İçinde lma olan 5 harfli 17 kelime var. İçerisinde LMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında lma olan kelimeler listesine ya da sonu lma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Lma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A L M

3 Harfli Kelimeler

LAM, MAL

2 Harfli Kelimeler

AL, AM, LA, MA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ALMAŞ

  1. [isim] İki veya daha çok şeyin sıra ile değiştirilerek kullanılması veya kendiliğinden değişerek çalışması; keşikleme, münavebe
  2. [mantık] Birinin doğru olması ötekinin yanlışlığını gerektiren iki önermenin oluşturduğu sistem
YOLMA

  1. [isim] Yolmak işi
    • "Arpalar erdi de gelin, girdik yolmaya" (Halk türküsü)
  2. [ağızlardan] Sapı orakla biçilmeyecek kadar kısa kalmış ekin
ALMAK

  1. [-i] Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak
    • "Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı." (Necati Cumalı)
  2. [nesnesiz] Bakınız satın almak
  3. [nesnesiz] Bir yeri ele geçirmek
    • "Fakat aldıkları yerlerin ahalisini Türkleştiremediklerinden bu büyüklük onların zayıf düşmelerine sebep olmuş." (Ömer Seyfettin)
  4. [-i, -den] Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak
    • "Çocuğu okuldan aldı."
  5. Birlikte götürmek
  6. [nesnesiz] İçine sığmak
    • "Bu kavanoz iki kilo bal alır. Bu salon bin kişi alır."
  7. [-e, nesnesiz] Kabul etmek; ahzetmek
  8. [nesnesiz] Bir şey kendine ulaştırılmak, iletilmek
    • "Mektup almak. Haber almak."
  9. [nesnesiz] İçeri girmek veya sızmak
    • "Gemi su alıyor. Fotoğraf makinesi ışık almış, film yanmış."
  10. [nesnesiz] Erkek, birisiyle evlenmek
    • "O sırada aldığı kadının babasının birçok yardımını görmüştü." (Memduh Şevket Esendal)
  11. [-i, nesnesiz] Sürükleyip götürmek
    • "Öküzü sel aldı, harmanı yel aldı."
  12. [nesnesiz] Bir şeyi kazanmak, elde etmek
  13. [nesnesiz] Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak
    • "Ceza almak."
  14. [-i, nesnesiz] Bakınız kaplamak
    • "Burayı kötü bir koku aldı, durulamaz hâle geldi."
  15. [-den] Bakınız kısaltmak
    • "Ceketin boyundan almak."
  16. [nesnesiz] Bakınız yolmak
    • "Kaş almak."
  17. ... ile temizlemek
    • "Karyolanın altını süpürge ile al."
  18. [-e, -i] İçeri girmesini sağlamak
    • "Sevdiği delikanlıyı gece evine almış." (Necati Cumalı)
  19. [nesnesiz] Tat veya koku duymak
    • "Lena çoktan yemeği pişirmiş, ortalığı, insanı acıktıran bir koku almıştı." (Yaşar Kemal)
  20. [-i, -de] Yol gitmek, mesafe katetmek
    • "O yolu bir saatte alırsınız."
  21. [-i, -den] Bir şey çalmak
    • "Cebimden saatimi almışlar."
  22. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak
    • "Dalağını aldılar."
  23. [nesnesiz] Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek
    • "Savcı yardımcısı gaza bastı, motor almadı. Bir daha bastı, yine almadı." (Haldun Taner)
  24. [nesnesiz] Göreve, işe başlatmak
    • "Yeni bir kapıcı aldı."
  25. [-den] Görevden, işten çekmek
  26. [nesnesiz] Bakınız başlamak
    • "Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur" (Halk türküsü)
  27. [nesnesiz] İçecek veya yiyecekten bir parça içmek veya yemek
    • "Tadına bakmak için bir yudum aldım."
  28. [nesnesiz, -den] Kazanç sağlamak
    • "Bir pantolondan beş yüz lira alıyorlar."
  29. Etkisini azaltmak
    • "İçine biraz su koy, tuzunu alır."
  30. Yer değiştirmek
ALMAN

