İçinde im olan 6 harfli 110 kelime var. İçerisinde İM bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında im olan kelimeler listesine ya da sonu im ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

İm Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

M İ

2 Harfli Kelimeler

İM, Mİ

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

SANTİM

Kelime Kökeni: Fransızca centime

  1. [isim] Bazı ülkelerde kullanılan para biriminin yüzde birine eşit olan küçük para birimi
    • "Biçare polis bilmiyordu ki karşısındaki adamın cebinde santim bile yoktu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  2. [matematik] Bakınız santimetre
    • "Boyu kendisinden en aşağı kırk santim küçük olan bu çocuğu bir türlü beğenmiyordu." (Ahmet Hamdi Tanpınar)
NEODİM

Kelime Kökeni: Fransızca néodyme

  1. [isim, kimya] Atom numarası 60, atom ağırlığı 144,3, yoğunluğu 6,96 olan, seryumdan daha sert bir element (simgesi Nd)
BELKİM

  1. [zarf] Bakınız belki
ÇİMDİK

  1. [isim] Bir kimsenin etini başparmak ve işaret parmağının ucu arasına kıstırarak can yakacak şekilde burma, sıkma
    • "Çocuklar durmadan konuşuyorlar, birbirlerini dürtüyorlar, gülüyorlar, kalemtıraş kavgası yapıyorlar. Sağa sola, öne arkaya, yarım omuz ucu, dirsek, çimdik..." (Nezihe Meriç)
  2. [sıfat] Başparmakla işaret parmağının ucu arasına alınan miktarda olan
    • "… bir su bardağı organik ince bulgur, bir çay bardağı irmik, bir çay bardağı kepekli un, bir çimdik tuz…" (Elif Nazlı Duran)
  3. [mecaz] Gönül kıracak söz
    • "Her röportajı bir yeni muziplik, bir yeni çimdik içerirdi." (Haldun Taner)
  4. [ağızlardan] Bakınız Tatar böreği
TAKSİM

Kelime Kökeni: Arapça taḳsīm

  1. [isim] Bakınız paylaştırma
    • "Bu antlaşmalar, Osmanlı Devleti'nin taksimini öngörüyordu." (Attilâ İlhan)
  2. [eskimiş, matematik] Bakınız bölü
  3. [müzik] Klasik Türk müziğinde faslın başında ve ortasında çalgıcının doğaçlama yöntemiyle çaldığı müzik
ÇİMMEK

  1. [nesnesiz] Suya dalıp çıkmak
  2. [ağızlardan] Bakınız yıkanmak
    • "Arıkta çimdim de geldim diye fısıldadı." (Cahit Uçuk)
  3. Bakınız yüzmek (I)
İTİMAT

Kelime Kökeni: Arapça iʿtimād

  1. [isim] Bakınız güven
    • "Kendisine olan itimat ve sevgimiz berkemaldir." (Feridun Fazıl Tülbentçi)
DİMDİK

  1. [sıfat] Çok dik; mum direk
  2. Sıkıntıları karşılayacak durumda olan, baş eğmeyen
  3. [zarf] Çok dik bir biçimde
  4. [zarf] Bakınız dosdoğru
    • "Çevik adımlarla dimdik yürüyen, uzun boylu, yakışıklı, varlıklı bir adam." (Refik Halit Karay)
  5. [zarf] Kaskatı, çok sertleşmiş olarak
  6. [zarf] Dikkatli, ısrarlı bir biçimde
    • "Gerçeği yakalamak umuduyla dimdik bakıyorum gözlerinin içine." (Erhan Bener)
  7. [mecaz] Dikkatli, ısrarlı (bakış)
ÇİMÇİM

  1. [isim] Ege Bölgesi’ne özgü, haşlanarak, kızartılarak, sotelenerek yenebilen, lezzetli, aynı zamanda levrek, karagöz, lagos vb. balıkların avlanmasında cansız yem olarak kullanılan küçük karides
    • "Tekneye paragadi sepeti, misinalar, oltalar, çimçim, mürekkep balığı gibi yemlikler, su ve yiyecekler alındı." (Belkıs Öztin Koparanoğlu)
ALŞİMİ

Kelime Kökeni: Fransızca alchimie

  1. [isim] Elementleri altına çevirmek isteyen bir iş alanı; simya
    • "Alşimi birtakım metallerin bulunmasına yol açtığı için kimyanın gelişmesine katkıda bulunmuştur."
İMALAT

Kelime Kökeni: Arapça iʿmālāt

  1. [isim, ticaret] Ham madde işlenerek yapılan her türlü mal
  2. İşlenerek yapılan üretim
    • "Bu paketler satılsın, imalata ondan sonra devam edilecekti." (Çetin Altan)
DEVRİM

  1. [isim] Belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik
  2. Bakınız ihtilal
    • "Fransız devrimi."
  3. Bakınız inkılap
SANKİM

  1. [zarf] Bakınız sanki
KARAİM

Kelime Kökeni: İbranice

  1. [isim] Bakınız Karay
HATİME

Kelime Kökeni: Arapça ḫātime

  1. [isim, eskimiş] Bakınız son
  2. [edebiyat] Bakınız son söz
MİMOZA

Kelime Kökeni: Fransızca mimosa

  1. [isim, bitki bilimi] Baklagillerden, çiçekleri sarı, bazı türleri beyaz veya menekşe renginde, yaprakları akasya yaprağına benzeyen bir süs bitkisi; gümüşi akasya (Mimosa)
    • "Fakat Emma, uzakta ilk mimozaların arasında tropikal bir lacivertlikle uzanan denize dalmıştı." (Ahmet Hamdi Tanpınar)
TİMBAL

Kelime Kökeni: Fransızca timbale

  1. [isim, müzik] Üstü deri ile kaplı, bakırdan yapılan, küre biçiminde bir davul türü
MÜSLİM

Kelime Kökeni: Arapça muslim

  1. [isim, din bilimi] Bakınız Müslüman
LİMONİ

Kelime Kökeni: Farsça līmūn + -î

  1. [isim] Bakınız limon rengi
  2. [sıfat] Bu renkte olan
  3. [sıfat, mecaz] Bozulmuş veya bozulmaya yüz tutmuş olan (dostluk ilişkisi); mayhoş
    • "Evdeki limoni hava sadece ana babayı üzmüyor; salondaki, odalardaki, mutfaktaki ve hatta tuvaletteki bütün dengeleri bozuyordu." (Kenan Erzurum)
  4. [sıfat, mecaz] Alıngan, beklenmeyen bir zamanda öfkelenen
    • "Anasını alacak değilim ama bilirim, çok şişman kadınların huyları biraz limoni olur." (Aka Gündüz)
KELİME

Kelime Kökeni: Arapça kelime

  1. [isim] Bir veya birkaç heceden oluşan, anlamlı ses birliği; söz, sözcük, lügat
    • "Tayyare kelimesine alışan millet, uçak kelimesine de alışır." (Orhan Veli Kanık)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü