İçinde göl olan 50 kelime var. İçerisinde GÖL bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında göl olan kelimeler listesine ya da sonu göl ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
GÖLGELEYEBİLMEK
GÖLGELENDİRMEK, GÖLGELEYEBİLME
GÖLGELENDİRME, MİNAREGÖLGESİ
BİNGÖLLÜLÜK, GÖLGELENMEK, GÖLGELİKSİZ, GÖLGESİZLİK
GÖLGELEMEK, GÖLGELENİŞ, GÖLGELENME, GÖLGELEYİŞ, GÖLGELİKLİ, GÖLMARMARA
GÖLGELEME, GÖLGEVARİ, GÖLLENMEK, GÖLLEŞMEK, GÖLPAZARI
BİNGÖLLÜ, GÖLALASI, GÖLERMEK, GÖLGECİL, GÖLGELİK, GÖLGESİZ, GÖLHİSAR, GÖLLEMEK, GÖLLENME, GÖLLEŞME
GÖLBAŞI, GÖLERME, GÖLGELİ, GÖLLEME, GÖLYAKA, SARIGÖL
ACIGÖL, BİNGÖL, GÖLCÜK, GÖLCÜL, GÖLKÖY, GÖLLÜK, GÖLOVA, İNEGÖL
GÖLEK, GÖLET, GÖLGE, GÖLÜK
GÖLE
GÖL
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- GÖLGELEYEBİLMEK
-
-
[-i]
Gölgeleme ihtimali veya imkânı bulunmak
-
Gölgeleme becerisi bulunmak
-
[-i]
Gölgeleme ihtimali veya imkânı bulunmak
- GÖLGELEYEBİLME
-
-
[isim]
Gölgeleyebilmek işi
-
[isim]
Gölgeleyebilmek işi
- GÖLGELENDİRMEK
-
-
[-i]
Gölge etmek, gölgeli yapmak
- "Saçları alnına dökülmüş, kirpikleri yanaklarını gölgelendirmişti."
-
[mecaz]
Bulandırmak, bozmak
-
[ağızlardan]
Dinlendirmek
- "Bir gün Kezban koyunlarını gölgelendirdiği ormanın alanından geçen bir adama rast geldi."
-
[-i]
Gölge etmek, gölgeli yapmak
- GÖLGELENDİRME
-
-
[isim]
Gölgelendirmek işi
-
[isim]
Gölgelendirmek işi
- MİNAREGÖLGESİ
-
-
[isim, mecaz]
Elde edilmesi imkânsız nesne
- "Hani eskiden cahillere davultozuyla minaregölgesinden ilaç yapıp paralarını alıverenler varmış."
-
[isim, mecaz]
Elde edilmesi imkânsız nesne
- BİNGÖLLÜLÜK
-
-
[isim]
Bingöllü olma durumu
-
[isim]
Bingöllü olma durumu
- GÖLGELİKSİZ
-
-
[sıfat]
Gölgeliği olmayan
- "Ben içini ufacık kurtların kemirip çürüttüğü dışı gösterişli, içi boş, meyvesiz, gölgeliksiz kuru bir çınarım."
-
Siperliği olmayan (şapka, kapı, lamba vb.)
- "Öyleyse ver parasını, dedi Adem, gölgeliksiz kasketini başından çıkarıp önüne uzattı."
-
[sıfat]
Gölgeliği olmayan
- GÖLGELENMEK
-
-
[nesnesiz]
Gölgeli duruma girmek
- "Cuma'nın yüzü gölgelenip alnı kırışıyor."
-
[mecaz]
Üzerine karartı inmiş gibi olmak
- "Gözleri, ender görülen bir acıyla gölgelendi."
-
[mecaz]
Değerinin bilinmesi engellenmek
- "Gerçekçi olmayışı yüzünden, bugün bize tarihî gaf olarak görülen atılımlarla, bu çizgi hayli gölgelenmiştir."
-
[nesnesiz]
Gölgeli duruma girmek
- GÖLGESİZLİK
-
-
[isim]
Gölgesiz olma durumu
-
[isim]
Gölgesiz olma durumu
- GÖLGELENME
-
-
[isim]
Gölgelenmek işi
-
[isim]
Gölgelenmek işi
- GÖLMARMARA
-
-
[isim]
Manisa iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Manisa iline bağlı ilçelerden biri
- GÖLGELENİŞ
-
-
[isim]
Gölgelenmek işi
-
[isim]
Gölgelenmek işi
- GÖLGELEYİŞ
-
-
[isim]
Gölgelemek işi
-
[isim]
Gölgelemek işi
- GÖLGELİKLİ
-
-
[sıfat]
Gölgeliği olan
- "Yaz geceleri, tahta gölgelikli damda yatarken yıldızlar bile diğer zamanlara göre daha fazla büyümüş görünürdü gözüme."
-
Siperliği olan (şapka, kapı, lamba vb.)
-
[sıfat]
Gölgeliği olan
- GÖLGELEMEK
-
-
[-i]
Gölgeli duruma getirmek
-
[mecaz]
Resimde gölge oluşturmak
-
[mecaz]
Değersiz hâle getirmek, ününe zarar vermek
-
[-i]
Gölgeli duruma getirmek
- GÖLGEVARİ
-
Kelime Kökeni: Türkçe gölge + Far
-
[sıfat]
Gölgeye benzeyen
- "Cam filmi içerinin görülmesini engelliyordu fakat az da olsa gölgevari bir şeyler görülmüştü."
-
[sıfat]
Gölgeye benzeyen
- GÖLLENMEK
-
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Su, çukurlarda birikmek, gölcük olmak
- "Briket aralıklarından konduların içine su doldu. Orta yerde göllendi."
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Su, çukurlarda birikmek, gölcük olmak
- GÖLLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Göl durumuna gelmek
-
[nesnesiz]
Göl durumuna gelmek
- GÖLPAZARI
-
-
[isim]
Bilecik iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Bilecik iline bağlı ilçelerden biri
- GÖLGELEME
-
-
[isim]
Gölgelemek işi
-
[isim]
Gölgelemek işi