İçinde kel olan 5 harfli 20 kelime var. İçerisinde KEL bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında kel olan kelimeler listesine ya da sonu kel ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Kel Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
ELK, KEL
2 Harfli Kelimeler
EK, EL, KE, LE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- SEKEL
-
Kelime Kökeni: Fransızca séquelle
-
[isim, tıp]
Bir hastalıktan sonra yerleşip kalan işlev veya doku bozukluğu
- "Kırık ve çıkık sekellerine kaplıca yararlıdır."
-
[isim, tıp]
Bir hastalıktan sonra yerleşip kalan işlev veya doku bozukluğu
- TİKEL
-
-
[sıfat]
Bakınız kısmi
-
[felsefe]
Bir türün bütün bireylerine değil de bir veya birkaç bireyine ilişkin olan; cüzi, tümel karşıtı
-
[sıfat]
Bakınız kısmi
- DİKEL
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız meni
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız meni
- SÖKEL
-
- NİKEL
-
Kelime Kökeni: Fransızca nickel
-
[isim, kimya]
Atom numarası 28, atom ağırlığı 58,71, yoğunluğu 8,9 olan, gümüş parlaklığında, demir sertliğinde, kolay işlenebilen ve kolayca tel durumuna getirilebilen bir element (simgesi Ni)
-
[isim, kimya]
Atom numarası 28, atom ağırlığı 58,71, yoğunluğu 8,9 olan, gümüş parlaklığında, demir sertliğinde, kolay işlenebilen ve kolayca tel durumuna getirilebilen bir element (simgesi Ni)
- ÇEKEL
-
-
[isim, ağızlardan]
Küçük çapa
-
Üvendirenin alt ucunda bulunan, pulluğa yapışan toprağı ayırmaya yarayan demir bölüm
-
[isim, ağızlardan]
Küçük çapa
- KELLİ
-
-
[edat, ağızlardan]
Çıkma durumundaki sözlerin ardı sıra geldiğinde birbirine bağladığı iki yargıdan birincisini zorlayıcı bir sebep olarak gösteren bir söz
- "Sen meram ettikten kelli, tekeden süt çıkarırım, ağam! diyordu."
-
[edat, ağızlardan]
Çıkma durumundaki sözlerin ardı sıra geldiğinde birbirine bağladığı iki yargıdan birincisini zorlayıcı bir sebep olarak gösteren bir söz
- KELEK
-
-
[isim, bitki bilimi]
Olgunlaşmamış, ham kavun
-
Irmaklarda işleyen ve şişirilmiş tulumlar üzerine kurulan bir tür sal
-
[sıfat]
Yer yer çıplaklığı veya boşluğu olan
- "Kelek mısır."
-
[sıfat]
Bakınız kılsız
- "Kelek tulum."
-
[sıfat, argo]
Aptal, salak olan (kimse)
-
[isim, bitki bilimi]
Olgunlaşmamış, ham kavun
- KELEM
-
Kelime Kökeni: Farsça kelem
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız lahana
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız lahana
- KELAM
-
Kelime Kökeni: Arapça kelām
-
[isim]
Bakınız söz
- "Mecliste arif ol kelamı dinle / El iki söylerse sen birin söyle"
-
Söyleyiş biçimi
-
[din bilimi]
Başta Tanrı'nın varlığı, birliği, peygamberlik ve ahiret olmak üzere İslamiyet'in ana ilkelerini konu edinen bilim
-
[isim]
Bakınız söz
- KELES
-
-
[isim]
Bursa iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Bursa iline bağlı ilçelerden biri
- KELER
-
-
[isim]
Kertenkele, bukalemun gibi yerde sürünerek ilerleyen, beşer parmak ve dörder ayaklı, çok uzun kuyruklu sürüngenlerin ortak adı
-
[hayvan bilimi]
Köpek balıkları takımının kelergiller familyasından, ılık ve tropik denizlerde yaşayan, uzunluğu 1,5 metre kadar olan, bir defada 20 yavru doğuran bir tür balık; keler balığı (Rhina squatina)
-
[isim]
Kertenkele, bukalemun gibi yerde sürünerek ilerleyen, beşer parmak ve dörder ayaklı, çok uzun kuyruklu sürüngenlerin ortak adı
- KELLE
-
Kelime Kökeni: Farsça kelle
-
[isim]
Koyun, kuzu ve keçinin pişirilmiş başı
-
Ekinlerde başak
-
Külçe biçimindeki şeker
- "Şekerin kellesi yetmiş üç kuruştan satılıyor."
-
[teklifsiz konuşmada]
Bakınız baş
-
[isim]
Koyun, kuzu ve keçinin pişirilmiş başı
- KELEP
-
-
[isim, ağızlardan]
Büyük iplik çilesi
-
Bağlam, demet
-
[isim, ağızlardan]
Büyük iplik çilesi
- KELEŞ
-
-
[sıfat, ağızlardan]
Yiğit, cesur, bahadır olan
-
Yakışıklı, sevimli, güzel olan
-
Vücut yapısı gösterişsiz
-
Çirkin, kötü olan
-
Bakınız kel
- "Kayseri Çarşısı'nın tavanını, kubbesini kökünden kazıtmış. O canım mimariyi bir keleşe döndürmüş."
-
[sıfat, ağızlardan]
Yiğit, cesur, bahadır olan
- İLKEL
-
-
[sıfat]
İlk durumunda kalmış olan, gelişmesinin başında bulunan; ilkelce, iptidai, primitif
- "Tiyatro yönetimi ve sahne düzeni her bakımdan ilkel, çağın koşullarına uygun olarak bozuktu."
-
Sanatta yalın bir nitelik gösteren, yapmacıksız olan; primitif
-
Basit, karmaşık olmayan
- "Gayet ilkel bir dokuma tezgâhında harıl harıl çalışan iki işçi gördüm."
-
[isim]
Özellikle XIV-XV. yüzyıllarda İtalyan ressamlarına, Orta Çağ sonlarında Avrupa ressamlarına verilen ad
-
[mecaz]
Eğitimsiz, kültürsüz, görgüsüz
-
[felsefe]
Zaman bakımından en eski olan; iptidai, primitif
-
[sıfat]
İlk durumunda kalmış olan, gelişmesinin başında bulunan; ilkelce, iptidai, primitif
- ŞEKEL
-
Kelime Kökeni: İngilizce shekel
-
[isim]
İsrail'in para birimi
-
[isim]
İsrail'in para birimi
- KELİK
-
-
[isim, ağızlardan]
Eski ayakkabı
-
[isim, ağızlardan]
Eski ayakkabı
- TEKEL
-
-
[isim]
Bir malın yapımının yalnızca bir kuruluşun elinde bulunduğu durum; inhisar, monopol
-
Devletin herhangi bir üretim alanını elinde tutması, satışı tek elden yönetmesi ve fiyata hâkim olması durumu; inhisar, monopol
-
[mecaz]
Bir kişi veya kuruluşun herhangi bir alanda kazandığı büyük güç
- "Özel yalıların tekelinden kurtarılan yeni kıyılar da halkın denizle buluşmasını sağlayacak."
-
[isim]
Bir malın yapımının yalnızca bir kuruluşun elinde bulunduğu durum; inhisar, monopol
- ÇÖKEL
-
-
[isim]
Taşan bir suyun çekildikten sonra bıraktığı tortu
- "Çünkü buralarda hızlı bir çökel birikimi oluyor ve kesintisiz sürüp gidiyordu."
-
[kimya]
Bakınız çökelti
-
[isim]
Taşan bir suyun çekildikten sonra bıraktığı tortu