İçinde lak olan 7 harfli 57 kelime var. İçerisinde LAK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında lak olan kelimeler listesine ya da sonu lak ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Lak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
KAL, LAK
2 Harfli Kelimeler
AK, AL, LA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- PIRTLAK
-
-
[sıfat]
Pırtlamış, dışarı fırlamış
- "Zatî Bey ellerini çırptı, pırtlak gözlü hafiye odaya girdi."
-
Kabuğundan kolayca dışarı çıkabilen
- "Pırtlak üzüm."
-
[sıfat]
Pırtlamış, dışarı fırlamış
- LAKLAKA
-
Kelime Kökeni: Arapça laḳlaḳa
-
[isim]
Gereksiz, anlamsız, boş söz
-
[isim]
Gereksiz, anlamsız, boş söz
- MUALLAK
-
Kelime Kökeni: Arapça muʿallaḳ
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız asılı
-
[mecaz]
Sonuca bağlanmamış, sürüncemede kalmış
- "Komite mahkemesince verilip de nasılsa icra olunmayan muallak kararları yerine getirirdi."
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız asılı
- LAKAPLI
-
-
[sıfat]
Herhangi bir lakabı olan
-
Lakap takılmış olan
-
[sıfat]
Herhangi bir lakabı olan
- KULAKLI
-
-
[sıfat]
Kulağı herhangi bir biçimde olan
- "Küçük kulaklı."
-
Kulağa benzer çıkıntısı olan
-
[isim]
Sapının ucunda kulak biçiminde iki geniş çatalı bulunan bir tür yatağan
-
[isim]
İki tarafında tutulacak yeri olan yayvan tava, tencere, kazan vb
-
[sıfat]
Kulağı herhangi bir biçimde olan
- MUTLAKA
-
Kelime Kökeni: Arapça muṭlaḳā
-
[zarf]
Bakınız kesinlikle
- "Ben sözü, her okuyuşumuzda mutlaka gülümseten bir şiirine getirdim."
-
[zarf]
Bakınız kesinlikle
- LAKLAMA
-
-
[isim]
Laklamak işi
-
[isim]
Laklamak işi
- TELAKKİ
-
Kelime Kökeni: Arapça telaḳḳī
-
[isim]
Bakınız anlayış
- "Bunu böylece, belki de bir telakkiye göre küstahça yazmamı açık sözlülüğüme bağışlayın."
-
Kabul etme
-
[isim]
Bakınız anlayış
- TOPALAK
-
-
[isim, bitki bilimi]
Hünnapgillerden, yapraklarından yeşil boya çıkarılan bir bitki (Rhamnus clorophorus globosus)
-
[isim, bitki bilimi]
Hünnapgillerden, yapraklarından yeşil boya çıkarılan bir bitki (Rhamnus clorophorus globosus)
- MALAKİT
-
Kelime Kökeni: Fransızca malacihte
-
[isim, kimya]
Yeşil renkli, yontulup parlatılabilen, doğal bakırlı, hidratlı karbonat; bakır taşı
-
[isim, kimya]
Yeşil renkli, yontulup parlatılabilen, doğal bakırlı, hidratlı karbonat; bakır taşı
- ANLAKLI
-
-
[sıfat]
Bakınız zeki
-
[sıfat]
Bakınız zeki
- PLAKACI
-
-
[isim]
Plaka yapıp satan kimse
-
[isim]
Plaka yapıp satan kimse
- YAPALAK
-
-
[isim, hayvan bilimi]
İri bir tür baykuş
-
[isim, hayvan bilimi]
İri bir tür baykuş
- LAKAYIT
-
Kelime Kökeni: Arapça lāḳayd
-
[sıfat]
Bakınız ilgisiz
- "Yüzündeki gülümseyiş geçti, yeniden lakayıt, uzak ve donmuş hâlini takındı."
-
[zarf]
İlgisiz bir biçimde
- "Kız, kendini mümkün olduğu kadar sakin, lakayıt gösterebilmek için elinden geleni yapmaya çalışmaktadır."
-
[sıfat]
Bakınız ilgisiz
- LEYLAKİ
-
Kelime Kökeni: Arapça leylāḳī
-
[isim, eskimiş]
Bakınız leylak rengi
- "Ankara, kızıldan pembeye, pembeden mora, mordan leylakiye geçen bir aydınlık içinde cıvıl cıvıl kaynıyor."
-
[sıfat]
Bu renkte olan
- "Erguvan göklerin altında sular leylaki."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız leylak rengi
- BİLAKİS
-
Kelime Kökeni: Arapça bi'l-ʿaks
-
[zarf]
Bakınız tersine
- "Bilakis tecrübeli bir adam gibi söz söylüyorum, inanınız."
-
[zarf]
Bakınız tersine
- KULAKÇI
-
-
[isim]
Kulak, burun, boğaz hekimi
- "Bir jinekolog, kulakçı, çocukçu, röntgenci, epeyce şubeler açıldı ve büyüdü."
-
[isim]
Kulak, burun, boğaz hekimi
- EMLAKÇI
-
-
[isim]
Emlak alıp satma işini yapan kimse
-
Bakınız emlak bürosu
-
[isim]
Emlak alıp satma işini yapan kimse
- LAKERDA
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim]
Palamut, torik vb. balıklardan dilim dilim kesilerek yapılan salamura
- "Aşçı kadın ömründe lakerda görmemiş."
-
[isim]
Palamut, torik vb. balıklardan dilim dilim kesilerek yapılan salamura
- LAKİNLİ
-
-
[sıfat]
Herhangi bir bahane, şart ileri süren
-
"Lakin" sözünü kullanan
-
[zarf]
Herhangi bir bahane, şart ileri sürerek
-
[zarf]
"Lakin" sözünü kullanarak
-
[sıfat]
Herhangi bir bahane, şart ileri süren