İçinde dok olan 8 harfli 16 kelime var. İçerisinde DOK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında dok olan kelimeler listesine ya da sonu dok ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Dok Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

D K O

3 Harfli Kelimeler

DOK, KOD

2 Harfli Kelimeler

DO, OD, OK

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

DOKSANAR

  1. [sıfat] Doksan sıfatının üleştirme sayı sıfatı
  2. Her birine doksan, her defasında doksanı bir arada olan
DOKUZTAŞ

  1. [isim] Dokuz taşla oynanan ve taşların yerleri ile yürütme yolları çizgilerle gösterilen oyun; dokurcun
PARADOKS

Kelime Kökeni: Fransızca paradoxe

  1. [isim] Aykırı düşünce
    • "Başından beri çevremizde bize karşı bir kalabalık, gerçek dışı bir grup olarak kaldık, toplumsal bir paradoks olarak." (Attilâ İlhan)
  2. Bakınız çelişki
  3. [felsefe] Düşünceler arasında tartışmaya açık, kesin bir yargı içermeyen karşıtlık
DOKUMALI

  1. [sıfat] Dokuması olan
  2. Dokunmuş
    • "Ayağındaki seyrek dokumalı çorabından utanarak beni önüne doğru itip arkamdan yürüdü." (Falih Rıfkı Atay)
DOKUYUCU

  1. [isim] Bakınız dokumacı
ENDOKRİN

Kelime Kökeni: Fransızca endocrine

  1. [isim, anatomi] Bakınız iç salgı
DOKUTMAK

  1. [-e, -i] Dokuma işini yaptırmak
DOKUNSAL

  1. [sıfat, biyoloji] Dokunum ile ilgili olan
DOKUZGEN

  1. [isim, matematik] Dokuz kenarı olan çokgen
  2. [sıfat] Bu biçimde olan
ORTODOKS

Kelime Kökeni: Fransızca orthodoxe

  1. [isim, din bilimi] Ortodoksluğa mensup olan kimse
DOKUMACI

  1. [isim] Kumaş dokuyan veya dokuma ticareti yapan kimse; dokuyucu
    • "On iki yaşından beri on beş yıl dokumacı olarak çalışmıştı." (Necati Cumalı)
DOKUZLUK

  1. [sıfat] Dokuzu bir arada, dokuz taneden oluşmuş, dokuz tane alabilen
DOKUNMAK

  1. [-e] Nesnelerin sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık vb. niteliklerini derinin altındaki sinir uçları aracılığıyla duymak; yordamlamak, temas etmek
    • "Bir elektrik zilinin düğmesine dokunduk." (Ahmet Haşim)
  2. Birbirine veya bir şeye hafifçe değmek; ilmek (III)
  3. El sürmek, el sürüp arıştırmak
    • "Bu kâğıtlara kimse dokunmasın."
  4. [nesnesiz] Alıp kullanmak, el sürmek
    • "Buğdaydan, bulgurdan ne varsa kimse dokunmuyor, daha zor günlere saklıyordu." (Nezihe Araz)
  5. [nesnesiz] Sağlığını bozmak, rahatsızlanmasına sebep olmak, yaramamak
    • "Bu yemek bana dokunur. Bu hava dokundu."
  6. İnsanın içine işlemek, duygulandırmak, etkilemek
    • "Hiçbir gözyaşının bana onunkiler kadar dokunduğunu hatırlamıyorum." (Reşat Nuri Güntekin)
  7. Bakınız değinmek
    • "Eğitim konusuna dokunan bir yazı."
  8. Onur, anlayış vb. ile uyuşmaz bir durum ortaya çıkmak
  9. [mecaz] Tedirgin etmek, rahatsız etmek; batmak
DOKSANLI

  1. [sıfat] Doksan parçası bulunan, doksan parçadan oluşan
  2. İçinde doksan tane aynı nesneden bulunan
  3. Doksan ile yüz arasında olan
DOKURCUN

  1. [isim, ağızlardan] Ot veya ekin yığını
  2. Bakınız dokuztaş
  3. Çizgili şayak kumaş; tokurcun
DOKURCUK

  1. [isim] Desenli veya yollu dokunmuş yün kumaş
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü