İçinde kıl olan 8 harfli 47 kelime var. İçerisinde KIL bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında kıl olan kelimeler listesine ya da sonu kıl ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- AKILDANE
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿāḳil + Farsça dānā
-
[isim]
Akıl veren kimse
-
[isim]
Akıl veren kimse
- BAKILMAK
-
-
[-e, nesnesiz]
Bakma işine konu olmak veya bakma işi yapılmak
- "Uzaktan bakıldığında, asabi ve çirkin bir cadıyı andırıyordu."
-
[-e, nesnesiz]
Bakma işine konu olmak veya bakma işi yapılmak
- PIRNAKIL
-
Kelime Kökeni: Ermenice
-
[sıfat]
Herhangi bir yerde yoğun olarak, çok fazla bulunan
- "... yemyeşil yaprak, pırnakıl çiçek olan ağaçlar bile cümle yeşilliklerini ve çiçeklerini atıp karalar bağladı."
-
[zarf]
Yoğun biçimde, çok fazla olarak
- "Pırnakıl açarlar, saksılardan taşarlar. Onlar da canlı, sevildiklerini bilmezler mi!"
-
[sıfat]
Herhangi bir yerde yoğun olarak, çok fazla bulunan
- KILAPTAN
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳullāb + Farsça -dān
-
[isim]
Pirinç, bakır, kalay vb. madenlerden çekilerek gümüş ve altın yaldız vurulmuş ince metal iplik
-
Pamuk ipliğine sırma katılarak eğrilmiş iplik
-
[sıfat]
Bu tür iplikten yapılmış
-
[isim]
Pirinç, bakır, kalay vb. madenlerden çekilerek gümüş ve altın yaldız vurulmuş ince metal iplik
- ÇATKILIK
-
-
[isim]
Çift öküzlerini birbirlerine bağlayan çifte boyunduruklu ağaç
-
[isim]
Çift öküzlerini birbirlerine bağlayan çifte boyunduruklu ağaç
- KILIKSIZ
-
-
[sıfat]
Giyimi düzgün olmayan; kıyafetsiz, süfli
- "Çocuk, kılıksız ve bakımsız."
-
[zarf]
Giyimi düzgün olmayan, süfli bir biçimde
- "Niye bugün buraya bu kadar kılıksız, üstelik de bir karış sakalla geldim?"
-
[sıfat]
Giyimi düzgün olmayan; kıyafetsiz, süfli
- BASKILIK
-
-
[sıfat]
Baskı için uygun olan
- "Gazeteye telefon edip erken baskılık haberim olacak dedim."
-
Baskı için gerekli olan
-
Belirli sayıda baskı yapan
- "... Büyük Doğu birinci sayısından bugüne kadar vasati 10.000 baskılık seviyesini muhafaza edebilmiştir."
-
[isim]
Bir masadaki kâğıtların uçmaması için üzerlerine konulan özel biçimdeki ağırlık
-
[sıfat]
Baskı için uygun olan
- KILKIRAN
-
-
[isim, tıp]
Bakınız saçkıran
-
[isim, tıp]
Bakınız saçkıran
- KAKILMAK
-
-
[-e]
Kakma işi yapılmak
-
Ağaç veya diğer ahşap malzeme üzerine kakma işi yapılmak; hakkedilmek
- "O kadar çok, o kadar bol inci kakılmıştı ki tahtın üstüne, bunları insan birer sedef düğme sanıyordu."
-
[-e]
Kakma işi yapılmak
- TIKILMAK
-
-
[nesnesiz]
Tıkma işi yapılmak
- "Bütün vücudu sanki ziftten bir kılıf içine tıkılmış gibi idi."
-
Dar, sıkıntılı bir yerde bulunmak, sıkışmak
- "Mecliste altmış kişi bir odaya tıkıldık."
-
Bakınız hapsedilmek
- "Bu bücürü yeni tıkıldığı karakolun birinden ben çıkarttım."
-
[nesnesiz]
Tıkma işi yapılmak
- SIKILMAZ
-
-
[sıfat]
Bakınız utanmaz
-
[sıfat]
Bakınız utanmaz
- KILICINA
-
-
[zarf]
Kalas, cetvel tahtası gibi kalınlığı eninden az olan şeyler keskin ve dar tarafı yukarı gelmek üzere; kılıçlama
- "Kirişleri kılıcına yerleştirmeli."
-
[zarf]
Kalas, cetvel tahtası gibi kalınlığı eninden az olan şeyler keskin ve dar tarafı yukarı gelmek üzere; kılıçlama
- SIKILMAK
-
-
[nesnesiz]
Sıkma işi yapılmak
- "Çamaşırlar sıkıldı."
-
[-den]
Can sıkıntısı duymak
- "Ama lunaparkların işlemeli dönme dolaplarına bakmaktan hiç sıkılmadı."
-
Utanıp çekinmek
- "O dakikadan dakikaya daha ziyade şaşırıyor, sıkılıyor, buradan kurtulmak istiyordu."
-
Sıkıntıya düşmek
-
[nesnesiz]
Sıkma işi yapılmak
- TAKILGAN
-
-
[sıfat]
Bakınız muzip
-
[sıfat]
Bakınız muzip
- FIŞKILIK
-
-
[isim]
Fışkının biriktirildiği yer
-
[isim]
Fışkının biriktirildiği yer
- SIKILGAN
-
-
[sıfat]
Bakınız utangaç
- "Eski mahcup, sıkılgan Hüsam Efendi, şimdi çaçaron bir şey olmuştu."
-
[sıfat]
Bakınız utangaç
- KILLILIK
-
-
[isim]
Kıllı olma durumu
-
[isim]
Kıllı olma durumu
- ÇIKILMAK
-
-
[nesnesiz]
Çıkma işi yapılmak
- "En dipte ikişer ayak merdivenle çıkılan ayrı iki odada farklı aileler otururlardı."
-
[nesnesiz]
Çıkma işi yapılmak
- KILLANMA
-
-
[isim]
Kıllanmak işi
-
[isim]
Kıllanmak işi
- KILDIRMA
-
-
[isim]
Kıldırmak işi
-
[isim]
Kıldırmak işi