İçinde kes olan 6 harfli 11 kelime var. İçerisinde KES bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında kes olan kelimeler listesine ya da sonu kes ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Kes Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
E K S
3 Harfli Kelimeler
KES, SEK
2 Harfli Kelimeler
EK, ES, KE, SE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KESELİ
-
-
[sıfat]
Kesesi olan
-
[sıfat]
Kesesi olan
- KESİCİ
-
-
[isim]
Kesme işini yapan kimse
- "Yol kesici."
-
Kasaplık hayvanları kesen kimse
-
Kesme işinde kullanılan araç
-
[spor]
Bakınız stoper
-
[isim]
Kesme işini yapan kimse
- KESRET
-
Kelime Kökeni: Arapça kes̱ret
-
[isim, eskimiş]
Bakınız çokluk
-
[isim, eskimiş]
Bakınız çokluk
- KESKİN
-
-
[sıfat]
Çok kesici, iyi kesen
- "Sonunda keskin bir taşı testere gibi kullanarak ipi incelte incelte kopardı."
-
[mecaz]
Tiz olan
- "Bir kadın sesiydi bu. İnce ve keskin, dikkati hemen kapan ve bırakmayan bir ses."
-
[mecaz]
Kırıcı, incitici olan
- "En yakın dostlarının bile kusurlarını keskin bir dille yüzlerine vururmuş."
-
[mecaz]
Etkili, sert olan
- "Masanın başında, güneşten yanmış yüzü, sert ve derin çizgilerle dolu, keskin bakışlı, kıranta bir adam oturuyor."
-
[mecaz]
Bakınız kıvrak
- "Bu çeneyle atbaşı giden keskin bir zekâsı var."
-
[mecaz]
Bakınız hassas
-
[mecaz]
Dikkatli olan
-
[zarf, mecaz]
Yoğun bir biçimde
-
[argo]
Bakınız zampara
-
İşini iyi yapan
- "Gözcüm tepenin üstüne varınca, karşımızdaki sırttan bir keskin nişancı ateşi ile vuruldu."
-
[sıfat]
Çok kesici, iyi kesen
- KESENE
-
-
[isim, ağızlardan]
Sözleşme, yazılı anlaşma
-
Götürü veya toptan satış
- "Şimdi bu, kesene işlerine girişiyor, mekteplere ekmek veriyor. Trabzonlu bir ortakla bir eskici koltukçu dükkânı işletiyor."
-
[isim, ağızlardan]
Sözleşme, yazılı anlaşma
- KESMİK
-
-
[isim, ağızlardan]
Kesilmiş sütün koyu bölümü
-
Başakla karışık iri saman
-
Taş gibi olmuş toprak parçası
-
[isim, ağızlardan]
Kesilmiş sütün koyu bölümü
- HERKES
-
Kelime Kökeni: Farsça her + kes
-
[zamir]
İnsanların bütünü; cümle, cemi cümle, cümle âlem, dünya âlem, yediden yetmişe, yedi mahalle, yedi düvel
- "Neylersin ölüm herkesin başında / Uyudun uyanmadın olacak"
-
[zamir]
İnsanların bütünü; cümle, cemi cümle, cümle âlem, dünya âlem, yediden yetmişe, yedi mahalle, yedi düvel
- KESYAP
-
-
[isim]
Kumaş, tahta vb. malzemelerle yapılan, kâğıt veya kartona yapıştırılan resim; kolaj
-
[isim]
Kumaş, tahta vb. malzemelerle yapılan, kâğıt veya kartona yapıştırılan resim; kolaj
- KERKES
-
Kelime Kökeni: Arapça kerkes
-
[isim, eskimiş, hayvan bilimi]
Bakınız akbaba
-
[isim, eskimiş, hayvan bilimi]
Bakınız akbaba
- KESMEK
-
-
[-i]
Bıçak, makas vb. bir araçla bir şeyi ikiye ayırmak, parçalamak; katetmek
- "İpi kesmek."
-
Dibinden ayırmak
- "Ağaçları kesmek. Dalları kesmek."
-
Düzgün parçalara ayırmak
- "Eti kesmek. Patatesi kesmek."
-
Kesici bir araçla yaralamak
-
[nesnesiz]
Ucunu almak
- "Saç kesmek. Tırnak kesmek."
-
[nesnesiz]
Hayvanın başını gövdesinden ayırmak; boğazlamak
- "Koyun kesmek. Tavuk kesmek."
-
Son vermek, gidermek
- "Bu ilaç baş ağrısını keser."
-
Ara vermek
- "Bu üç zavallı bizden rahatsız oldular ve derslerini keserek çekildiler."
-
Bir şeyden yoksun bırakmak, vermemek
- "Yardımı kestiler. Ücreti ödemeyince telefonu kestiler."
-
Akımı durdurmak
- "Şimdi belediye ile anlaşamayan müteşebbis cereyanı kesmiş."
-
Belirtmek, kararlaştırmak
- "Gününü daha kesmedik."
-
[nesnesiz, -den]
Verilecek şeyin bir bölümünü alıkoyup vermemek
- "Ücretinden beş lira kesmişler."
-
Para basmak
-
Azaltmak, güçleştirmek
- "Rüzgâr geminin yolunu kesiyor."
-
İskambil kâğıtlarında destenin üzerinden bir bölümünü kaldırıp öte yana koymak
-
Geçişi önlemek
- "Yolu kesmek."
-
[nesnesiz]
Bakınız susmak
- "Kes artık yeter!"
-
Hasta organı ameliyatla almak
-
Bölmek, ayırmak
- "Bulvarı kesen küçük sokaklardan biri."
-
Yazıyı, filmi kısaltmak
-
[-e]
Söylenen şeye bürünmek
- "Tabiat mayıs ayında yeşile kesti."
-
[nesnesiz, argo]
Uydurmak, yalan söylemek
-
Rüzgâr, soğuk vb. çok etkili olmak
- "Rüzgâr yüzümü kesiyor."
-
[mecaz]
Birini yermek, kötülemek
- "Hiç değil beni kesmeden edemez o."
-
[mecaz]
Karşı cinsten birisini sürekli olarak süzmek, dikkatli bir biçimde bakmak
-
[mecaz]
Vahşice öldürmek
-
[spor]
Oyuncuyu takım kadrosuna almamak
-
[-i]
Bıçak, makas vb. bir araçla bir şeyi ikiye ayırmak, parçalamak; katetmek
- KESTEL
-
-
[isim]
Bursa iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Bursa iline bağlı ilçelerden biri