İçinde ku olan 5 harfli 110 kelime var. İçerisinde KU bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ku olan kelimeler listesine ya da Sonu ku ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KUMRU
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[isim]
Güvercinler takımından, güvercinden küçük, boz, gri renkli bir kuş (Streptopelia)
- "Başlarını dinlerler, kumru gibi yuvalarında oturur, şunun bunun aleyhinde konuşmazlar." (Burhan Felek)
-
Hamurdan yapılan, sandviçe benzeyen bir tür yiyecek
-
[isim]
Güvercinler takımından, güvercinden küçük, boz, gri renkli bir kuş (Streptopelia)
- KUŞET
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Gemi veya tren yatağı
-
[isim]
Gemi veya tren yatağı
- ÇUKUR
-
-
[isim]
Çevresine göre aşağı çökmüş olan yer
- "Eşek sendeleyip yandaki çukurun içine düştü, kalkamadı." (Memduh Şevket Esendal)
- "Kendi ayağınız ve büyük aklınızla gidip düştüğünüz çukurdan bize ne?" (Aka Gündüz)
-
Çene ve yanaktaki gamze
- "Ne hoş gülerdi, yanaklarının çukuru ne derli toplu açılırdı." (Refik Halit Karay)
-
Mezar
- "Ben, bir ayağı çukurda hasta bir ihtiyarım." (Mahmut Yesari)
-
[isim]
Çevresine göre aşağı çökmüş olan yer
- KUSMA
-
-
[isim]
Kusmak işi, istifra
-
[isim]
Kusmak işi, istifra
- SUSKU
-
-
[isim]
Az konuşma, susma, sükût
- "Büyük, anlamlı insanı dehşet içinde bırakan bir susku onunkisi." (Selim İleri)
-
[isim]
Az konuşma, susma, sükût
- KURAL
-
-
[isim]
Bir sanata, bir bilime, bir düşünce ve davranış sistemine temel olan, yön veren ilke, nizam
- "Dil bilgisi kuralları."
-
Davranışlarımıza yön veren, uyulması gereken ilke
- "O yirmi beş yaşına kadar umumi kurallara, yargılara sığmayan bir hayat yaşamıştır." (Halide Edip Adıvar)
-
[isim]
Bir sanata, bir bilime, bir düşünce ve davranış sistemine temel olan, yön veren ilke, nizam
- SÜKUN
- ...
- KUMCU
-
-
[isim]
Kum getirip satan kimse
-
[isim]
Kum getirip satan kimse
- KUMLA
-
-
[isim]
Kumluk yer, geniş kumsal, plaj
-
Güneş banyosu yapmak için düzenlenmiş kumsal
-
[isim]
Kumluk yer, geniş kumsal, plaj
- KORKU
-
-
[isim]
Bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında duyulan kaygı, üzüntü
- "Yarı çocuk kalbimde korku, kapıya yaklaştıkça büyüyor." (Yusuf Ziya Ortaç)
- "Bir korku düştü canıma acep nola benim hâlim / Derman olmaz ise bana acep nola benim hâlim?" (Yunus Emre)
- "Devletin bu türden denetimlere kalkması, korku salma amacına yöneliktir." (Melih Cevdet Anday)
- "Kadınlıktan, erkeklikten tiksiniyordu ve etteki sır ona korku veriyordu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
-
Kötülük gelme ihtimali, tehlike, muhatara
- "Yollarda korku kalmadı."
-
Gerçek veya beklenen bir tehlike ile yoğun bir acı karşısında uyanan ve coşku, beniz sararması, ağız kuruması, kalp, solunum hızlanması vb. belirtileri olan veya daha karmaşık fizyolojik değişmelerle kendini gösteren duygu
-
[isim]
Bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında duyulan kaygı, üzüntü
- KURRA
- ...