Kelime Kökeni: Fransızca Allemand

  1. [isim] Almanya’da yaşayan, Cermen soyundan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
    • "Başımı sağa çevirdim; müthiş, iri, kıpkırmızı bir Alman yanıma oturmuş, gayet beyaz bir keten mendille terini siliyordu." (Ömer Seyfettin)
SALMA

  1. [isim] Salmak işi
  2. Pirinçle pişirilen bir yemek türü
    • "Midye salması."
  3. [ağızlardan] Genellikle köylerde işlerin görülmesi için ihtiyar heyetinin kararıyla her evden toplanması gereken para
  4. Bazı yerel giysilerde kolun yeninden sarkan kumaş parçası
  5. Kuşların üretilmesine ayrılan oda
  6. [sıfat] Başıboş gezen (hayvan)
    • "Bu işleri asrilik sanıyorlar da kızlarını Haymana ovalarındaki dişi taylar gibi salma bırakıyorlar." (Aka Gündüz)
  7. [sıfat] Sürekli akan (su)
  8. [tarih] Osmanlı Devleti’nde güvenlik amacıyla devriye gezen kolluk eri
ÇALMA

  1. [isim] Çalmak işi
    • "Rüyamıza kadar giren bu bahçeden elma çalmaya gidiyorduk." (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
    • "Kimsenin bilmediği bir havayı çalmaya başladılar." (Halit Fahri Ozansoy)
  2. Başa sarılan sarık
  3. [sıfat] Çalınmış
    • "Çalma mal."
  4. [sıfat] Kakmalı olmayan, kalemle işlenmiş
    • "Çalma çiçekli bir gümüş vazo."
KILMA

  1. [isim] Kılmak işi
    • "Kitabımı elimden bırakmadığımı görmek bile onları mutlu kılmaya yetiyordu." (Necati Cumalı)
SOLMA

  1. [isim] Solmak işi
  2. [kimya] Isı, kızılötesi ışınlar ve kimyasal reaksiyonlar sonunda pigmentlerin renklerini yitirmesi
DOLMA

  1. [isim] Dolmak işi
    • "Çok geçmeden odaya çevredeki komşular dolmaya başladı." (İhsan Oktay Anar)
  2. Tavuk, kuzu gibi hayvanların veya biber, domates, kabak gibi sebzelerin hazırlanan iç kullanılarak doldurulmasıyla yapılan etli veya zeytinyağlı yemek
    • "Perihan nine evde kalacak, baklava açacak, dolma yapacaktı." (Halide Edip Adıvar)
  3. [sıfat] Doldurularak yapılan
    • "Dolmabahçe bir dolma arazinin üzerinde. Burayı yapan mimar saraya bir akciğer yapmayı düşünmüş ve suyun altından bir tüneller sistemi kurmuş." (Halûk Örgün)
  4. [sıfat] Doldurularak atılan (tüfek vb.)
    • "Padişah topçusu Memet Çavuş, Hıdırlık doruğunda kıçtan dolma balyemezi gümbürdetiyor." (Aziz Nesin)
  5. [argo] Yalan, hile, dalavere
  6. [argo] Üç sigara kâğıdına bolca sarılmış esrar
    • "Oturalım şuraya da dolmamızı içelim, belki bir şeyler buluruz." (Muzaffer Uyguner)
BULMA

  1. [isim] Bulmak işi
    • "Bu genç kadında kendisini büyüleyen şeyin ne olduğunu bulmaya uğraşıyor." (Attilâ İlhan)
OLMAK

  1. [nesnesiz] Meydana gelmek, vuku bulmak
    • "En şiddetli münakaşa, kumpanyanın ismi için oldu." (Sait Faik Abasıyanık)
  2. Gerçekleşmek veya yapılmak
  3. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak
    • "Okumak, eczacı olmak bu sayılı inatlarından biri ve ilkidir." (Tarık Buğra)
  4. Bir şeyi elde etmek, edinmek
    • "Nihayet ben mal sahibi olacağıma göre rahattım." (Sait Faik Abasıyanık)
  5. Bir durumdan başka bir duruma geçmek
  6. Herhangi bir durumda bulunmak; yapmak
  7. Uygun düşmek, yerinde görülmek
    • "Böyle iş olmaz. Oraya gitmesek de olur."
  8. Yetişmek, olgunlaşmak
    • "Ekinler oldu. Üzümler daha olmadı."
  9. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek
    • "Çay oldu."
  10. Bir yerde bulunmak
    • "Kız da hemen olduğu yere oturdu." (Memduh Şevket Esendal)
  11. Geçmek, tamamlanmak
    • "İki yıl oldu. Nerede ise üç yıl olacak."
  12. Sürdürmek, yürütmek
    • "İlişkilerimiz dostça olsun istiyorum."
  13. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak
    • "Partili olmak."
  14. Yaklaşmak, gelip çatmak
    • "Sabah oldu."
  15. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek
    • "Pırlanta gerdanlığı da tektaş küpesi de zümrüt yüzüğü de kendinin olsun!" (Sermet Muhtar Alus)
  16. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz
    • "Annesi oluyor. Yeğeni olur."
  17. [teklifsiz konuşmada] Sarhoş olmak
    • "Sen adamakıllı olmuşsun."
  18. [-e] Uymak, tam gelmek
    • "Bu şapka başıma oluyor."
  19. [-den] Yitirmek, elinden kaçırmak
    • "Tembelliği yüzünden işinden oldu."
  20. [-den] Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak
    • "Köyden, kasabadan olmayan, düveni, dirgeni nasıl bilebilir?"
  21. [-e] Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek
    • "Aman, ona bir şey olmasın! Kimseye bir şey olmadı."
  22. [-e] Yol açmak
    • "Bu davranışın ona çok zararı oldu."
  23. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak
    • "Su, buz oldu."
  24. [yardımcı fiil] Sıfat-fiil eki almış kelimelerden sonra anlamı kuvvetlendirmek için kullanılır
    • "Artık bize gelmez oldu. Bu işi yapmış olacak."
  25. [yardımcı fiil] Hastalığa yakalanmak, tutulmak
    • "Tifo olmak. Verem olmak."
ALMAÇ

  1. [isim, fizik] Bir elektrik akımını alıp başka bir kuvvete çeviren cihaz; alıcı, reseptör
DALMA

  1. [isim] Dalmak işi
    • "Silifke'de dalmaya başladılar ama bir gün, iki gün, on gün, denizde ilaç için olsun tek bir sünger bulamadılar." (Halikarnas Balıkçısı)
  2. [spor] Güreşçinin ayaktayken birden eğilerek rakibinin bacaklarını kapması
OLMAZ

  1. [sıfat] İmkânsız, gerçekleşemez, gayrimümkün olan
  2. [isim] Yapılamayacak iş, tutum veya davranış
    • "Onun o gözü pekliği, onurla ölümü göze alışıdır ki Atatürk'e olmazları oldurtmak gücünü vermiştir." (Haldun Taner)
KALMA

  1. [isim] Kalmak işi
    • "Asıl derdi, tumturaklı sözler, bitimsiz tartışmalarla gözünü boyayıp birazcık yanında kalmamı sağlamak." (Tomris Uyar)
  2. [sıfat] Herhangi bir kimseden veya bir dönemden kalmış olan
    • "Annemden kalma bir evim vardı. Onu rehine koyarak bir ev tuttuk." (Ömer Seyfettin)
YILMA

  1. [isim] Yılmak işi
ELMAS

Kelime Kökeni: Arapça elmās

  1. [isim] Yerin derinliklerinde bulunan, billurlaşmış arı karbon
  2. Mücevher olarak kullanılan, saydam, değerli taş
    • "Bazı nadir inciler, elmaslar vardır ki onların biri yalnız saltanat tacı olabilir." (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)
  3. [sıfat] Bu taşlarla yapılmış
    • "Elim değmişken elmas kılıcımla canını cehenneme yollayayım." (Turan Oflazoğlu)
  4. Bakınız elmastıraş
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü