İçinde em olan 6 harfli 181 kelime var. İçerisinde EM bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında em olan kelimeler listesine ya da sonu em ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Em Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

E M

2 Harfli Kelimeler

EM, ME

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

EŞLEME

  1. [isim] Eşlemek işi; bağlaşım
  2. [sinema, televizyon] Görüntü ve ses kuşakları arasındaki bağ; senkronizasyon
ÖZLEME

  1. [isim] Özlemek işi; iştiyak
DEMKEŞ

Kelime Kökeni: Farsça demkeş

  1. [sıfat, eskimiş] Dem çeken, güzel ses çıkaran (güvercin)
MAHREM

Kelime Kökeni: Arapça maḥrem

  1. [sıfat] Yakın akrabadan olduğu için nikâh düşmeyen (kimse)
  2. Bakınız gizli
    • "Müdür, dosyadan başka bir rapor çıkardı. Kenarında kırmızı bir damga: Mahrem." (Refik Halit Karay)
  3. [isim] Bakınız sırdaş
    • "Az vakitte mahremlerimden biri oldu." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
ÖNLEME

  1. [isim] Önlemek işi
    • "Ahlak sadece kötülük etmekten çekinmek değildir, başkalarının edecekleri kötülükleri de önlemeye çalışmayı buyurur." (Nurullah Ataç)
EMEKÇİ

  1. [isim] Geçimini beden gücüyle sağlayan kimse
    • "Çocukluğundan başlayarak emekçilerle, sokaktakilerle düşüp kalkmıştı." (Haldun Taner)
  2. Herhangi bir üretim aracına sahip olmayan, geçimini emeği karşılığında sağlayan işçi; proleter
    • "Bildiği veya öğrendiği, asıl çalışmalarını emekçilerin arasında değil, orduda yapmayı sevdikleri idi." (Tarık Buğra)
DEMODE

Kelime Kökeni: Fransızca démodé

  1. [sıfat] Modası geçmiş olan
    • "Zabıt kâtipliği yaptığı anlaşılan astsubay demode bir daktilo makinesi merdanesine kâğıt taktı; adım, soyadım, babamın adı, doğum yeri ve yılı yazıldıktan sonra sorulara geçildi." (Hüseyin Atmaca)
TEMSİL

Kelime Kökeni: Arapça tems̱īl

  1. [isim] Birinin veya bir topluluğun adına davranma
  2. Bakınız oyun
    • "Böyle olmakla beraber, gerek orta oyununun gerek tuluatın köylü temsilleri ile bir münasebeti olsa gerek." (Ahmet Kutsi Tecer)
  3. [bağlaç] Bakınız söz gelişi
  4. [eskimiş, biyoloji] Bakınız özümleme
MELHEM

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız merhem
SEMAVİ

Kelime Kökeni: Arapça semāvī

  1. [sıfat] Allah’tan gelen, ilahi (I)
    • "Semavi bir olay söz konusu olduğunda halk kendi arasındaki konuşmalarda hep bu işin künhünü ancak Fatin hoca bilir, diyerek işin içinden sıyrılırdı." (Ahmet Yüksel Özemre)
  2. [eskimiş] Gökle ilgili, göğe ilişkin; ulvi
    • "İnkıraz edip söndükten sonra dahi kırk yıl ışığını gördüğümüz semavi cisimler gibi hiç değilse yaşanan aşk hikâyesinin sırlarını duyarak ona gönlümüzde bir yer vermek lazım değil miydi?" (Sâmiha Ayverdi)
EMEKLİ

  1. [sıfat] Emek harcanarak elde edilen
  2. [isim] Belirli bir süre çalıştıktan sonra kanunlar gereği işi ile ilgisi kesilerek kendisine aylık bağlanmış olan kimse; mütekait, tekaüt
    • "Buraya gelenler hep asker emeklileridir." (Haldun Taner)
EVSEME

  1. [isim] Evsemek durumu
GÖZLEM

  1. [isim] Bir nesnenin, olayın veya bir gerçeğin, niteliklerinin bilinmesi amacıyla, dikkatli ve planlı olarak ele alınıp incelenmesi; müşahede
    • "Onun romanları düş gücüne değil, gözlem gücüne dayanır." (Salâh Birsel)
  2. İnceleme sonucu elde edilen değer; müşahede
  3. [gök bilimi] Bir gök cismini, bir gök olayını çıplak gözle veya bir araç yardımıyla izleyerek görülen değerleri tespit etme işlemi; rasat
    • "Gök bilimci gözlemle, kimya bilgini ise deneyle gerçeğe varmaya çalışır."
  4. [edebiyat] Bir yazı veya eseri yazmaya başlamadan önce konusuyla ilgili gerekli bilgi, deney, inceleme ve araştırma yapma işi
  5. [felsefe] Çeşitli araç ve gereçlerin yardımıyla olayların sebeplerini bilmek için uygulanan bilimsel yöntem
ÇEMBER

Kelime Kökeni: Farsça çenber

  1. [isim, matematik] Merkez denilen sabit bir noktadan aynı uzaklık ve düzlemdeki noktalar kümesinin oluşturduğu kapalı eğri
  2. [matematik] Bu biçime getirilmiş katı cisimlerin çevresi
    • "Kalbur çemberi."
  3. Çocukların çevirip arkasından koştukları tekerlek biçiminde oyuncak
  4. Sandık, denk, fıçı vb.nin dağılmaması için üzerlerine geçirilen dayanıklı bir cisimden kuşak
  5. Bakınız yemeni
    • "Çemberimde gül oya / Gülmedim doya doya" (Halk türküsü)
  6. [mecaz] Aşılması, çözümü güç durum
  7. [spor] Basketbolda içinden topun geçmesiyle sayı kazanılan ağlı demir halka
İŞLEME

  1. [isim] İşlemek işi
    • "Mermeri peynir gibi yontar, onu müşterilerin zevkine göre işlemesini pek iyi bilirdi." (İsmail Hakkı Baltacıoğlu)
  2. Şiş, tığ, iğne vb. araçlarla elde yapılan, örgü, nakış, oya gibi işlerin genel adı; el işi
    • "Her dokuma parça renkli işleme ve oyalarla bezenmişti." (Falih Rıfkı Atay)
  3. [sıfat] İnce ve süslü işlenmiş
  4. [mecaz] Herhangi bir konuyu ele alarak inceleme
  5. [sinema] Bir filmdeki gizli görüntüyü ortaya çıkarmak için gümüş bromürlü tabakanın laboratuvarda çeşitli kimyasal işlemlerden geçirilmesi
TÜLEME

  1. [isim, ağızlardan] Tülemek işi
GREMSE

Kelime Kökeni: (Alman İmparatoru Kremintz özel adından)

  1. [isim] Bakınız ikibuçukluk (II)
EMBOLİ

Kelime Kökeni: Fransızca embolie

  1. [isim, tıp] Bakınız damar tıkanıklığı
DÜŞLEM

  1. [isim] Düş yoluyla beliren görüntü
    • "Öykümde, düşlemi uç noktasına vardırıp bir öykü kişisinden söz etmiştim." (Selim İleri)
LÖSEMİ

Kelime Kökeni: Fransızca leucémie

  1. [isim, tıp] Bakınız kan kanseri
    • "Basra ilinde, lösemi -ki en yaygın çocuk kanseridir- de dâhil olmak üzere tüm çocuk kanseri türlerine rastlanma oranı ciddi ölçüde artmıştır." (Müge Gürsoy Sökmen)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü