İçinde ka olan 4 harfli 79 kelime var. İçerisinde KA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ka olan kelimeler listesine ya da Sonu ka ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

A K Harfleri İle Yazılabilecek Bazı Kelimeler

2 Harfli Kelimeler

AK

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

YAKA

  1. [isim] Giysilerin boyna gelen, boynu çeviren bölümü
    • "Paltosunun yakasını kaldırıp tenha caddeyi tutturdu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
    • "Sonra eşyaya bir zarar gelecek olursa Gülsüm'ün yakasına yapışıyordu." (Reşat Nuri Güntekin)
    • "Bereket versin hekimler sıkı bastılar, yengem de yakana çöktü de seni biraz hizaya getirdiler." (Memduh Şevket Esendal)
    • "Kendimi unutturup kaybettirmeye çalıştığım burada da Başkan, yakamı bırakmadı." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. Giysilerin boyna gelen bölümüne eklenen ve türlü biçimlerde olan parçası
  3. Kıyı, kenar, taraf
    • "Sokağın karşı yakasına geçtiler." (Memduh Şevket Esendal)
  4. Eğik yerey
  5. Yapıların saçaklarında, suyun içeriye sızmasını önlemek için kiremidin altıyla oluk arasına konulan metal levha
  6. Semt
    • "Hele bir işimizi bitirip karşı yakaya geçelim de onu sonra düşünürüz." (Aka Gündüz)
  7. Sahil
  8. Yelkenlerin kenar ve köşeleri

KAİL

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Söyleyen
    • "Bir selama kail oldum / Verir amma neden sonra." (Âşık Ömer)
  2. İnanmış, aklı yatmış
    • "İkimiz de bu odayı tutmakla çok akıllılık ettiğimize kaildik." (Memduh Şevket Esendal)

KANİ

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Kanmış, inanmış
    • "Şahsi vaziyetini kabil olduğu kadar iyileştirmek lüzumuna kuvvetle kani idi." (Abdülhak Şinasi Hisar)

KAMU

  1. [isim] Halk hizmeti gören devlet organlarının tümü
  2. Bir ülkedeki halkın bütünü, halk, amme
    • "Çevre koruması sorunları İsveç kamusunun bilincine ve hatta bilinçaltına sinmiş." (Haldun Taner)
  3. [sıfat] Hep, bütün
    • "Biz kimseye kin tutmayız / Kamu âlem birdir bize." (Yunus Emre)

KAÇI

  1. [zamir] Ne kadarı, kaç kişi
    • "Bunların kaçı sana ait?"
    • "Kaçına belge verilecek?"

TAKA

  1. [isim] Doğu Karadeniz bölgesine özgü yelkenli bir tür kıyı teknesi
    • "Taka ile deniz yolculuğunun nasıl geçtiğini anlatmayacağım." (Ercüment Ekrem Talu)
  2. Bozuk, zor çalışan veya eski kara taşıtları için kulanılan bir söz

KAOS

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Evrenin düzene girmeden önceki biçimden yoksun, uyumsuz ve karışık durumu
  2. Kargaşa

KATI

  1. [sıfat] Sert, yumuşak karşıtı
    • "Bu hâl, onu ilk defa giyilen katı gömlek gibi sıkıyordu." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Hoşgörüsüz, acımasız, merhametsiz, zalim
    • "Katı yürekli. Katı davranış."
  3. Düşünce ve davranışlarında belli ilkelere sıkı sıkıya bağlı olan
  4. Sıvıların ve gazların tersine, içinde bulunduğu kabın veya üstünde bulunduğu yerin biçimini almayan, sulp
  5. [zarf] Çok, aşırı derecede
    • "Susadım ol dem hararetten katı / Sundular bir cam dolusu şerbeti." (Süleyman Çelebi)

SAKA

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Evlere, çeşmeden su taşımayı iş edinmiş olan kimse
  2. Kırsal bölgelerde sulama işlerini düzenleyen ve denetleyen kimse

BEKA

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Kalıcılık, ölmezlik
    • "Memleketin, devletin bekası senin elinde..." (Ömer Seyfettin)

