İçinde e olan 6 harfli 2440 kelime var. İçerisinde E harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında e harfi olan kelimeler listesine ya da Sonu e harfi ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ARDİYE
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Genellikle ticaret eşyasının saklandığı yer, depo, antrepo
- "Ardiyeler ağız ağıza dolmuştu." (Sait Faik Abasıyanık)
-
Evlerde kullanılmayan, saklanması gereken eşyaların konulduğu bölüm
-
Böyle bir yerde saklanılan eşya için ödenen ücret
-
[isim]
Genellikle ticaret eşyasının saklandığı yer, depo, antrepo
- CENKÇİ
-
-
[sıfat]
Savaşçı, kavgacı
-
[sıfat]
Savaşçı, kavgacı
- DESPOT
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Bir ülkeyi zora ve baskıya dayanarak yöneten kimse
-
Her istediğini ve dilediğini yaptırmak isteyen kimse, tiran
-
[sıfat]
Zorba
-
[isim]
Bir ülkeyi zora ve baskıya dayanarak yöneten kimse
- GÖZELİ
-
-
[sıfat]
Gözesi olan
-
[sıfat]
Gözesi olan
- KORNEA
-
Kelime Kökeni : Latince
-
[isim]
Saydam tabaka
-
[isim]
Saydam tabaka
- LEZYON
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Doku bozukluğu
-
[isim]
Doku bozukluğu
- MESLEK
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Bir kimsenin geçimini sağlamak için yaptığı sürekli iş
- "Mesleği ile ilgili olanlar bir yana bırakılırsa çok az kitabı vardı." (Tarık Buğra)
- "Mesleğimin eri olduğumu takdir edersiniz." (Reşat Nuri Güntekin)
-
Uğraş
-
Birbirine bağlı bilimsel veya felsefi düşünceler birliği
-
Dizge
-
Çığır, okul, ekol
- "Edebî meslekler."
-
[isim]
Bir kimsenin geçimini sağlamak için yaptığı sürekli iş
- ÖVÜNME
-
-
[isim]
Övünmek işi, kıvanç, iftihar
- "Bu hatıralar sonradan birçok defa övünmeme vesile teşkil etmiştir." (Reşat Nuri Güntekin)
-
[isim]
Övünmek işi, kıvanç, iftihar
- RÖLÖVE
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Bir yapının bütün boyutlarını ölçerek plan, kesit ve görünüşünü yeniden çıkarma
-
[isim]
Bir yapının bütün boyutlarını ölçerek plan, kesit ve görünüşünü yeniden çıkarma
- SENDİK
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Bir birliğin, ortaklığın veya alacaklılar grubunun haklarını korumakla görevli kimse
-
[isim]
Bir birliğin, ortaklığın veya alacaklılar grubunun haklarını korumakla görevli kimse
- STEPNE
-
Kelime Kökeni : İngilizce
-
[isim]
Yedek lastik
-
[isim]
Yedek lastik
- TÜMBEK
-
-
[isim]
Tümsek
-
[isim]
Tümsek
- ZEAMET
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Tımar
-
[isim]
Tımar
- BEŞTAŞ
-
-
[isim]
Beş tane taşla oynanan bir tür çocuk oyunu
-
[isim]
Beş tane taşla oynanan bir tür çocuk oyunu
- CEYHAN
- ...
- EKOLOG
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Ekolojiyle uğraşan kimse, ekoloji uzmanı
-
[isim]
Ekolojiyle uğraşan kimse, ekoloji uzmanı
- ERİTEN
-
-
İçinde katı bir madde eriyebilen veya katı bir maddeyi eritebilen (sıvı)
-
İçinde katı bir madde eriyebilen veya katı bir maddeyi eritebilen (sıvı)
- ERTESİ
-
-
[sıfat]
Bir günün, bir haftanın, bir ayın, bir yılın ardından gelen (gün, hafta, ay, mevsim, yıl)
- "Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk, / Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk." (Faruk Nafiz Çamlıbel)
-
[sıfat]
Bir günün, bir haftanın, bir ayın, bir yılın ardından gelen (gün, hafta, ay, mevsim, yıl)
- FETTAN
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[sıfat]
Fitneli, karıştırıcı
-
Gönül ayartıcı, cilveli
- "Bunun için değil mi ki senin kadın tanıdıklarının hepsi fettandırlar." (Peyami Safa)
-
[sıfat]
Fitneli, karıştırıcı
- GELMEK
-
-
[-den]
Bir yere gitmek, ulaşmak, varmak
- "Gurbetten gelmişim yorgunum, hancı." (Bekir Sıtkı Erdoğan)
- "Sen gel de bu işe kızma. Gelsin de bu işin içinden çıksın bakalım."
- "Oh, artık sabahın bu vaktinde güneş henüz doğarken bu serin harman yerinde, gel keyfim gel." (Osman Cemal Kaygılı)
- "Gel zaman git zaman, bir gün Güven Parkı'nda otururken..."
-
Geriye dönmek
- "... adamı Ödemiş'ten aldım geldim, her masrafını çektim." (Necati Cumalı)
-
Oturmaya, ziyarete gitmek
- "Dün akşam amcamlar bize geldi."
- "Kızcağız bilir ki bu sözler kızgınlık sözleridir, gelir geçer." (Memduh Şevket Esendal)
-
İsabet etmek
- "Kurşun ayağına geldi."
-
Varmak, ulaşmak
- "Derslerin artık sonuna geldik. Telgraf geldi."
-
Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek
- "Eski çağlardan birçok anıt çağımıza kadar gelmiştir."
-
Ortaya çıkmak, doğmak
-
Belli bir süre dolmak
- "Vakit kuşluğu aşmış, öğleye geliyordu." (Necati Cumalı)
-
Belli bir zamana ulaşmak
-
Kadar olmak
- "Boyu ancak omzuna geliyor."
-
Çıkmak, yönelmek
- "Merak etme, ondan kimseye kötülük gelmez."
-
İzlemek, takip etmek
- "Çocuklar arkadan geliyordu."
-
Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak
- "Kahve Brezilya'dan geliyor."
-
Katılmak, eklenmek
- "Türkçede ekler kelimelerin sonuna gelir."
-
Türemek
-
Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek
- "Şimdi sözü burada kesip asıl konumuza gelelim."
-
Sonuç çıkmak
- "Bu davranışlardan ne gelir bilinmez."
-
Dayanmak, tahammül etmek
- "Birazcık üşütmeye gelmiyor, hemen hastalanıyor."
-
Kendine yapılan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak
- "Kadri o adamlardandır ki iyi davranmaya, yüz vermeye gelmez." (Memduh Şevket Esendal)
- "Bizim baştan savma işe gelmediğimizi bilirsin." (Refik Halit Karay)
-
[-e]
Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek
- "Dediğime geldiniz mi?"
-
Etkisini herhangi bir biçimde göstermek
- "Buranın havası iyi geldi. Burası bana çok sıcak geldi."
-
Kazanılmak, sağlanılmak
- "Çiftlikten onlara ayda beş yüz milyon lira gelir."
-
Uymak
- "Bu ayakkabı sana küçük gelir."
-
Olmak, -e uğramak
- "Felç gelmek. Başımıza bir bela geldi."
-
Akmak
- "Burnundan kan geldi. Musluktan su gelmiyor."
-
Düşmek, rast gelmek
- "Buraya ışık gelmiyor."
-
Görünmek, sanılmak
- "Baygın da olsa yabancı bir kadını böyle kucağında tutmak ona pek ayıp bir şey gibi geldi." (Haldun Taner)
-
[-e]
Uygun düşmek
- "Caddelerde oturmaya gelmez." (Ömer Seyfettin)
-
[-e]
Başlamak, ortaya çıkmak
-
Mal olmak
- "Bu bardakların tanesi yüz liraya geldi."
-
Biriyle birlikte gitmek
- "Ben İstanbul'a gidiyorum, benimle gelir misiniz?"
-
Başlamak, ulaşmak
- "Saati gelince söylerim. Öyle bir zaman gelecek ki..."
-
İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil
- "Uykusu gelmek."
-
[yardımcı fiil]
Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur
- "Alışageldiğimiz bir anlamı vardı."
-
-mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar
- "Görmezlikten gelmek. İşitmezlikten gelmek."
-
Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar
- "Yola gelmek. Meydana gelmek. Hatıra gelmek. Akla gelmek."
-
...-dikçe, ...-esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil
- "Baktıkça bakası gelmek. Yedikçe yiyesi gelmek."
-
Herhangi bir sırada bulunmak
- "Başta gelmek. Önde gelmek. Birinci gelmek."
-
[-den]
Bir yere gitmek, ulaşmak, varmak