İçinde ela olan 7 harfli 37 kelime var. İçerisinde ELA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ela olan kelimeler listesine ya da sonu ela ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Ela Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A E L

3 Harfli Kelimeler

ELA

2 Harfli Kelimeler

AL, EL, LA, LE

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

VARDELA

Kelime Kökeni: Rumca

  1. [isim] Yaklaşık 3 santimetre genişliğinde yumuşak kösele şerit
SELANİK

  1. [isim] Atkı, hırka vb.nde kullanılan bir tür örgü biçimi
NİKELAJ

Kelime Kökeni: Fransızca nickelage

  1. [isim] Metal bir yüzeyi nikelle kaplama işi
  2. Nikel kaplanmış metal
  3. Metal üzerine nikelle yapılmış kaplama
    • "Nikelajı çoktan bozulmuş ucuz çatallar..." (Çetin Altan)
TELAKKİ

Kelime Kökeni: Arapça telaḳḳī

  1. [isim] Bakınız anlayış
    • "Bunu böylece, belki de bir telakkiye göre küstahça yazmamı açık sözlülüğüme bağışlayın." (Nâzım Hikmet)
  2. Kabul etme
MODELAJ

Kelime Kökeni: Fransızca modelage

  1. [isim] Bakınız oylumlama
CELADET

Kelime Kökeni: Arapça celādet

  1. [isim, eskimiş] Bakınız yiğitlik
    • "Paşa'nın yokluğunun çöküntüye sebep olmaması için kılıcını çekip celadetle düşmanın üzerine hücum ettiği sırada..." (Mehmed Niyazi)
TELATİN

Kelime Kökeni: Rusça

  1. [isim] Bir tür sağlam, yumuşak dana veya öküz derisi
KANDELA

Kelime Kökeni: İtalyanca candela

  1. [isim, fizik] Bakınız mum
BELAHET

Kelime Kökeni: Arapça belāhet

  1. [isim, eskimiş] Bakınız alıklık
    • "Faziletle belahet aynı şey sayılıyor." (Peyami Safa)
CEVELAN

Kelime Kökeni: Arapça cevelān

  1. [isim, eskimiş] Bakınız gezinme
    • "Atlarla, arabalarla yapılan bu cevelan, Tünel meydanından Şişli'ye değin uzanır." (Salâh Birsel)
ALELADE

Kelime Kökeni: Arapça ʿalā'l-ʿāde

  1. [sıfat] Bakınız sıradan
    • "Bu namaz, alelade bir ibadet değildi." (Ruşen Eşref Ünaydın)
  2. Bakınız bayağı
    • "Bunu alelade bir muharrir değil, hayatı deşen realist bir romancı yazıyor." (Nâzım Hikmet)
MELANİT

Kelime Kökeni: Fransızca mélanite

  1. [isim, mineraloji] Doğal demir ve kalsiyum silikat
SEYELAN

Kelime Kökeni: Arapça seyelān

  1. [isim, eskimiş] Akma, akıntı
  2. [fizik] Bakınız akı
BELASIZ

  1. [sıfat] Bela içermeyen
MELANET

Kelime Kökeni: Arapça melʿanet

  1. [isim, eskimiş] Büyük kötülük, lanetlenecek iş veya davranış
JELATİN

Kelime Kökeni: Fransızca gélatine

  1. [isim] Genellikle hekimlik ve fotoğrafçılıkta kullanılan, hayvanların kemik, kıkırdak vb. dokularından veya bitkisel yosunlardan elde edilen saydam, renksiz, kokusuz bir madde
  2. Ambalaj için kullanılan ince, parlak bir madde
    • "Geri dönüp yediği bonbonların jelatinlerini topladı." (Elif Şafak)
DELALET

Kelime Kökeni: Arapça delālet

  1. [isim, eskimiş] Bakınız kılavuzluk
    • "Hemşehrilerinden birinin delaletiyle senet sahiplerinin her birini ayrı ayrı öğrendi." (Ercüment Ekrem Talu)
  2. [mecaz] Bakınız işaret
    • "Bu söz, Hamdi Bey’in öfkesini alt ettiğine delaletti." (Kemal Tahir)
BELAGAT

Kelime Kökeni: Arapça belāġat

  1. [isim] İyi konuşma, sözle inandırma yeteneği
    • "Gülünç olduğu kadar hazin bir belagati varmış." (Halit Fahri Ozansoy)
  2. [eskimiş] Söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı; retorik
  3. [edebiyat] Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak hiçbir yanlış ve eksik anlayışa yer bırakmayan, yorum gerektirmeyen, yapmacıktan uzak, düzgün anlatma sanatı
    • "Hakikati ifade için yazıdan ziyade resmin belagatine müracaat daha doğru olacak." (Sermet Muhtar Alus)
  4. [mecaz] Bir şeyde gizli olan derin anlam
    • "Sükûtun belagati."
SELASET

Kelime Kökeni: Arapça selāset

  1. [isim, edebiyat] Bakınız akıcılık
    • "O zaman edebiyat, içi mazmun, dışı selaset bir fesahat hünerinden ibaretti." (Yahya Kemal Beyatlı)
FELAKET

Kelime Kökeni: Arapça felāket

  1. [isim] Büyük zarar, üzüntü ve sıkıntılara yol açan olay veya durum; yıkım, katastrof
    • "İnsanların korkması icap eden en büyük felaket, kötü ahlaktır." (Sâmiha Ayverdi)
  2. [sıfat] Çok kötü
    • "Felaket bir yazı."
  3. [sıfat] Şaşırtıcı, hayrete düşürücü
    • "Bu kız felaket."
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü