İçinde ela olan 7 harfli 37 kelime var. İçerisinde ELA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ela olan kelimeler listesine ya da sonu ela ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ela Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
ELA
2 Harfli Kelimeler
AL, EL, LA, LE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- VARDELA
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim]
Yaklaşık 3 santimetre genişliğinde yumuşak kösele şerit
-
[isim]
Yaklaşık 3 santimetre genişliğinde yumuşak kösele şerit
- SELANİK
-
-
[isim]
Atkı, hırka vb.nde kullanılan bir tür örgü biçimi
-
[isim]
Atkı, hırka vb.nde kullanılan bir tür örgü biçimi
- NİKELAJ
-
Kelime Kökeni: Fransızca nickelage
-
[isim]
Metal bir yüzeyi nikelle kaplama işi
-
Nikel kaplanmış metal
-
Metal üzerine nikelle yapılmış kaplama
- "Nikelajı çoktan bozulmuş ucuz çatallar..."
-
[isim]
Metal bir yüzeyi nikelle kaplama işi
- TELAKKİ
-
Kelime Kökeni: Arapça telaḳḳī
-
[isim]
Bakınız anlayış
- "Bunu böylece, belki de bir telakkiye göre küstahça yazmamı açık sözlülüğüme bağışlayın."
-
Kabul etme
-
[isim]
Bakınız anlayış
- MODELAJ
-
Kelime Kökeni: Fransızca modelage
-
[isim]
Bakınız oylumlama
-
[isim]
Bakınız oylumlama
- CELADET
-
Kelime Kökeni: Arapça celādet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız yiğitlik
- "Paşa'nın yokluğunun çöküntüye sebep olmaması için kılıcını çekip celadetle düşmanın üzerine hücum ettiği sırada..."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız yiğitlik
- TELATİN
-
Kelime Kökeni: Rusça
-
[isim]
Bir tür sağlam, yumuşak dana veya öküz derisi
-
[isim]
Bir tür sağlam, yumuşak dana veya öküz derisi
- KANDELA
-
Kelime Kökeni: İtalyanca candela
-
[isim, fizik]
Bakınız mum
-
[isim, fizik]
Bakınız mum
- BELAHET
-
Kelime Kökeni: Arapça belāhet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız alıklık
- "Faziletle belahet aynı şey sayılıyor."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız alıklık
- CEVELAN
-
Kelime Kökeni: Arapça cevelān
-
[isim, eskimiş]
Bakınız gezinme
- "Atlarla, arabalarla yapılan bu cevelan, Tünel meydanından Şişli'ye değin uzanır."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız gezinme
- ALELADE
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿalā'l-ʿāde
- MELANİT
-
Kelime Kökeni: Fransızca mélanite
-
[isim, mineraloji]
Doğal demir ve kalsiyum silikat
-
[isim, mineraloji]
Doğal demir ve kalsiyum silikat
- SEYELAN
-
Kelime Kökeni: Arapça seyelān
-
[isim, eskimiş]
Akma, akıntı
-
[fizik]
Bakınız akı
-
[isim, eskimiş]
Akma, akıntı
- BELASIZ
-
-
[sıfat]
Bela içermeyen
-
[sıfat]
Bela içermeyen
- MELANET
-
Kelime Kökeni: Arapça melʿanet
-
[isim, eskimiş]
Büyük kötülük, lanetlenecek iş veya davranış
-
[isim, eskimiş]
Büyük kötülük, lanetlenecek iş veya davranış
- JELATİN
-
Kelime Kökeni: Fransızca gélatine
-
[isim]
Genellikle hekimlik ve fotoğrafçılıkta kullanılan, hayvanların kemik, kıkırdak vb. dokularından veya bitkisel yosunlardan elde edilen saydam, renksiz, kokusuz bir madde
-
Ambalaj için kullanılan ince, parlak bir madde
- "Geri dönüp yediği bonbonların jelatinlerini topladı."
-
[isim]
Genellikle hekimlik ve fotoğrafçılıkta kullanılan, hayvanların kemik, kıkırdak vb. dokularından veya bitkisel yosunlardan elde edilen saydam, renksiz, kokusuz bir madde
- DELALET
-
Kelime Kökeni: Arapça delālet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız kılavuzluk
- "Hemşehrilerinden birinin delaletiyle senet sahiplerinin her birini ayrı ayrı öğrendi."
-
[mecaz]
Bakınız işaret
- "Bu söz, Hamdi Bey’in öfkesini alt ettiğine delaletti."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız kılavuzluk
- BELAGAT
-
Kelime Kökeni: Arapça belāġat
-
[isim]
İyi konuşma, sözle inandırma yeteneği
- "Gülünç olduğu kadar hazin bir belagati varmış."
-
[eskimiş]
Söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı; retorik
-
[edebiyat]
Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak hiçbir yanlış ve eksik anlayışa yer bırakmayan, yorum gerektirmeyen, yapmacıktan uzak, düzgün anlatma sanatı
- "Hakikati ifade için yazıdan ziyade resmin belagatine müracaat daha doğru olacak."
-
[mecaz]
Bir şeyde gizli olan derin anlam
- "Sükûtun belagati."
-
[isim]
İyi konuşma, sözle inandırma yeteneği
- SELASET
-
Kelime Kökeni: Arapça selāset
-
[isim, edebiyat]
Bakınız akıcılık
- "O zaman edebiyat, içi mazmun, dışı selaset bir fesahat hünerinden ibaretti."
-
[isim, edebiyat]
Bakınız akıcılık
- FELAKET
-
Kelime Kökeni: Arapça felāket
-
[isim]
Büyük zarar, üzüntü ve sıkıntılara yol açan olay veya durum; yıkım, katastrof
- "İnsanların korkması icap eden en büyük felaket, kötü ahlaktır."
-
[sıfat]
Çok kötü
- "Felaket bir yazı."
-
[sıfat]
Şaşırtıcı, hayrete düşürücü
- "Bu kız felaket."
-
[isim]
Büyük zarar, üzüntü ve sıkıntılara yol açan olay veya durum; yıkım, katastrof