]
Avuç içi veya parmak uçlarıyla tutulabilen miktarda olan; kavram
- MAKAT
-
Kelime Kökeni: Arapça maḳʿad
- TUTUM
-
-
[isim]
Tutulan yol, tavır
-
Bakınız davranış
-
Para veya herhangi bir şeyi dikkatli kullanma, idareli tüketme; artırım, idare, iktisat, tasarruf, ekonomi
-
[isim]
Tutulan yol, tavır
- ASTIM
-
Kelime Kökeni: Fransızca asthme tıp
-
[isim]
Bronşların daralmasından ileri gelen nefes darlığı
- "Astım hastası olduğunu bilmiyordum. Alerjik mi ?"
-
[isim]
Bronşların daralmasından ileri gelen nefes darlığı
- CAMIZ
-
Kelime Kökeni: Arapça cāmūs
-
[isim, hayvan bilimi]
Bakınız manda (I)
- "Özellikle camızlar yani sütünden meşhur Afyon kaymağı yapılan dombaylar bu bataklıkta gezinirlerdi hep."
-
[isim, hayvan bilimi]
Bakınız manda (I)
- MUHAL
-
Kelime Kökeni: Arapça muḥāl
-
[sıfat, eskimiş]
Olması, gerçekleşmesi olanaksız
- "Gizli düşmanların elinden memleketi kurtarmak muhal bulunuyordu."
-
[sıfat, eskimiş]
Olması, gerçekleşmesi olanaksız
- MESAİ
-
Kelime Kökeni: Arapça mesāʿī
-
[isim]
Çalışma, emek
- "İki üç günlük mesaiyle bir sürü karanlık noktayı çözümledin."
-
[isim]
Çalışma, emek
- AÇMAK
-
-
[-i]
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek
- "Kapıyı açıp içeri giriyorum."
-
Engeli kaldırmak
- "Karla kapanan yolu açmak."
-
Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri açık duruma getirmek
- "Kadın hamalı dışarı çıkardı, sonra çantasını açıp birkaç lira çıkardı."
-
Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak
-
Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak
- "Su borusunu açmak."
-
Alanını genişletmek
- "Anıtın çevresini açmak."
-
Birbirinden uzaklaştırmak
- "Kollarını açtı."
-
Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak
- "Yumağı açmak."
-
Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak
-
Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek
-
Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak
- "Biraz sakinleşmek için kalktı, bir bitki çayı hazırladı, sonra da radyoyu açtı."
-
Alışverişi başlatmak
- "Güvenoyu başarısızlığından sonra transfer piyasasını açtı."
-
Rengin koyuluğunu azaltmak
- "Bu boyayı biraz daha açmalı."
-
Yakışmak, güzel göstermek
- "Bu renk odayı açtı."
-
Ferahlık vermek
-
Geçit sağlamak
- "İki oda arasına kapı açtık."
-
Bir konu ile ilgili konuşmak
-
Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek
- "Size derdimi açmaya geldim."
-
Satranç, poker vb. oyunları başlatmak
-
[nesnesiz]
Yapmak, düzenlemek
- "Sınav açmak."
-
[nesnesiz]
Ayırmak, tahsis etmek
- "Senin için üst katta bir oda açtık."
-
Görünür duruma getirmek
- "Kollarını, göğsünü açmış."
-
[nesnesiz]
Gökyüzü bulutların dağılmasıyla aydınlanmak
- "Hava açtı."
-
[nesnesiz]
Bitki çiçekli duruma gelmek
- "Hiç kurumuş ağaç yeşerir, çiçek açar mı?"
-
[mecaz]
Sıkıntısını gidermek, içine, gönlüne ferahlık vermek
- "Burası beni açmadı, başka yere gidelim."
-
[mecaz]
Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek
- "Öğretmen sürekli konuşuyor, öğrenciyi açmak istiyordu."
-
[eskimiş]
Savaşla almak
-
[tıp]
Bakınız yarmak
- "Çıbanı açmak."
-
[-i]
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek
- ÜMMET
-
Kelime Kökeni: Arapça ummet
-
[isim, din bilimi]
Bir peygamberin getirdiklerine inanıp ona tabi olanların oluşturduğu topluluk
- "Muhammed’in ümmeti, İsa’nın ümmeti."
-
[isim, din bilimi]
Bir peygamberin getirdiklerine inanıp ona tabi olanların oluşturduğu topluluk
- MAVİŞ
-
-
[sıfat]
Mavi gözlü olan (kimse)
-
[sıfat]
Mavi gözlü olan (kimse)
- LAZIM
-
Kelime Kökeni: Arapça lāzim
- METAL
-
Kelime Kökeni: Fransızca métal
-
[isim, kimya]
Çok yüksek elektrik ve ısı iletkenliği, kendine özgü parlaklığı olan, oksijenli birleşimiyle çoğunlukla bazik oksitler veren madde; maden
-
[sıfat]
Bu maddeden yapılmış
- "Çıkardıkları metal kutuları, gazeteleri ve cam şişeleri ayrı ayrı çuvallara doldurup götürüyorlar."
-
Dizgi makinelerinde satırları oluşturmak için eritilen antimon ve kurşun alaşımı
-
[isim, kimya]
Çok yüksek elektrik ve ısı iletkenliği, kendine özgü parlaklığı olan, oksijenli birleşimiyle çoğunlukla bazik oksitler veren madde; maden
- YORMA
-
-
[isim]
Yormak işi
-
[isim]
Yormak işi
- MİNİK
-
-
[sıfat]
Küçük ve sevimli
- "“... Burhan, mavi gömleğiyle gidip gelecek ... avluda minik adımlarla gezinen oğlunu kucaklayacak, sonra da bir süre onunla şakalaşıp gülüşecekti."
-
[sıfat]
Küçük ve sevimli
- EĞRİM
-
-
[sıfat]
Eğri, dalgalı olan
-
[isim, coğrafya]
Bakınız girdap
-
[sıfat]
Eğri, dalgalı olan
- ŞAŞMA
-
-
[isim]
Şaşmak işi; taaccüp
-
[isim]
Şaşmak işi; taaccüp
- CAYMA
-
-
[isim]
Caymak işi
-
[isim]
Caymak işi
- METAN
-
Kelime Kökeni: Fransızca méthane
-
[isim, kimya]
Çürümekte olan karbonlu maddelerden çıkan, havada sarı bir alevle yanan, renksiz bir gaz; bataklık gazı (CH4)
-
[isim, kimya]
Çürümekte olan karbonlu maddelerden çıkan, havada sarı bir alevle yanan, renksiz bir gaz; bataklık gazı (CH4)