- KUMUL
-
-
[isim]
Çöllerde veya deniz kıyılarında rüzgârların yığdığı kum tepesi, eksibe
-
[isim]
Çöllerde veya deniz kıyılarında rüzgârların yığdığı kum tepesi, eksibe
- KURNA
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Hamam ve banyolarda musluk altında bulunan, içinde su biriktirilen, yuvarlak, mermer, taş veya plastik tekne
- "Yıkanmak için aralık yerdeki kurnaya müracaat..." (Sait Faik Abasıyanık)
-
[isim]
Hamam ve banyolarda musluk altında bulunan, içinde su biriktirilen, yuvarlak, mermer, taş veya plastik tekne
- KURON
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Korumak için diş üzerine geçirilen metal kaplama
-
[isim]
Korumak için diş üzerine geçirilen metal kaplama
- KURUL
-
-
[isim]
Bir işi yapmak, yönetmek veya bir kurum ve kuruluşu temsil etmek için görevlendirilmiş kişilerden oluşmuş topluluk, heyet, konsey, asamble
-
[isim]
Bir işi yapmak, yönetmek veya bir kurum ve kuruluşu temsil etmek için görevlendirilmiş kişilerden oluşmuş topluluk, heyet, konsey, asamble
- KURMA
-
-
[isim]
Kurmak işi
-
[sıfat]
Kurularak, parçaları birleştirilerek oluşturulan, prefabrik
- "Kurma ev."
-
[isim]
Kurmak işi
- KUŞAK
-
-
[isim]
Bele sarılan uzun ve enli kumaş
- "Kuşağının arasından bir iri tütün tabakası çıkarıp bana uzattıktan sonra..." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
-
Sağlamlığını artırmak için bir şeyin çevresine geçirilen ağaçtan veya metalden bağ
-
Yeryüzünde veya herhangi bir gök cisminde belli şartları sağlayan bölge
- "İklim kuşakları. Zaman kuşakları."
-
Yeryüzünün kutuplar, kutup daireleri ve dönencelerle belirlenen beş bölümünden her biri, küre kuşağı
- "Isı kuşak."
-
Yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını, dolayısıyla birbirine benzer sıkıntıları, kaderleri paylaşmış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişilerin topluluğu
- "Sanat kuşağı."
-
Bir küre yüzeyi, paralel iki düzlemle kesildiğinde iki kesitin arasında kalan bölüm
-
Henüz birleştirilmemiş ses ve görüntü taşıyan filmler
-
Televizyonda programlar için ayrılmış özel zaman dilimi
- "Çizgi film kuşağı."
-
Yaklaşık olarak yirmi beş, otuz yıllık yaş kümelerini oluşturan bireyler öbeği, göbek, nesil, batın, jenerasyon
- "Bugünkü kuşak benim kuşağımın bir hikâyesini dinlemelidir." (Falih Rıfkı Atay)
-
[isim]
Bele sarılan uzun ve enli kumaş
- YOKUŞ
-
-
[isim]
Aşağıdan yukarıya gittikçe yükselen eğimli yer, iniş karşıtı
- "Arkadaşımla beraber ... kısa bir yokuşu tırmandık." (Falih Rıfkı Atay)
-
[isim]
Aşağıdan yukarıya gittikçe yükselen eğimli yer, iniş karşıtı
- TUTKU
-
-
[isim]
İrade ve yargıları aşan güçlü bir coşku, ihtiras
-
Güçlü istek ve eğilimin yöneldiği amaç
-
[isim]
İrade ve yargıları aşan güçlü bir coşku, ihtiras
- KULAK
-
-
[isim]
Başın her iki yanında bulunan işitme organı
- "Kulaklarımın uğultusu içinde, söylediği lakırtıların hiçbirini duymuyordum." (Hüseyin Cahit Yalçın)
- "Bazıları hava kirlenmesinde olduğu gibi bu eleştirileri kulak ardı ediyorlar." (Haldun Taner)
- "Bunların sözlerine ne diye kulak asıyor, ona göre yapacağın işi kestiriyorsun?" (Memduh Şevket Esendal)
- "Bir kere söze başladı mı isterdi ki herkes kulak kesilip onu dinlesin." (Haldun Taner)
-
Bu organın, sesleri toplayıp içeriye almaya yarayan dış bölümü
- "Elleriyle kulaklarını tıkayıp yatağının yanında tortop oldu." (Halide Edip Adıvar)
-
Balıklarda başın iki yanında bulunan ve ağızdan alıp solungaçlardan geçirdiği suyu dışarıya vermeye yarayan yarıklardan her biri
-
Telli çalgılarda tel germeye yarayan burgu
-
Sabanın toprağa giren kısmının iki yanında bulunan ve toprağı yollara dökmeye yarayan parça
-
Akarsuların ve özellikle göllerin karaya giren ve durgunlaşan yerleri
-
Seslerin uygunluğunu seçebilme ve değerlendirebilme yeteneği
-
[isim]
Başın her iki yanında bulunan işitme organı