KALE

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Düşmanın gelmesi beklenilen yollar üzerinde, askerî önem taşıyan şehirlerde, geçit ve dar boğazlarda güvenliği sağlamak için yapılan kalın duvarlı, burçlu, mazgallı yapı, kermen
  2. Satranç tahtasının dört köşesine dikilen, tahtanın bir tarafından diğer tarafına kadar düz olarak boş hanelerde gidebilen kale biçiminde taş
  3. Genellikle bir düşüncenin savunulduğu, sürdürüldüğü yer
  4. Takımla oynanan bazı top oyunlarında topun sokulmasına çalışılan yer

MİKA

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Püskürük ve başkalaşmış kayalar içinde bulunan, alüminyum silikat ile potasyumdan oluşmuş, yapraklar durumunda ayrılabilen, ateşe dayanıklı parlak bir mineral, evren pulu
  2. [sıfat] Bu mineralden yapılmış olan

KAMP

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Çadır, baraka vb. eğreti araçlardan oluşturulan konak yeri
    • "Beni öyle bir dinlenme kampına alsınlar ki kapıdan girerken kimlik kartımla birlikte kişiliğimi de kapıda bırakayım." (Haldun Taner)
  2. Bu yerde konaklama
    • "Kamp hayatı."
  3. Kurum ve kuruluşlarda çalışanların dinlenmek, eğlenmek için gittikleri konaklama yeri
  4. Tutsakların veya siyasal sürgünlerin toplanıldığı yer
    • "Toplama kampı."
  5. Belli bir düşünce çevresinde birleşen topluluk
    • "Sırasında ayrı siyasi kamplarda birbirlerinin karşısına çıksalar da düşman görmezler birbirlerini." (Necati Cumalı)

KATİ

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Kesin

KAMA

  1. [isim] Silah olarak kullanılan, ucu sivri, iki ağzı da keskin uzun bıçak
    • "Bu bıçak, sapına bez sarılmış, küçük çapta bir kamaydı." (Sait Faik Abasıyanık)
  2. Açılmış olan boşluklarda tavan ve yanlardan taş veya cevher parçalarının düşmesini önlemek amacıyla tahkimat elemanları üstüne veya arkasına yerleştirilen bir tahkimat parçası
  3. Kütüğü yarmak için kullanılan ucu sivri, yassı, enli çivi, takoz, kıskı
  4. Topun gerisini kapayan kapak
    • "Köy değirmenlerinde top kaması döküldüğüne şahit oldum." (Aka Gündüz)
  5. Oyunda kazanılan her parti
  6. Oyunda sayı

KAVİ

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Dayanıklı, güçlü, zorlu
    • "Türkler dünyanın en cesur, en asil, en kavi bir milleti idi." (Ömer Seyfettin)
  2. [zarf] Sıkıca
    • "Kavi tutun merdiveni."

AKAK

  1. [isim] Yatak
  2. Irmak, dere, çay, küçük akarsu
  3. Suyun ivinti yeri
  4. Eğimi, inişi fazla olan yer

KADI

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Tanzimat'a kadar her türlü davaya, Tanzimat ile Medeni Kanun arasındaki dönemde ise yalnız evlenme, boşanma, nafaka, miras davalarına bakan mahkemelerin başkanları

TOKA

  1. [isim] Kemer, kayış, ayakkabı vb.nin iki ucunu birbirine bağlamaya, bunları istenilen genişlikte tutmaya yarayan, türlü biçimlerde tutturmalık
  2. Kadınların saçlarını tutturmaya yarayan, bazen de süs olarak kullanılan araç
    • "Bir de sahte taşlı bir toka takmış saçlarına." (Çetin Altan)

KABA

  1. [sıfat] Özensiz, gelişigüzel yapılmış, zevksiz, sakil, ince karşıtı
    • "Cebinden kaba fil dişi saplı bir de çakı çıkardı." (Ömer Seyfettin)
  2. Taneleri iri
    • "Kaba çakıl."
  3. Terbiyesiz, görgüsü kıt, nezaketsiz (kimse)
    • "Kaba, hantal, şivesiz, bir sürü adamlar kafesinin önüne toplanırlar." (Refik Halit Karay)
  4. Hafif olduğu hâlde kalın veya hacimli
    • "Kaba bir yün döşekle temiz bir şilte, yastık yorgan buldum." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  5. [isim] Kuyruk sokumunun her iki yanındaki şişkin yer
  6. Terbiyeye, inceliğe aykırı, çirkin, kötü
    • "Çocuklardan biri ağzından çok fena, çok kaba bir şey kaçırdı." (Osman Cemal Kaygılı)

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü