İçinde f olan 5 harfli 410 kelime var. İçerisinde F harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında f harfi olan kelimeler listesine ya da Sonu f harfi ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- FESAT
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Bozukluk
- "Mide fesadı. Ahlak fesadı."
- "... resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma ... suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar." (Anayasa)
-
Karışıklık, kargaşalık, ara bozuculuk
- "Birçokları kahveleri fesat yatağı saymayı sürdürürler." (Salâh Birsel)
-
Hile
-
[sıfat]
Herhangi bir konuda iyimser olmayan, kötü yorumlayan (kimse)
- "Sen de ne fesat adamsın!"
-
[sıfat]
Karıştırıcı, ara bozucu (kimse)
-
[isim]
Bozukluk
- FOLYO
-
Kelime Kökeni : İngilizce
-
[isim]
Folyo kâğıdı
-
[isim]
Folyo kâğıdı
- FONDA
-
Kelime Kökeni : İtalyanca
-
[isim]
Geminin demir attığı yer
-
[ünlem]
Gemiler için demir atma komutu
-
[isim]
Geminin demir attığı yer
- KOFTİ
-
Kelime Kökeni : Rumca
-
[isim]
Sahtekâr, dolandırıcı kimse
- "Kofti ne kanundan kaçar ne nizamdan; kanunu da nizamı da kendisine uydurur." (Rıfat Ilgaz)
-
Değersiz, işe yaramaz kimse
- "Devlet iş sahaları açmazsa böyle koftiler türer, iş kıtlığında iş icat etmeye çalışırlar."
-
[isim]
Sahtekâr, dolandırıcı kimse
- TUHAF
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[sıfat]
Acayip
- "Nahit'in onda hiç görmediği bir tuhaf hâli vardı." (Tarık Buğra)
- "Hatta onun başına gelen şeyler de ekseriya böyle tuhaf olurmuş." (Abdülhak Şinasi Hisar)
- "Ömründe bu kadar tuhafına giden söz işitmemiş olduğunu söylerdi." (Abdülhak Şinasi Hisar)
-
Şaşılacak, garip
-
Güldürücü
- "Kibirli, alıngan olmayan, tuhaf ve nükteli bir adammış." (Abdülhak Şinasi Hisar)
-
Gülünç
- "Bu kıyafetle tuhaf oluyorsun."
-
Anlaşılmaz
- "Tuhaf çocuk, günü gününe uymuyor."
-
[ünlem]
Şaşılan bir şey karşısında söylenen söz
- "Tuhaf! Her yerde olduğunun aksine, burada şehirden uzaklaştıkça binaların güzelliği artıyor." (Ahmet Haşim)
-
[sıfat]
Acayip
- FRENK
- ...
- HİLAF
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Aykırı, karşıt, ters
- "Sen hilaf yok diyorsun yani; maktulün pansiyonuna gelen kız gazinodaki garsonun bahsettiği kız, eşkâl uyuyor." (Atilla İlhan)
-
Yalan
- "Hiç hilafım yok."
-
[isim]
Aykırı, karşıt, ters
- FİYAT
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Alım veya satımda bir şeyin para karşılığındaki değeri, eder, paha
- "Birkaç ev döşettiğim için mobilya fiyatlarından pek iyi anlarım." (Ömer Seyfettin)
- "Bu yazmaya ne fiyat biçersiniz?"
- "Ne fena fena bakar, ne de olmayacak bir fiyat verdiğim zaman homurdanır." (Sait Faik Abasıyanık)
-
Bir mal veya iş gücü için uygun görülen para karşılığı
-
Bir değer ile para birimi arasındaki ilişki
- "Fiyatlarda istikrar ve dış ödemelerde dengeyi sağlayıcı, yatırım ve istihdam geliştirici tedbirler öngörülür..." (Anayasa)
-
[isim]
Alım veya satımda bir şeyin para karşılığındaki değeri, eder, paha
- TELEF
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Yok etme, öldürme
-
Boş yere harcama, yıpratma
-
[isim]
Yok etme, öldürme
- AFONİ
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Ses yitimi
-
[isim]
Ses yitimi
- FASKA
-
Kelime Kökeni : Latince
-
[isim]
Kundak çocuklarının beline, zıbının üzerinden sarılan geniş sargı
-
[isim]
Kundak çocuklarının beline, zıbının üzerinden sarılan geniş sargı
- ZİFİR
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Tütün dumanının bıraktığı yağlı kir
- "Bıyıklarının ortası belli ki tütün zifirinden kınalı bir renk almıştı." (Refik Halit Karay)
-
[isim]
Tütün dumanının bıraktığı yağlı kir
- FLORİ
-
Kelime Kökeni : İtalyanca
-
[isim]
Altın para
-
[isim]
Altın para
- KAVAF
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Ucuz, özenmeden ve bayağı cins ayakkabı, kemer, cüzdan yapan veya satan esnaf
-
[isim]
Ucuz, özenmeden ve bayağı cins ayakkabı, kemer, cüzdan yapan veya satan esnaf
- LAFZİ
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[sıfat]
Sözün söylenişine, yapısına ait, sözle ilgili
-
[sıfat]
Sözün söylenişine, yapısına ait, sözle ilgili
- MAFİŞ
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[ünlem]
"Yok, kalmadı" anlamında kullanılan bir söz
- "Bende para mafiş!"
-
[isim]
Bir çeşit yumurtalı ve hafif hamur tatlısı
-
[ünlem]
"Yok, kalmadı" anlamında kullanılan bir söz
- KÖFTE
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[isim]
Genellikle çekilmiş etten, bazen de tavuk, balık veya patatesten yapılan, türlü biçimlerde pişirilen yemek
- "Rüzgârın bazı içkili masalardan kokusunu getirdiği sıcak köftelerden bir ikisini ikram etseler..." (Reşat Nuri Güntekin)
-
[isim]
Genellikle çekilmiş etten, bazen de tavuk, balık veya patatesten yapılan, türlü biçimlerde pişirilen yemek
- FEHVA
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Anlam
-
Kavram, terim, deyim
-
[isim]
Anlam
- FÜZEN
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Resim çizerken kullanılan, taflan çubuklarından yapılan kalem, kömür kalem
-
Kömür kalemle yapılmış resim
-
[isim]
Resim çizerken kullanılan, taflan çubuklarından yapılan kalem, kömür kalem
- RAFYA
-
Kelime Kökeni : İngilizce
-
[isim]
Afrika ve Amerika'da yetişen, iri gövdeli, uzun yapraklı palmiye (Raphie)
-
Bu palmiyenin dokuma işlerinde kullanılan lifleri
-
[sıfat]
Bu liflerden yapılmış olan
- "Rafya çanta."
-
[isim]
Afrika ve Amerika'da yetişen, iri gövdeli, uzun yapraklı palmiye (Raphie)